Diyalektik ve Dünya Arasındaki İlişki

Hegel’in diyalektik incelemesi, ortaya çıkmak, gelişmek ve hareket etmek gibi terimler içerir.

Bu terimler bir taraftan bu felsefe yöntemi hakkındaki önemli bir şeyi yansıtırlar ki bu da hiçbir varsayım olmadan ve en az tartışmalı noktadan başlayıp diyalektik bir açılma süreci aracılığıyla sürekli daha zengin ve doğru kavramlara doğru gitmeye olanak tanımasıdır. Ancak diğer taraftan Hegel açıkça, bu gelişmelerin sadece ilginç mantık doğrulara değil, tarihin işleyişinde görülebilen gerçek gelişmeler olduklarını da savunmaktadır. Örneğin antik Yunan’daki bir adam ile modern dünyadaki bir adam elbette farklı şeyler düşüneceklerdir, ama Hegel onların düşünme yöntemlerinin de farklı olduğunu ve farklı bilinç türlerini -ya da düşünce ve bilincin tarihsel gelişimi içinde farklı evreleri- temsil ettiklerini öne sürer.

Hegel ilk önemli eseri “Tinin Fenomenolojisi”nde bu bilinç formlarının diyalektik gelişiminin bir dökümünü verir. Her insanın sahip olabileceği bilinç türleriyle başlar ve kolektif bilinç formlarına kadar gider. Ve bunu yaparken bu bilinç türlerinin bazı belirli tarihsel dönemlerde veya olaylarda açığa çıktıklarını -bunun en ünlü örneği de Amerikan ve Fransız devrimleridir- göstermek istermiş gibi bir yol izler. Aslında Hegel tarihin belirli zamanlarında Tinin bir sonraki devrimci değişiminin kendisini, bireysel bir bilinçlilik olarak Tinin tarihindeki rolünün hiç farkında olmayan bir birey (Napolon Bonaparte gibi) olarak tezahür ettirebileceğini bile ileri sürer. Ve bu bireylerin kaydettikleri gelişme her zaman Tinin (insan formunda) görünüşlerini, tekrarlayan güç durumlardan kurtarmalarıyla -muhtemelen kendileri de daha önceki tiranları alt etme sonucu göreve gelmiş tiranları alt etmeleriyle karakterize edilir.

Bu olağandışı fikir -bilincin yapısının zaman içinde değiştiği ve tarihte görülebilir bir örüntüye göre değiştiği- şu anlama gelir: İnsanlar hakkında hiçbir şey yoktur ki yapısı bakımından tarihsel olmasın. Dahası, bilincin bu tarihsel gelişimi öylesine, rast gele de oluşmaz. Diyalektik bir süreç olduğundan bir tür belirli yön duygusu ve bitiş noktası olmak zorundadır. Hegel bu bitiş noktasını “Mutlak Tin” olarak tanımlar ve bununla bilincin artık bireylere ait olmayan, onun yerine bir bütün olarak gerçekliğe ait olan ileri bir evresini kast eder. Gelişiminin bu noktasında bilgi artık kusursuzdur ki Hegel’e göre olması gereken de budur, çünkü Tin diyalektik sentez aracılığıyla hem bileni hem de bilineni kuşatmıştır.

Buna ek olarak Tin bu bilgiyi kendi tamamlanmış özünden —bilmese de her zaman kendisinin parçaları olan “ötekiliğin” tüm formlarının tam özümsenişi— başka bir şey değilmiş gibi kavrar. Diğer bir deyişle Tin sadece gerçekliği kuşatmaz; bu gerçeklik kuşatmasına doğru hareketten başka bir şey olmayan kendisinin farkına varır. Hegel’ in “Tinin Fenomenolojisi”nde yazdığı gibi “Tarih ise bilme yoluyla kendini dolaylı kılan oluştur. Zamanda dışlaşan Tindir.”

Peki ya içinde yaşadığımız ve insanlık tarihinden tamamen ayrıymış gibi görünen dünyadan ne haber? Gerçekliğin tarihsel olduğunu söylemek ne demektir? Hegel’e göre bizim sıradan bir şekilde “doğa” veya “dünya” dediğimiz şey aynı zamanda Tindir. Hegel bunu şöyle anlatır: “Doğa bir aşamalar sistemi olarak görülmelidir. Biri zorunlu olarak diğerinden doğan ve sonucu olduğu aşamanın en yakın harkikati bir varlık olarak.” Hegel doğanın aşamalarından birinin, “sadece Hayat” olandan (yaşayan bir bütün olarak doğa) “Tin olarak varoluş”a doğru gelişme olduğunu söyleyerek devam eder.

Doğanın bu aşamasında farklı bir diyalektik, bilinçliliğin kendisi mutlak tinin kendini gerçekleştirmeye doğru giden diyalektik ilerleyişindeki formlar başlar. Hegel bu ilerlemeyi şöyle açıklar: Bilinç kendini önce bir maddede ya da doğal dünyada ayrı bir yer kaplayan diğer bireylerin bilinci arasında bir birey olarak düşünür. Ancak bilincin sonraki aşamaları artık bu bireylerin bilinci olmaktan çıkar ve sosyal ve politik grupların bilinci haline gelir. Ve böylece diyalektik mutlak tinin aşamasına erişene kadar kendini arındırmaya devam eder.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*