Sosyal Biliş Yaklaşımı Nedir?

Wetherell (akt. Tuffin, 2005) 1970’lerin ortasında ortaya çıkan ve hala sosyal psikolojide hakim olan sosyal biliş yaklaşımını, Allport‘un 1950’lerde geliştirdiği ön yargı görüşü ile ilişkilendirmektedir. Sitemizin diğer sayfalarında sıkça bahsettiğimiz üzere Allport 1954’te yaptığı tanımda, ön yargıyı, diğer insanlara karşı çok katı ya da hatalı genellemelere dayanan bir antipati olarak görmüştür.

Sosyal biliş yaklaşımının temelini de sosyal gruplar hakkında çok genel düşünmemiz ya da düşüncelerimizin çok kan ya da hatalı olması oluşturur. Bu yaklaşım, insan zihnini, bilgisayardan esinlenerek bir bilgi işleme sistemi olarak görmektedir. Kalıp yargılar başlığında da söz edildiği gibi sosyal biliş yaklaşımı, sosyal dünyadan gelen çok miktarda algısal bilgiyle boğuştuğumuzu varsaymaktadır. Bu durumla başa çıkmak ve olan bitene bir anlam verebilmek için bu bilgiyi basitleştirmeye zorlanırız. Basitleştirme, kategorileştirme süreciyle gerçekleştirilir. Kalıp yargıların da bu süreçten etkilendiği düşünülmektedir (Tuffin, 2005).

Aşağıda ön yargının kökeni olduğu düşünülen üç bilişsel sürece yer verilmiştir: Sosyal kategorileştirmedışgrup homojenlik yanılgısı ve hayali ilişkisellik.

Sosyal Kategorileştirme: “Biz” ve “Onlar”

Sosyal biliş yaklaşımına göre, sosyal dünyayı algılamadaki temel süreç, sosyal kategorileştirmedir. İnsanlar genellikle sosyal dünyayı iki farklı kategoriye bölerler: “biz” ve “onlar”. Diğer bir deyişle, sosyal kategorileştirme, diğer insanları ya içgruba (kategorileştirmeyi yapanın ait olduğu grup) ya da bir dışgruba (kategorileştirmeyi yapanın ait olmadığı grup) ait olarak algılamaktır. Sosyal kategorileştirme pek çok boyuna gerçekleştirilebilir. Bunlar arasında en çok bilinenleri, cinsiyet, ırk, milliyet, din, yaş, meslek ve gelir durumudur. Nesneleri kategorileştirmekten farklı olarak, insanları kategorileştirmek nesnel bir süreç değildir. Çünkü hem kategorileştirmeyi yapan hem de kategorileştirilen insandır. Sosyal kategorileştirmeyi mümkün kılan bilişsel işlem artırma etkisidir.

İnsanlar “biz” ve “onlar”ı yaratmak için grupiçi benzerlikleri ve gruplar arası farklılıkları arttırırlar. Bu işlem tamamlanınca artık grupiçi en küçük benzerlik ve gruplar arası en küçük bir farklılık bile önemli hale gelir. Sosyal kategorileştirme ile vurgulanması gereken önemli bir nokta bu sürecin sabit ve sürekli olmamasıdır. Diğer bir deyişle, her sosyal ortamda geçerli olan “biz” ve “onlar” ayrışmasından söz etmek mümkün değildir. Bir ortamda sosyal kategorileştirmenin “öğrenci olmak” ve “öğrenci olmamak” ekseninde yapıldığını farz edin. Aynı insanlar başka bir sosyal bağlamda “kadın” ve “erkek” olarak kategorileştirildiğinde, daha önce tanımlanan “içgrup” ve “dışgrup”lar da değişecektir.

Dışgrup Homojenlik Yanılgısı

Dışgruplar içgruplardan daha homojen, yani birbirlerine daha benzer olarak algılanmaktadır. Bir sosyal gruba karşı güçlü ön yargısı olan kişiler şu türden bir cümleyi çok sık kullanırlar: “Bunların hepsi aynıdır.” Kişinin kendi ait olduğu gruplar dışındaki grupları daha homojen olarak algılama eğilimi, dışgrup homojenlik yanılgısı olarak bilinmektedir (Baron ve Byme, 2000: 231).

Burada söz konusu olan, belirli özellikleri tüm grup üyelerine paylaştırmaktır. Dışgruplar içgruba kıyasla daha az değişken ve daha az karmaşık olarak algılanmaktadır. Bu, algısal düzeyde dışgrubun olumsuzlanması demektir. Bunun aksi olan durumda ise kişi kendi grubunun üyelerini diğer gruplara göre daha farklılaşmış yani daha heterojen olarak algılama eğilimindedir. İçgrup üyeleri daha karmaşık ve birbirinden farklı özelliklere sahip oldukları için bir kalıp yargı içine sokulamaz.

Hayali İlişkisellik

Sosyal biliş yaklaşımına göre, ön yargıya giden yolun ilk adımı olarak sosyal kategorileştirme, yukarıda görüldüğü gibi insanları gruplara bölme, gruplar arasında farklılık yaratma ve dışgrup üyelerini aynılaştırma sürecidir.

Bu sürecin bir başka sonucu, hayali ilişkisellik adı verilen olgudur. “Hayali ilişkisellik, gözlemcilerin, gerçekte aralarında ilişki bulunmayan iki olay arasında bir ilişki algılaması veya iki olay arasındaki ilişki düzeyini abartması” olarak tanımlanmıştır (Hortaçsu, 1998: 241). Gruplar arası ilişkiler söz konusu olduğunda, bir grup ile onun az görülen bir özelliğe sahip üyesi arasındaki bir ilişki, hayati ilişkidir. Örneğin spor alanında siyah atletler gördüğümüz için, siyahlardaki iyi atlet oranının yüksek olduğunu düşürmeye eğilimliyizdir. Ya da sesi güzel olan, iyi şarkı söyleyen birkaç Roman tanımamız nedeniyle Romanların hemen hepsinin aynı özelliği taşıdığını düşünmeye eğilimliyizdir.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Psikolojiye Giriş” ve 2. Sınıf “Deneysel Psikoloji”, 4. Sınıf “Sosyal Psikoloji” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Psikoloji Ders Kitapları ve MEB Liseler İçin Psikoloji Dersi Ders Kitapları

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*