Aile Kaynaklı Öğrenme Ortamı Unsurları

felsefe Nedir

Öğrenme karmaşık zihinsel faaliyetlerin bir sonucudur. Karmaşık zihinsel etkinliklerin merkezi olan sinir sisteminin en önemli belirleyicisi kalıtımdır. Anne ve babanın her birinden 23’er adet olmak üzere gelen 46 adet kromozom bireyin kalıtımını oluşturur.

Zekâ, kalıtım yoluyla anne babadan çocuğa geçen en önemli özelliklerden birisidir. Bir çocuğun okulda başarılı olabilmesi, yani diğer deyişle okulda kazanması beklenen bilgi ve becerileri kazanabilmesi için öncelikle en az ortalama düzeyde bir zekâ seviyesine sahip olması gerekir. Pek çok çocuk zekâ sorunu nedeniyle okulda başarısız olmaktadır. Zihinsel gelişim gelişiminde problem olan çocuklar erken dönemde fark edilirse duruma müdahale şansı mümkün olabilmektedir. Ancak, sınır zekâda olan çocukların problemi okula başladıklarında anlaşılmaktadır. Durumun fark edilmemesi ve kabul edilmemesi, alınacak yardımı geciktirmekte ve bu da çocukların var olan zekâ potansiyellerini kullanmalarını daha da zorlaştırmaktadır.

Çocuklarda bilişsel gelişim, genetik ve çevresel faktörlerden etkilenmektedir. Çocuklarda bilişsel gelişim potansiyelinin genetik olduğu, fakat yeterli beslenme ve zengin uyarıcıların da bilişsel gelişim üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Çocuk gelişimi; fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimi kapsamakla birlikte, çocuklarda doğru beslenme bu gelişim süreci üzerinde ciddi bir rol oynamaktadır. Çocuklarda gelişim anne karnından itibaren başladığı gibi, en önemli süreç çocuğun 0-24 aylık sürecidir. Çocuklarda beslenme ile zekâ gelişimi doğru orantılı olup, doğum öncesi dönemde annenin yeterli ve dengeli beslenmesi ve genel sağlık durumu öğrenmenin temel donanımı olan sinir sisteminin gelişmesini önemli ölçüde etkilemektedir. Yetersiz beslenme, beyin büyüklüğünün normalden daha az olmasına ve metabolik enerjinin azalmasına neden olmakta bu durum da akademik başarıyı ve motivasyonu olumsuz şekilde etkilemektedir.

Annenin hamileliği sırasında ateşli hastalıklar geçirmesi, alkol, sigara, uyuşturucu kullanması, mutsuz bir yaşam sürmesi, stres, aşırı yorgunluk, radyasyon, kaza geçirmesi, ilaç kullanması bebeğin gelişiminini olumsuz yönde etkileyen faktörlere örnek olarak verilebilir.

Aile kaynaklı öğrenme ortamı unsurlarından birisi de çocuklara gelişim düzeylerine uygun çeşitlilik ve çok sayıda uyaran sunmaktır. Uyaranların gelişim düzeyine uygun olması çocuğun zihinsel gelişimini olumlu yönde etkileyecek, bu da çocuğun öğrenmesini kolaylaştıracaktır. Bu aşamada çocuğa sunulacak en önemli uyaran oyundur.

Oyun, çocukların evrensel dilidir. Eğitim sürecinde öğretmenin ve öğrenmenin temel taşı olarak oyunun seçilmesi, Jean Jacques Rousseau’nun (1712-1778) felsefesine dayanır. Oyun; bebeklerin, çocukların sağlıklı büyümesinde önemli bir etkendir. Oyun deneyimi; yaratıcılık, sözel zekâ, dil gelişimi ve konuşma becerisini kazandırmakla kalmayıp, iş birliği, uyarıcı kontrolü gibi sosyal becerilerin gelişimini de sağlar. Öğretme-öğrenme sürecinde çocukların kendi seçtikleri etkinliklerle uğraşmaları, öğrenmenin gerçekleşmesinde, yetişkinler tarafından yönlendirilen etkinlerden daha etkilidir. Oyun gerçek yaşamla hayaller arasında kurulmuş en güvenilir yoldur. Çocuklar bu yolda duygusal, sosyal, zihinsel ve fiziksel olarak beslenirler. Oyun yapılandırılmamış bir süreçtir ve çocuğun informal öğrenme ortamıdır. Çocuklar için en ciddi iş olan oyun sırasında kendilerini çok önemli şeyler yapan biri olarak güçlü, değerli, becerili hissederler. Oyun, çocuğun gücüdür. Eğitimin amacı da çocukların güçlü yanlarının geliştirilmesidir. Oyun oynaması desteklenen çocuklar, kendi güçleri yönünde gelişme fırsatı bulurlar.

