Felsefe.Gen.TR

İnsan ve Doğa İlişkisi

İnsan ve Doğa İlişkisi

İnsan ve doğa ilişkisi her çağda farklı biçimlerde görülen bir ilişkidir. İlk Çağ’da filozoflar doğayı yalnızca bilmek için konu edinmişlerdir. Bu bakış açısında insan, doğanın bir parçası durumundadır. Felsefenin konusu ise varlığın kökeni yani arkhe’sidir.

17. Yüzyılda yaşanan bilimsel gelişmelerin sonucu insan ve doğa arasındaki ilişki değişime ve dönüşüme uğramıştır. Bacon’ın “Bilmek egemen olmaktır.” ve Descartes’ın “Düşünüyorum, o hâlde varım.” argümanlarıyla dile getirilen düşünceleri bu değişimde etkili olmuştur. Özellikle Descartes’ın cogitosu (Bkz: Cogito bilgisi nedir?), düşünen ve bilen bir varlık olarak insanın merkeze alındığı yeni bir dönemi başlatmıştır.

Descartes, “Düşünüyorum, o hâlde varım.” yargısıyla neyi dile getirmek istemiştir? Bu sorunun cevabı Orta Çağ felsefesinin temel nitelikleriyle ilişkilidir.

Orta Çağ’da felsefenin odak noktasında varlık yer alıyordu. Varlık insanın dışında var olan evrene içkin ve aşkın biçimde var olanlar bütünüydü. Örneğin; insanın varlığı Tanrı’ya bağlı bir var olma biçiminde ele alınıyordu. Yeni Çağ’da Descartes’ın “Düşünüyorum, o hâlde varım.” düşüncesiyle bu anlayış değişmeye başlamıştır. Bu argümanda vurgulanan temel düşünce insanın düşünme özelliği ve tekil varlığıdır. Descartes, böylece felsefenin odak noktasına varlığın yerine düşünen özneyi yerleştirmiştir.

Descartes, açık seçik bir bilgi olarak değerlendirdiği bu bilgiyi akıl yoluyla ortaya koyarak rasyonel felsefe yapmıştır. Descartes’ın rasyonel felsefesi, insanın hem kendisini hem de doğayı algılama biçimini tamamen dönüştürmüştür. Bu çerçevede Bacon, Descartes ve Newton’ın düşünceleri doğrultusunda insan merkezli ve mekanik bir evren anlayışı ortaya konmuştur. 18. yüzyıl Aydınlanma Çağı’nda akla yapılan vurgu artarak devam etmiştir.

İnsanın özgür olabilmesinin ve bu dünyada sorunları çözebilmesinin tek yolunun kendini akıl yoluyla aydınlatması olduğu düşüncesi genel bir görüş hâlini almıştır. Bu düşünce insanın kendisini doğanın efendisi gibi görmesine neden olmuştur. İnsanın doğaya egemen olma düşüncesi buna eklenince insan ve doğa arasındaki yabancılaşma artarak devam etmiştir. Bu süreç insanın ahlaki değerlerden uzaklaşmasına ve doğaya karşı sorumsuz davranmasına sebep olmuştur. Bilimsel ve teknolojik anlamda gelişen insan bu çabasını insan-doğa ilişkisinin uyumlu olmasında gösterememiştir. Neticede bugün doğanın sorumsuzca tüketildiği ve kirletildiği bir dünya var karşımızda. İnsanın doğaya yabancılaşması aynı zamanda kendine yabancılaşmasına neden olmuştur.

Kaynak: MEB Felsefe Ders Kitabı

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...