Felsefe hakkında her şey…

Voltaire’in İnanç ve İstenç Özgürlüğü Anlayışı

10.11.2019

Voltaire, insan ruhu kavramı bakımından daha ilerici bir konumda görünmektedir: Çünkü maddi olmayan bir tözsel varlık olarak ruh kuramını gereksiz bir varsayım olarak görüyordu. Felsefe Sözlüğü’nde ruh üzerine olan makalede ‘tinsel ruh’ gibi terimlerin yalnızca bilgisizliğimizi örten sözcükler olduğunu ileri sürmüştür.

Örneğin Platon’da duyusal ruh ve anlıksal ruh ayrımları vardır ama Voltaire, duyusal ruh diye bir şey olmadığını onun yerine salt organların devinimlerinin bulunduğunu öne sürüyordu. Bunun yanı sıra zihinsel ruhlar (akıl-nous ve duygu-spirit) dediği şeyler için de iyi bir açıklama bulabilmiş değildir ancak inanç yoluyla bunları n bilinebileceğini öne sürer.

Voltaire, maddi olmayan bir tözsel varlık olarak ruh kavramını gereksiz bir varsayım olarak görmekteydi.

İstenç özgürlüğüne gelince: Newton’un Felsefesi başlıklı yapıtında istenç özgürlüğünü kabul etmiş görünür; “eğer sola ya da sağa dönme konusunda bir seçim yapabiliyorsam ve eğer birini yapmaya doğru hiçbir eğilimim ve ötekine karşı hiçbir isteksizliğim yoksa seçim kendi öz-istencimin sonucudur” demektedir. “Beni şu değil ama bu yolda davranmaya yönelten hiçbir güdüm olmadığı zaman, ilgisizlik özgürlüğünü taşıdığım söylenebilir.” diye eklemiştir. Ancak ilgisizlik özgürlüğü burada oldukça sözel anlamda kullanılmıştır: Eğer güdülerimiz varsa istencimiz bu güdüler tarafından belirlenir; bu güdüler zihnin ya da içgüdünün son sözüdür. Voltaire bu noktada özgürlüğü ikircimli bir duruma düşürmektedir. Çünkü “Her şeyin nedeni vardır öyleyse senin istencinin de. Öyleyse hiç kimse kazanmış olduğu son düşüncenin bir sonucu olması dışında isteyemez.” (akt. Copleston, 1996: 29) söylemi istenç özgürlüğünden çark ettiğini göstermektedir. Bu noktada yine Locke’tan etkilendiği söylenebilir: Locke, özgürlük terimini kullanmayı göze alamamıştır. Ona göre özgürlük terimi kuruntudan başka bir şey değildir, kişinin istediğini yapabilme gücünden başka neyin sözü edilebilir ki?

Locke’tan bu etkilenişin sonucu olarak, Voltaire, Felsefe Sözlüğü’nde ‘ilgisizlik özgürlüğü’nü anlamsız bir sözcük olarak ilan eder: Kişinin istediği şey güdü tarafından belirlenir ama o, davranmakta ya da davranmamakta özgür olabilir; eş deyişle kişinin, yerine getirmeyi istediği eylemi yerine getirmesi gücü kendinde olabilir ya da olmayabilir. İstencimiz değil ama eylemlerimiz özgürdür; davranma gücünü bulduğumuz zaman davranmakta özgürüzdür. Bu durumda güdülerimiz ve taşıdığımız güç tarafından belirlenmiş görünüyoruz. Nitekim Voltaire, Bilgisiz Filozof’ta, ‘özgür istenç’ kavramının anlamsız olduğunu ileri sürer. Çünkü özgür bir istenç yeterli güdüsü olmayan bir istenç olacak ve doğanın izlediği yolun dışına düşecektir. Şansa bağlı davranma diye bir almaşık da yoktur. Şans herhangi bir bilinmeyen nedenin bilinen etkisini anlatmak için başvurulan bir sözcüktür. Özgürlük duygusu ise kişinin istenen eylemi yerine getirmeye gücü olduğu zaman, isteneni yapabilecek olduğundan daha çoğunu göstermez.

