Hiyerarşi ve Sömürgecilik

felsefe Nedir

Darwin, yaşadığı toplumun farklı sınıflardan oluştuğu ve herkesin aile yapılan ve ekonomik güçleri doğrultusunda çeşitli basamaklardaki statülere sahip olduğu gözleminden yola çıkarak doğada da bir hiyerarşi olduğu kanaatine varmıştı. Ama daha önceki anlayışların tersine, onun doğa anlamında bu statüler varlıklara yüksek bir otorite tarafından verilmiyordu.

Her canlı, kendi konumunu yükseltebilmek için çalışmak, mücadele etmek zorundaydı. Bu görüş de liberal ekonomili İngiltere’de elde ettikleri kazançla yükselerek kendi konumunu oluşturan burjuva sınıfını bire bir tanımlıyordu. Her canlının konumunun değişmez olduğu kozmolojiler yerine, sonraki nesillerin kazanılan. özelliklerle birlikte ilerleme kaydedebilmeleri de İngiliz orta sınıfım idealleriyle tamamen uyumluydu.

Canlıların doğada bir konum elde edebilmeleri için mücadele etmesi, az sayıdaki konum için çok sayıda organizmanın yarışması anlamına gelmektedir. Bazı organizmalar zaten bir konuma sahip olduklarından yarış, ya kendi konumunu korumak ya da başkasının konumunu ele geçirmek şeklinde gerçekleşecektir. Doğada yanşan bu organizmaların fazlalığı sorunu ise İngiltere’de 1800’lerdeki ekonomik hayatı yani kronik işsizliğin fazlalığının bir yansımasıydı.

Bir canlının, başkasının elinde bulunan pozisyonu elde etmek yada yeni pozisyonlar üretmek için farklı ve çok çeşitli özelliklere sahip olması gerekir. Luhmann’ın belirttiği gibi, “Daha kompleks sistemle; çevreleriyle değişik şekillerde iletişim ve ilişki kurabilme bakımından daha avantajlıdırlar ve bu sayede çevrelerine daha karmaşık ve kompleks tepkiler verebilirler.

Darwin de bir organizmanın yeni bir pozisyonu elde etmek ya da mevcut konumunu yükseltebilmek için, diğerlerinden farklı özellikler sergilemesi gerektiğini düşünmüştür. Bu farklılaşmayla yeni pozisyonlar oluşmasının yolu açılıyor, yarış hafifliyordu. Donald Worste’nin belirttiği gibi “Darwrin’e göre ayrışma, doğanın sinirli kaynaklarından yararlanmak için yapılan acımasız yarışı hafifletme yöntemidir.”

Darwin’in bu düşüncesi de, XIX. yüzyılda ülkelerindeki işsizlik nedeniyle milyonlarca İngiliz vatandaşının yabancı ülkelerde (sömürge ve kolonilerde) yeni ekonomik fırsatlar aramak için ülkelerini terk etmelerinin bir yansımasıydı. İngiltere’nin, dünyanın en uzak bölgelerinde etkisini arttırdığı ve keşfettiği yeni ülkeleri sömürgeleştirdiği bir zamanda Darwin; sömürgeciliğe biyolojik bir temel sağlamış oluyordu. Darwin’in yaşadığı ortamın yeni ekonomik düzen.inden etkilenerek biyolojiye uyarladığı teorisi, şimdi ekonomik ve politik amaçlar için kullanılıyor, yeni ekonomik düzenin yerleşmesi, kabul edilmesi ve sürmesi’ için biyolojik bir teorinin ekonomiye uyarlandığı görüşü yerleşiyordu. Darwin’in “Farklı ırklardan iki insan karşılaşınca, tıpkı iki farklı türden hayvan gibi davranırlar. Dövüşürler, birbirlerine zarar verirler; ama ardından en güçlü bünyenin (yani insandaki aklın) kazanacağı ölümcül mücadele başlar.” sözleri “Doğal seleksiyon o kadar etkilidir ki tüm dünyada alt ırklar üst medeniyetlerin ırkları tarafından zamanla bertaraf edileceklerdir.” şekline dönüşmüştü.

Ekonomik sistemde en çok kâr getirenle, doğada en güçlü ve uyumlu olanın ayakta kalmasını özdeşleştiren Alchian da bu konuda, “Serbest ekonomik sistemlerde piyasa, en karlı ve başarılı projelerin uygulanması ya da bunları uygulayan şirketlerin varlığını sürdürebilmesi kararını kendiliğinden verir. Tek tek bireyler ya da firmalar bunu belirleyemediği gibi, belirleyici mekanizmanın ne olduğunun da farkında değillerdir. Türlerde görüldüğü gibi, hızlı olmanın yetmediği sadece en hızlı olanın öne çıktığı ve yaşamım sürdürebildiği gerçeği, ekonomide de kar etmenin yeterli olmadığı ve en çok kar edenin diğerlerine üstünlük sağlayıp onları zayıflatarak varlığını devam ettirebildiği şeklinde görülmektedir.”demektedir.

Dönemin “kazanç” ve “aktarma” kavramlarının benzerleri de Darwin’in kalıtsal özellikler teorisinde karşımıza çıkmaktadır. Burjuva sınıfı, yeni ekonomik sistemle, şimdiye kadar görülmemiş miktarlarda kazançlar elde ediyor ve bunları çocuklarına devrediyordu. İşte bu mekanizma da evrim teorisinde; organizmaların, bedensel kazançlarını (özelliklerini) oğul döllere aktararak onların yanşa daha kazançlı başlamalarını sağlaması şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Kaynak: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Sosyal Darwinizmin Din Sosyolojisi Açısından İncelenmesi, Hasan Tahsin İNCE

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*