Felsefe.Gen.TR

Tanrı olmasaydı, herhangi bir ‘nesnel iyi’den söz edilebilir miydi?

Tanrı olmasaydı, herhangi bir ‘nesnel iyi’den söz edilebilir miydi?

Bir davranışı “iyi” veya “kötü” olarak nitelendirebilmek için ilahi otorite dışında kalan başkaca bir etik temel var mıdır?

İlahi emir teorisi, yalnızca Tanrı’nın veya tanrıların söylediklerini yapmamız gerektiğini savunan etik anlayışı ifade eder. Bu anlayış Antik Yunan’da son derece popülerdi ve günümüzde, modern monoteizmde de hâlâ önemini ve popülaritesini sürdürüyor.

Platon’un Euthyphron ikilemi bu görüşe bir meydan okumadır: Ahlaki davranışlar Tanrı tarafından emredildiği için mi ahlakidir, yoksa ahlaki olduğu için mi Tanrı tarafından emredilmiştir? Bir başka deyişle “iyi”, yalnızca Tanrı öyle emrettiği için mi iyidir; yoksa iyi, zaten iyi olduğu için mi Tanrı tarafından emredilmiştir?

Bir Tanrı’nın varlığına inanmıyorsak mutlak iyiyi tanımlamak için başkaca bir temel bulmamız zordur. Bu temel Tanrı değilse o zaman bir şeyin iyi olduğunu garanti edecek olan kıstas ya da zemin nedir?

Evinizdesiniz ve yapmaktan gurur duyduğunuz bir tencere kuru fasulyeye yumulmak üzeresiniz. Tam da kuru fasulyenin suyuna bandırdığınız ekmeğinizi ağzınıza götürdüğünüz sırada yukarıdan size seslenen bir ses duyuyorsunuz:

— “Kuru fasulyeyi yeme!”

Kaşlarınızı çatıyorsunuz ve bu nefis ziyafetin sekteye uğratılmasından rahatsız oluyorsunuz. Sonuçta bu sizin en sevdiğiniz yemek ve az önce bu harika kuru fasulyeyi yemenizin önüne geçildi.

— “Sen de kimsin!?” diye yanıtlıyorsunuz sesi, “Ve yemeğimden sana ne!” diye çıkışıyorsunuz sese.

— “Ben senin tanrınım!” diyor ses. “Ve o kuru fasulyeyi yemeni yasaklıyorum!” diyerek sözüne devam ediyor.

Bu durumda her şeye gücü yeten bir Tanrı’ya karşı söylenecek fazla bir şey yok öyle değil mi? O yüzden lokmanızı usulca ağzınızdan uzaklaştırıp kendinize dışarıdan lahmacun sipariş ediyorsunuz.

Burada ortaya çıkan felsefi soru şudur:

Tanrı’nın bir şeyi yasaklaması mı o şeyi kötü yapar; yoksa Tanrı, bir şeyi kötü olduğu için mi yasaklar?

Bu dilemma ilk olarak Platon tarafından kurgulanan Sokrates-Euthyphro diyaloğunda ortaya konmuştur.

İLAHİ EMİR TEORİSİ

Platon’un Yunanistan’ında, doğrunun ve yanlışın, iyinin ve kötünün sadece tanrılar tarafından ilan edilen şeyler olduğu, yaygın bir kanıydı. Ya da pratikte rahiplerinin ve kâhinlerin söyledikleri… Bu nedenle, bir kâhine gittiğinizde veya yerel tapınağınızda bir rahibe danıştığınızda, onların “doğru” dediği şey doğru ve “yanlış” dediği şey de yanlış kabul edilirdi.

zeus, antik yunan tanrıları, yunan mitolojisi

Antik Yunan’da günahların en büyüğü, kibir denilen şeydi ve bu, tanrıları bir şekilde görmezden gelecek veya onlara meydan okuyacak kadar kibirli ve gururlu olmak anlamına geliyordu.

Antigone”da Kral Kreon, Apollon Tapınağı’nın kâhinlerinden olan Teiresias’ın kehanetlerini kabul etmeyi reddedince bu bir saygısızlık olarak kabul edilir. Kral Oidipus, Delphi’de Kâhin’i inkâr ettiği için çıldırarak ve kendi gözlerini oyar. Icarus, Güneş’e çok yakın uçtuğu bir günde mumdan kanatlarını kaybeder; kanatlar erir ve Icarus yere düşer. Bu mitlerdeki mesaj açıktır:

Tanrıları kızdırırsanız cezalandırılırsınız. İyi olmak, tanrıların yapmanı istediği şeyi yapmaktır.

Bugün birçok dünya dini birbirinden farklı değildir. Kur’an, Tevrat ve İncil, tamamıyla Tanrı’nın emirleri ile dizilmiş ahlaki ve hukuki kodlar içerir. İslam’da Şeriat, Yahudilik’te Tevrat ve Hıristiyanlık’ta İnciller veya Pavlus’un mektupları (ve Katolikler için papalığın tebliğleri) neyin doğru, neyin yanlış olduğunu tanımlar.