Voltaire’in istenç özgürlüğünden giderek belirlenimciliğe kayması ahlaksal yasa düşüncesinden uzak kaldığı anlamına gelmez. Herhangi bir doğuştan yasa olmadığı konusunda yine Locke ile anlaşmaktadır. Ama Tanrı tarafından o şekilde oluşturulmuşuz ki zamanın akışı içinde yasanın zorunluluğunu görmeye başlarız. İnsan yaratılıştan öyle duygularla donatılmıştır ki, bunlar, sonsuzluk kipinde insan toplumunun genel yasalarını yaratırlar: Temel yasanın içeriği, başkalarını incitmemekten ve birinin komşusunu ahlaksızca incitmediği sürece hoşuna gideni yapabilmesinden oluşur. Görüldüğü gibi oldukça yalın bir içeriktir bu. Voltaire ahlaksal kanı ve kanaatlerin orada burada farklılık gösterdiğini, ahlaksal kuralların da tıpkı diller ve görenekler gibi değişken olduklarını, belirtmesine karşın, hiçbir zaman mutlak bir ahlaksal rölativist olmamıştır; tıpkı her zaman deistik konumunu korumuş olması gibi.

Voltaire başlangıçta insanın istenç özgürlüğünü kayıtsızca savunmuşsa da zaman içinde daha belirlenimci bir konuma gelmiştir.

Voltaire, insan özgürlüğü konusunda, giderek ruhbilimsel açıdan belirlenimci bir konuma gelmesine karşın, politik özgürlüğün kararlı bir savunucusu durumundaydı. Aydınlanmacı kimliğinin birincil göstergesi, kişi özgürlüklerinin tanınması yolunda koyduğu savaşımdır. Çünkü yine Locke’u izleyerek devletin saygı duyması ve koruması gereken bir insan hakları öğretisine inanıyordu ve İngiltere’de yürürlükte olan özgürlük koşullarına tıpkı Montesquieu gibi o da hayranlık duyuyordu. Politik özgürlükten anladığı ilk elde bir düşünce ve ifade özgürlüğü idi. Bu açı- dan öncelikle ilgilendiği grup kendisi gibi olanlar yani filozof sanıyla anılan kişilerin özgürlük kazanımları idi. Halk egemenliğini geliştirme anlamında bir özgürlükçü ya da demokrat değildi. Bilimsel ve ekonomik ilerleme için zorunlu gördüğü hoşgörüyü savunuyordu. Despotik, baskıcı otokrasiden nefret ediyordu. Onun ideali filozofların etkileriyle aydınlanmış iyiliksever bir tek erk idi. Halkı ‘ayaktakımı’ olarak adlandırıyordu, ayaktakımı her zaman ayaktakımı olarak kalacaktı. Özgürlük ve hoşgörü için daha iyi koşullar ve her alandaki sorunları çözecek araçlar tek erkin yönetimi altında da sağlanabilirdi. Bunun için her şeyden önce Kilisenin gücünün kırılması ve Hıristiyan dogma ve boş inançların felsefi aydınlanma ile ortadan yok edilmesi gerekir. Çünkü Voltaire’in gerçek düşmanı kral değil din adamları sınıfı idi. Anayasanın özgürleştirilmesinden daha çok din adamlarının etkisinden kurtarılması anlamında kralın gücünün artırılmasından yana idi. Bu son söylenenler Voltaire’in bir ilerleme karşıtı olduğunu düşündürmemelidir. Tersine ilerleme düşüncesinin en etkili yayıcılarından birisi idi. Ama onun ilerlemeden anladığı, ussal, bilimsel ve ekonomik ilerleme idi. Bunu da aydınlanmış bir tek erkin yönetimi çok daha kolaylıkla sağlayabilirdi. Eğitimsiz halk çoğunluğunun işlettiği bir yönetim biçimi olarak demokrasiye hiçbir biçimde güven duymuyordu.

Voltaire, baskıcı otoriteden nefret ediyor, bilimsel ve ekonomik ilerleme için zorunlu gördüğü hoşgörüyü savunuyor, filozofların etkisiyle aydınlanmış iyiliksever bir tek erkin idaresini savunuyordu.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...