Dilthey’in Kültür Bilimlerine Katkıları

felsefe Nedir

Sosyolojide yorumcu kuramın ve kültür bilimlerinin öncülerinden biri olan ve Alman Tarih Okulu çevresinde yetişen Dilthey, ortaya koyduğu kavramsal tartışma ve geliştirdiği yeni bilim formülasyonu ile anlamaya dayalı sosyal bilim geleneğine büyük katkılar yapmıştır.

Dilthey, doğa bilimlerinin karşısında insan bilimlerinin gelişmesi gerektiğini ifade etmiş ve doğa bilimleri ile tin bilimlerini ayrı ayrı kategorize etmiştir. Böylece tin bilimleri için insan, kültür, anlama (vestehen) kavramı ve tarihi öncelemiştir. Anlama yöntemini benimsemiştir. Tarihe önem vererek insan hayatının ancak tarihsel süreç içinde anlaşılacağına hükmetmiştir.

Dilthey’ın çalışma alanı doğa bilimleri karşısında konumlanan insan bilimleri yani kültür bilimleridir. Bu anlamda yöntemsel ve ilkesel çerçeve çizen Dilthey, doğa bilimleri ile sosyal bilimler arasındaki, en kesin kategorik ayrımı yaparak doğa bilimlerinin, açıklamaya dayalı bilimler; tarihsel ve toplumsal alanı kendisine nesne olarak belirleyen bilimler olan tin bilimlerinin, anlamaya (verstehen) dayalı bilimler olduğu tezini savunmuştur.

Buna göre tarihsel ve toplumsal gerçeklik alanı, insan üretimi bir alan olması dolayısıyla doğal gerçeklik alanından ve doğal olgulardan farklıdır ve nesne alanından kaynaklanan bu farklılık, metodolojik açıdan bu bilim gruplarının farklı kategorilerde değerlendirilmesi gerektirir. “Kendimi bile, başkalarının yaşantılarını kendi içselliğimde hissetmek suretiyle anlarım” diyen Dilthey, tin bilimleri için ‘dışarısı’ diye ham verilerin toplanacağı bir yerin olmadığını; bu alanda bilim adamının, başkalarıyla ortak ve kendine özgü yanları olan kendi anlam dünyasından, başkalarının ortak ve her birinin kendine özgü anlam dünyalarına (en geniş anlamıyla kültür dünyasına) bakmakta ve anlamaya çalışmakta olduğunu savunur. Oysa doğa bilimleri, tek tek varlıklarla, yalnız bir cinsin örnekleri ile ilgilenir. Bu yüzden de doğa bilimlerinin açıklamaya çalıştığı nesne alanı, genel olanla, cinsle ve kanunla belirlenir. Buna karşılık tin bilimleri ferdi şekillenmeler ve özel oluşumlarla ilgilenir” (Akın, 2011b: 124).

İnsanın ve toplumsal dünyanın bütünselliğini/totalliğini merak eden ve bu yönde araştırmalara girişen Dilthey, tin bilimlerini öncelikle tarihsel bir çerçeveye oturtur. İnsan ancak tarih içerisindeki konumlanışı ile anlaşılabilir. Tin bilimlerine temel kazandırma konusunda özel istek duyar ve bununla ilgili bir plan geliştirir. Sorusu şudur: “Bir tarih yazımcısının yargılarının, bir iktisatçının vardığı sonuçların, bir hukukçunun kullandığı kavramların altında hep temelde yatan ilkeler bağlamı hangisidir ve bu bağlamı kesinlikle belirlemek olanaklı mıdır? Bunu araştırmak metafiziğe dönüş müdür?” (Dilthey, 1999: 15).

Tin bilimlerinin doğa bilimlerinden bağımsızlık kazanmasının yolunu aralamak ister. Bu anlamda insana yönelir; isteyen, hisseden, bir şeyler planlayıp amaçlayan insanı temel yerleştirir. İnsani varoluşun bütünlüğünü merak eder. İnsanın total kimliğine, totalliğine bağlanır. Bu bütünlüğün tarih ve dil araştırmasıyla görülebileceğinin ifade eder. “Bizim gerçeklik hakkındaki tasarım ve bilgimizin en önemli yapıtaşları, öğeleri; kişisel yaşamın birliği, dış dünya, dışımızdaki bireyle, onların zaman içerisindeki yaşamları ve bu yaşamların birbirlerine karşılıklı etkileridir. İnsanın istek, duygu ve amaç koymaya dayalı gerçek yaşama süreci, işte ancak bu bütünlüğün çokçeşitliliği içerisinde kavranabilir” (Dilthey, 1999: 18-19).