Cinayet yanlıştır; çünkü bu ilahi bir emirdir. Malınızın bir kısmını bağışlamanız (zekât), Kur’an’da yer aldığı için doğrudur. Komşunu kendini sevdiğin gibi sevmelisin; çünkü İsa öyle buyurmuştur.

İşte bu etik görüş, “ilahi buyruk teorisi” olarak adlandırılan şeydir.

TAVUK MU YUMURTADAN, YUMURTA MI TAVUKTAN ÇIKAR?

Platon’un Euthyphro diyaloğu, “Euthyphro ikilemi” çatı teriminin altında bu görüşe karşı bir dizi meydan okuma barındırır.

İlk olarak, çok tanrılı Atina’da tanrıların, doğru ya da yanlış olarak ilan ettikleri şeylerde hemfikir olmadıkları, bunlar hakkında tartıştıkları ve iki ayaklı oldukları açıktır. Bu sebeple herhangi iki tapınaktaki herhangi iki rahibe sorulursa ikisi de doğru ve yanlış hakkında farklı cevaplar vereceklerdir.

dilemma, ikilem, çelişki

Euthyphron Sokrates’e, “iyi”yi tüm tanrıların üzerinde anlaştığı şey olarak yeniden tanımlayabileceğimizi söyler. Ancak Sokrates bu konuda bile hemfikir bir durum bulunmadığını ifade eder. İnsanların hiçbir konuda anlaşamamaları gibi, tanrılar da asla aynı fikirde olamayacaklardır.

Eğer Tanrı sadece iyi olanı emrediyorsa o zaman bu din felsefesinde daha geniş kapsamlı bir soruyu ortaya çıkarır: Tanrı, doğrunun ve yanlışın “büyük gücüne” tabi midir ve bu güç tarafından bağlanır mı?

Bugün, monoteizm tarafından bu sorunun önüne geçildiğini söyleyebiliriz. Eğer tek bir Tanrı varsa nasıl herhangi bir anlaşmazlık yaşanabilir ki? Tabii buradaki mesele, “ilahi buyruğu” nasıl anladığımızdır. Çünkü kutsal metinler sadece çeşitli tutarsızlıklar barındırmıyor. Aynı zamanda onları yorumlamanın, onlara inanan kişiler kadar çok yolu bulunuyor.

Sokrates ayrıca “Dindar, dindar olduğu için mi tanrılar tarafından sevilir; yoksa dindar, tanrılar tarafından sevildiği için mi dindar olur?” diye sorar.

Euthyphro ikilemi, ilahi emir teorisyenlerini içinden çıkılamayacak bir döngüye sürükler. İyi olan bir şey sadece onu Tanrı emrettiği için iyiyse o zaman Tanrı’nın izin verdiği din tabanlı terörizm, insanların kendi çocuklarını katletmeleri ve cinayet işlemeleri olasılıklarının doğru olmasına da izin verir.

Bununla birlikte, eğer Tanrı sadece iyi olanı emrediyorsa o zaman bu, din felsefesinde daha kapsamlı bir soruyu ortaya çıkarır: Tanrı, doğrunun ve yanlışın “büyük gücüne” tabi midir ve bu güç tarafından bağlanır mı? Örneğin Thomas Hobbes, “Tanrı, yasalarını… doğal aklın buyruklarına göre belirler.” fikrindeydi. Ona göre Tanrı da akıl ve ahlakın buyruklarına uymak zorundadır.

EUTHYPHRON İKİLEMİNİ AÇIKLAYABİLİR MİYİZ?

Euthyphro ikileminin kolay bir açıklaması yok. Felsefe ve teoloji tarihinde, bu ikilemin her iki açıklamasını da ayrı ayrı savunan farklı bilginler yer almıştır. Aziz Augustinus, Martin Luther ve Karl Barth, neyin iyi olduğunu tanımlayanın Tanrı olduğunu iddia ederlerken; Thomas Aquinas, Thomas Hobbes ve İbn Rüşd ise Tanrı’nın yalnızca iyi olanı emrettiğini savunmuşlardır.

Elbette hayatının hiçbir dilimini teist olarak yaşamamış insanlar, tüm bunları oldukça kafa karıştırıcı bulabilirler. Ancak ateistler ve agnostikler için bile bu tartışma ciddi bir soruyu gündeme getirir: Eğer ahlak bir yerden emredilmiyorsa o zaman ahlakı sınıflandıran şey nedir? Doğru ve yanlışın mutlak, nesnel veya sabit olduğunu iddia etmek istiyorsak o zaman onu mutlak, nesnel veya sabit olarak tutan şey nedir? Peki ahlak sadece insani bir şeyse neden onu hemen yarın değiştirmiyorsunuz?

 


 

Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Jonny Thomson’ın* “If there is no God, can anything be objectively good?” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

 

* Jonny Thomson, Oxford’da felsefe eğitimi veriyor. Mini Philosophy (@philosophyminis) isimli bir Instagram sayfasını yönetiyor. Mini Philosophy: A Small Book of Big Ideas isimli kitabın da yazarı.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...