Kant’ta Pratik Akıl

felsefe Nedir

Bilindiği üzere zihnimiz sadece bilmeye yönelik olarak işlemez. O halde hislerin, arzuların olduğu bir alanın da olması gerekir. Buradaki akılsallık duyuların değil ama duyguların, değerlerin ve eylemlerin kontrol edilmesiyle ilgili olacaktır.

O halde pratik akıl deyince kendine ait bir biçimde bilmeye değil de eyleme yönelik olarak kontrolü ele alması gereken bir yapının anlaşılması gerekecektir. Burada bir not olarak eklenmesi gereken nokta duyguların kendisine karşı olmak değil, onlara insanın kendisini kaptırmamak gerektiğidir. Ayrıca ileride göreceğimiz bir akıl duygusu olarak nitelendirilen saygı da Kant tarafından oldukça önemsenir.

Aynı teorik akılda çeşitli temel kavramların yani kategorilerin olması gibi pratik aklın da kendine özgü temel kavramları olacaktır. Bu kavramların yasalılık formunda olduğuna dikkat etmek gereklidir. Bir bakıma kavramların yasa formunda olması da teorik anlamda farklı, pratik anlamda farklı bir akıl işleyişinin olduğunun açığa çıkması için faydalıdır. Bu durumu daha iyi açıklamak için yasanın aslında bir bakıma itaat edilmesi gereken bir yapıya işaret ettiğinin anlaşılması gerekir.

Ahlaki olarak bir şeyin yapılması gereklidir. Bu gereklilik ödev, sorumluluk, saygı gibi kavramlarla Kant tarafından pekiştirilir ve zorunluluğa dönüştürülür. Ama doğadaki olması gereken zorunluluktan farklı olarak yapılması gereken bir zorunluluk söz konusudur burada. Böylece pratik akıl çerçevesinde ele alınması gereken anlayış “Neden böyle eylemde bulunmam gerekmektedir?” şeklinde kendisini ifade eder. Kant bu yapının ahlak yasasının temel ilkelerine bizi götürdüğünü iddia edecektir.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta, özgürlük kavramının bu yasal zorunluluk altında nerede durduğudur. İlk bakışta özgürlük bir eylem serbestliği içerir gibi karşımızda durmaktadır. Hâlbuki ahlak yasası altında özgürlük insanın kendisini belirli bir yönde eylemde bulunmanın zorunluluğuna dönüştürür. Kant bu zorunluluğu ifade etmek için ahlaki insanın erdemi yerine ödev kavramını kullanacaktır. Yani iyi bir eylemde bulunacak bir biçimde özgürlüğümün içini doldurmam benliğimin; ahlaki karakterimin bir ödevi; normal olarak yapması gereken bir durumundan daha fazla bir şey değildir. Kant bunu bir bakıma insanın insan olarak olgunluğa kavuşması için olması gereken bir doğal bir ilerleyiş telakki eder. Aradaki fark bu olması gerekenin insan tarafından yapılması durumunda ancak anlam kazanacağıdır.

Böylece Kant pratik akıl alanında teorik alanda olduğu üzere bir sınır çekmek istemez. Daha farklı bir biçimde ifade etmek istersek, buradaki istediğimi yapma serbestliği içindeki sınırsızlık sınırlandırılmak istenir. Buna karşın eylemde bulunmanın asıl formunun insanın yapması gerekene işaret etmesi açısından insanı geri çeken değil, ilerleten bir yapıya sahip olduğunu dikkate almak gereklidir. Onun aydınlamacılığını ilerleme fikrine getirdiği katkının bu çerçevede anlaşılması uygun olur.

Teorik ve pratik akıl arasındaki ayrım onların farklılığına işaret eder yoksa ilişkisizliğine değil. Bir diğer deyişle, Kant’ın iki akıl yapısı arasında inşa ettiği bir köprü olduğunu ve bu köprüden bazı kavramların teorik yönden pratik yöne doğru giderek yerleştiğini belirtmek gereklidir. Bu kavramlar Tanrı, özgürlük ve ölümsüzlük kavramlarıdır. Aslında bu kavramlar kendilerini en azından felsefi düşünüş içinde teorik alanda kurmak istemişlerdir. Buna karşın bu isteğin bir sonucu olarak Kant metafizik denilen bir savaşın düşünce tarihinde yer ettiğini belirtir. Bundan dolayı Kant söz konusu kavramların pratik alana geçmesi gerektiğini ve orada kurulması gerektiğini iddia edecektir. Bu anlamda Kant’ın bütünselleştirmeye çalıştığı aklı da karşımıza daha net bir biçimde çıkmaya başlar.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*