Doğa Bilimleri karşısında bağımsız bir bilim olarak ortaya çıkan Tin Bilimleri yöntemi, tarih, siyaset, hukuk, teoloji, ekonomi-politik, sanat, edebiyat için de geçerli olacak şekilde geliştirilmektedir. Ki, bunların tamamı ‘tin bilimleri’ adı altında toplanmaktadır (Dilthey, 1999: 24).

Tin bilimi kavramı, bu bilimleri bir bütün olarak kurma olanağı sağlamaktadır. Bütünsel insani gerçekliği hedefleyen tin bilimleri (kültür bilimleri) insan ile ilgili diğer disiplinlere de esin kaynağı olacaktır. Dolayısıyla gerçekliğin bütünsel yapısını araştıracak, farklı disiplinlerden yararlanacak, disiplinlerarası bir yönelim geliştirecektir. Tin bilimleri, tinsel olguları merkeze almaktadır. Tinsel olgular ise insanlık içerisinde tarihsel olarak gelişmiş olan şeylerdir ve insan, tarih ve toplum bilimlerinin konusu olan tinsel dünya, her şeyden önce, üzerinde hâkimiyet kurmak istediğimiz bir gerçeklik/doğa değil, tam tersine kavramayı dilediğimiz bir gerçeklik halindedir.

Kavramak istenilen tinsel olgular, pozitivist yöntemin dışında, ona karşıt geliştirilecek yeni bir yöntemle ele alınmalıdır. Tini bilimleri, genel tinsel yaşama ait olguları incelemelidir. Tinsel yaşama ait olgular, insanın psiko-fizik yaşam bütünlüğünden kopartılamazlar. Öyle ki, toplumsal/tarihsel olguları betimlemek ve çözümlemek isteyen teorik bir çaba, insan doğasının bu psiko-fizik bütünlüğünü gözardı edemez ve bu bütünlük sadece tinsel olan şeylerle sınırlandırılamaz (Dilthey, 1999: 26-28). Tin bilimlerinin konusu, tamamen insani/tarihsel gerçekliktir.

İnsani gerçekliğinin bilgisinin nasıl elde edileceği sorusu Dilthey için önemli bir sorudur. Bu soru kişiyi yöntem araştırmasına götürmektedir. Tin bilimlerinin araştırma pratiğinde tekillik yani özgünlük sorunu da önemlidir. Bu bağlamda tin bilimleri tekilin anlaşılmasında açıklamanın yanında anlama temel yöntem ilkesi olmalıdır. Tin bilimlerinin doğa bilimlerinden farkı burada yatmaktadır. Çünkü tin bilimlerinin konuları insana dıştan gelen fenomenler yahut tepkiler değildir; aksine doğrudan doğruya iç gerçekliğin bizzat kendisidir ve muhakkak ki bu iç gerçeklik, içten yaşanarak deneyimlenmiş bir bağlam olarak vardır. Bu iç gerçeklik aynı zamanda başkalarıyla birlikte vardır, başkasını gerektirir.

“Tekil olarak şekillenmiş bir bilinç, böyle bir yeniden kurma ile yabancı ve tamamen başka bir yapıda olan bir tekilliğin objektif bir bilgisini nasıl elde edebilir ve buna hangi yöntemle ulaşabilir ki? Bilgi elde etmenin diğer yöntemleri arasına görünüşte böylesine tuhaf bir şekilde giren bu yöntem nasıl bir yöntemdir? Duyulara dıştan verili olan işaretler aracılığıyla içsel gerçekliğin bilinmesini sağlayan bu yönteme anlama diyoruz” (Dilthey, 1999: 85-86). Anlama hayli yaygın bir kullanıma sahiptir; gündelik hayatın pek çok alanında karşımıza çıkar. Anlama çeşitli dereceler gösterir. Ama tin bilimlerinin bir yöntem olarak seçtiği anlama, bir tür açımlanma ve yorumladır. Bu hermeneutik yöntemdir (Dilthey, 1999: 107).

Dilthey, “insanlar ile ilgili bilginin eylemin anlamlı doğasını göz önünde bulundurmak zorunda olduğunu savunur. Gerekli olan şey vestehen ya da kavrayıştır. Bu belli bir eylem hattını etkileyen öznel anlamları yeniden kurmaya çalışacak gözlemciyi ve bireysel psikolojileri ve yaşam tarihlerini duygu sezgisiyle anlamak kadar, paylaşılan kültürel değerlerin yeniden yaratılmasını içerebilecek bir eylemi gerektirir. Dilthey insan yaşamının incelenmesinin doğa bilimlerinden daha çok Geisteswissenschaften’a (ruhbilimi) ait olduğunu savunmaktadır” (Smith, 2005: 29). Tinbilimleri yahut kültür bilimlerinin temel yönelimlerini çıkarmak, tin bilimlerinin çerçevesini çizmek Dilthey için büyük önem taşımaktadır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*