Çocukluk döneminde oyun kadar etkili bir yöntem de çocuklara masallar, hikâyeler okumak ya da anlatmaktır. Anne ya da babanın okuduğu ya da anlattığı masallar ve hikâyeler çocukların vazgeçilmezidir. Okunmasından ziyade anlatılmasını daha çok tercih ederler. Bilişsel uyarılmayı destekleyen ve buna bağlı olarak da öğrenme sürecini hızlandıran hikâye ve masallar çocukların hayal gücünü geliştirirken, problem çözme yeteneklerini ve bilişsel becerilerini de geliştirir. Masal ve hikâyeler aracılığıyla zevkli bir şekilde pek çok duyguyu, olumlu ve olumsuz davranışı öğrenirler. Kelime dağarcıkları zenginleşir, kavramları öğrenmeleri hızlanır. Kısacası, masal ve hikâyeler aracılığıyla aile ortamında ileriki yaşantılarına transfer edilebilecek bilgiler öğrenilir. İlk öğrenme ortamı olan ailede “Çocuk her şeyi öğrensin.” düşüncesiyle uyaran bombardımanına da tutulmamalıdır. Çocuğun baş edemeyeceği, yaşını ve öğrenme kapasitesini aşan uyaranlarla zamanından önce karşı karşıya gelmesi faydadan ziyade çocuğa zarar verir.

Ailenin sosyoekonomik, kültürel ve eğitim düzeyi çocuklarına sunacakları olumlu öğrenme ortamlarının oluşturulmasında önemli bir rol oynar. Çocuğunun yeterli ve dengeli beslenmesinden hastalıklardan korunmasına, temel sağlık kurallarını öğrenmesinden çocuğun ihtiyaç duyacağı her türlü malzeme ve materyalin teminine kadar her konuda ailenin belirli bir sosyoekonomik ve kültürel düzeye sahip olması gerekir. Düşük sosyoekonomik düzeyde olan ailelerin çocuklarından beklentileri daha çok itaat ve bağlılık değerlerine yönelikken, orta ve yüksek sosyoekonomik düzeydeki ailelerin beklentileri çocuğun iç kontrolü, merak duygusu, girişimciliği, konuşma ve kendini ifade edebilme ve kendine güven değerlerine yönelik olmaktadır. Evdeki kültürel ortamın olumlu olması beraberinde sağlıklı bir öğrenme ortamını da getirmektedir.

Yakın çevrenizde bulunan, sosyoekonomik, kültürel ve eğitim düzeyleri farklı olan ailelerin çocuklarına sunmuş oldukları öğrenme ortamlarını gözlemleyiniz ve gözlemlerinizi 200 kelimelik bir metin şeklinde yazınız.

Görüldüğü gibi, öğrenme sürecinde temel olan bilişsel gelişimin bilişsel uyarılma ile artırılması büyük önem taşımaktadır. Duyu organları ve uyaran etkileşimi aracılığıyla, bilişsel uyarılmanın sağlanması için, çocuğun bilişsel düzeyine uygun materyaller seçilmeli, çocuğun gelişim düzeyine uygun sayı ve çeşitlilikte uyaran sunulmalı, çocuğa anlayabileceği açıklamalar yapılarak bilişsel uyarılması artırılmalıdır. Bilişsel gelişimle dil gelişimi arasında yakın bir ilgi vardır. Dil; seslerin, kelimelerin, sayıların, sembollerin kazanılması, saklanması ve dilin kurallarına uygun olarak kullanılmasını içeren bir süreçtir. Dil gelişimi, doğumdan itibaren başlar ve yaşam boyu devam eder. Dil ve öğrenme arasında önemli bir ilişki vardır.

Dil, öğrenmeyi kolaylaştırır. Öğrenme sürecinde ise çocuğun dili gelişir. Dil gelişiminde sesin duyulması, dili kullanma deneyimlerinin yapılması gerekir. Çocukların, çevresindeki bireylerin konuşmalarını taklit ederek dili öğrendikleri bilinmektedir. Çocuğun dil gelişiminde iletişim kurma, diğerlerinin dikkatini çekme, isteklerini duygu ve düşüncelerini iletme ihtiyacı vardır. Dil gelişimi ile bilişsel gelişim arasındaki yakın ilişkiden dolayı, çocuğun dili edindiği ve ürettiği ilk ortam olan aile oldukça önemlidir. Ailedeki yetişkinlerin kullandıkları gündelik dilin zenginliği, çocuğun dil gelişimini olumlu şekilde etkilemekte, dil gelişimi ile bilişsel gelişim birbirini desteklemektedir. Bu nedenle anne babaların bebekle erken dönemden başlayarak kurdukları sözel iletişim bebeğin anadilini öğrenmesinin temelini oluşturur. Çevre ve özellikle anne tarafından çocuğa sunulan sözel uyaran zenginliğinin dil gelişimini olumlu etkileyeceği bildirilmektedir. Bakımevlerinde büyüyen çocuklar, aile içinde büyüyen çocuklara oranla daha çok ağlarlar, fakat daha az hecelerler. Bunların konuşmayı daha geç öğrenmeleri göstermiştir ki sıkı kişisel ilişkiler dil gelişiminde önemli bir etkendir. Aile bireyleri özellikle anne ile çocuk arasındaki sağlıklı ilişkiler dil gelişimini olumlu etkiler. Bu konuda ailenin genişliği de önemlidir. Ailede tek olan çocuk daha çabuk ve düzgün konuşur, çünkü ailenin tek ilgi merkezidir.

Kaynak: ATA-AÖF, EĞİTİM PSİKOLOJİSİ, Yrd. Doç. Dr. Muhammed ÇİFTÇİ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*