Felsefe hakkında her şey…

Çelişme Nedir, Ne Demektir?

16.11.2019

İki kavramın ya da yargının birbirini dışta bırakması. Birbirine ters olma, birbirini tutmama.

Varlığı gerçekleştiren karşıtlığın geliştirici devimi. Mantık dilinde çelişme terimi birbirlerini olumsuzlayan iki kavram, önerme, yargı ya da kuramın aralarındaki bağlantılı durumu dile getirir. Bunlar birbirleriyle çelişme durumundadırlar aynı zamanda ikisi birden yanlış ve ikisi birden doğru olamazlar.

Örneğin, “Ahmet akıllıdır-Ahmet akılsızdır” önermeleri çelişiktir, Ahmet’in akıllı olduğu doğruysa akılsız olduğu mutlaka yanlıştır. Ya da akılsız olduğu yanlışsa akıllı olduğu mutlaka doğrudur. Ne var ki bu, Ahmet’i somut yaşamından soyutlayıp, eş deyişle onu onu her türlü devim ve değişmelerinden ayırıp kavram, önerme, yargı, ya da kuramlaştırdığımız hallerde böyledir. Yoksa Ahmet somut yaşamında bir olayda akıllı ve bir başka olayda akılsız olabileceği gibi akıllılığı aynı zamanda akıllılığını da içerir. Eytişimsel anlamda Ahmet’in aklı, akılsızlıkla çelişerek gelişir.

Soyut düşünme alanına özgü bulunan ‘mantıksal çelişme’yle somut yaşam alanına özgü bulunan ‘eytişimsel çelişme’ birbirine karıştırılmamalıdır. Somut yaşam alanına özgü bulunan eytişimsel çelişme, soyut düşünme alanına özgü bulunan mantıksal çelişmenin tam tersine her şeyin aynı zamanda karşıtını da içerdiğini dile getirir, hem düşünce ve hem de varlığın evrensel gelişme yasasıdır. Eytişimsel dilde buna ‘çelişme ilkesi’ ya da çelişme yasası denir.

Mantıksal anlamda çelişme, tutarsız düşünüşün ölçütüdür. Tutarlı düşünebilmek için düşünceyi mantıksal çelişmelerden arındırmak gerekir. Eş deyişle kavramlarımız, önermelerimiz, yargılarımız ya da kuramlarımız çelişmez olmalıdır ki düşüncemiz doğru ve tutarlı olabilsin (soyut çelişmelerle somut çelişmeler uyumlu olmalıdır. N.).çelişik kavramlar, önermeler, yargılar ya da kuramlarla işleyen düşünce yanlış ve tutarsızdır.

Mantıksal çelişme ilk dile getirilişini antikçağ Yunan düşünürü Aristoteles’in biçimlendirdiği ‘çelişmezlik ilkesi’ ya da ‘çelişmezlik yasası’nda bulmuştur. Birçok skolastik ve metafizik düzeltmelerden geçen bu ilke ya da yasa, 19. yüzyılda Hegel tarafından yaşayan varlığa uygulanmıştır. Hegel’e göre her türlü yaşamın kaynağı, Aristoteles’in ileri sürdüğü gibi çelişmezlik değil, tam tersine çelişmedir. Ne var ki Hegel bu çok doğru savını yaşayan varlığın kavramlaştırılmasıyla sınırlıyor ve ”eşyanın çeşitliliğini ve ayırt edilişini çelişme halinde keskinleştiren düşünen akıldır” diyordu. Bu ileri sürüş, Hegel’in idealist anlayışının zorunlu sonucudur.

Tarihsel ve eytişimsel özdekçilik, Hegel’in bu idealist savını özdeksel temeline oturtmuş, onun doğal ve toplumsal özünü açık seçik sergilemiştir. Gerçekte çelişmelerle gelişen, kavramlar değil, doğa ve toplumdur (Hegel de bunu demek istiyor N.). Kavramlar, bu nesnel (doğasal ve toplumsal) gelişmeden yansır. ”Hareketin kendisi bir çelişme’dir. Basit mekanik, bir uzay değişmesi, bir çelişme olduğu gibi, özdeğin daha yüksek biçimlerindeki hareketleri (özellikle organik hayatın gelişmesi) için bu daha da doğrudur. Yaşam, çelişme’den ibarettir. Yaşayan her şey, her an hem kendisidir hem kendisi olmayan’dır. Bu her an oluşan, durmadan yenilenen ve çözülen bir çelişme’dir. Çelişme biter bitmez yaşam da sona erer ve ölüm gelir”. ”Matematikte diferansiyel ve entegral, mekanikte hareket ve karşı hareket (etki-tepki N.), fizikte artı elektrik ve eksi elektrik, kimyada atomların birleşmesi ve ayrılması çelişme’nin evrenselliğini tanıtlar”.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...