Felsefe hakkında her şey…

Nicolaus Cusanus’un İnsan ve Mikrokosmos Anlayışı

10.11.2019

Nicolaus Cusanus’a göre insanın evrendeki yeri biriciktir; zira insan melekler ile fizik dünya arasında yer almaktadır. Bu paylaşım, Cusanus’tan önceki filozoflar tarafından da dile getirilmekteydi. İnsan, neredeyse bütün Orta Çağ filozofları tarafından maddi olanla tinsel olan arasındaki ilgiyi kuran bir canlı olarak anlaşılmıştır.

Cusanus için her bireysel şey, az ya da çok evrenin bir büzülmesi olarak anlaşılabilir. Bu büzülmeler çeşitli varoluş katmanları oluştururlar ve bu katmanlar arasından en yetkin olanı da insandır. Eğer insan bu varoluş katmanlarında, Mutlak Sınırsız’la birleşecek denli yukarı çıkartılabilseydi; o zaman insan doğası her şeyin en yetkin tamlığı haline gelirdi ve Cusanus’a göre bu durum, bütün evrende sadece İsa’da söz konusu olmuştur (Hopkins, 1978: 38).

Bunun dışında insanın en önemli özelliği, aynı anda hem maddeyi, hem organik ve hayvani hayatı, hem de akılsallığı kendinde barındırabilmesidir. Bundan dolayı Cusanus’a göre insana mikrokosmos demek doğru olacaktır. Bu özelliğinden dolayı da herhangi bir insanın Tanrı’ya dönmesi, yaratılışın bizzat kendisinin Tanrı’ ya dönmesi anlamına gelecektir. Dolayısıyla insan, evrenin en yetkin bir şekilde yansımasından başka bir şey değildir. İnsan Tanrı’nın imgesinde (imago Dei) yaratılmıştır (Maurer, 1982: 321; Hopkins, 1978: 40). İnsanın Tanrı’ya en yakın yaratılmış varlık olması, evrendeki yaratılmış canlılar arasında sadece onun Tanrı’ya yakınlaşmasına neden olmaktadır. Cusanus’a göre insanın Tanrı’yı tanıması ne zihinselleştirme, ne de felsefileştirme vasıtasıyla oluşmaktadır. Yukarıda da dile getirildiği gibi, Cusanus’a göre, insanın aynı zamanda nihai amacı da olan Tanrı’yı tanıması İsa’nın vahyi aracılığıyla gerçekleşmektedir (Hopkins, 1978: 39).

Cusanus’un, evrende çelişkilerin birliğinden kaynaklanan bir uyum olduğunu dile getirmesi, aslında Aristotelesçi çelişmezlik ilkesinin ve Aristotelesçi evren anlayışının baştan aşağıya reddedilmesi anlamına gelmekteydi. Bilindiği gibi Aristotelesçi evren, merkezinde dünyanın bulunduğu sınırlı bir küreden ibarettir. Kürenin çevresinde sabit yıldızlar alemi yer almaktadır. Dünya merkezde sabit biçimde durur ve diğer küreler onun etrafında dairesel bir hareket ortaya koyarlar. Bütün hareketler bu merkeze göre ölçülmekte, cisimler merkeze zıt hareket ettikleri için aşağı ve yukarı yönlü hareketler söz konusu olmaktadır. Bununla birlikte, Cusanus’a göre, evreni sınırlayan bir çevre söz konusu bile edilemez. Ona göre evrenin bir sınır çevresi olmamakla birlikte sınırsız da değildir. Cusanus’un en çarpıcı yargı sı ise, evrenin bir sınırlayıcı çevresi bulunmadığı için merkezinin de bulunamayacağı yargısıdır (Maurer, 1982: 322).

Cusanus’a göre, evrende mükemmel denebilecek bir daire olmadığından evrenin bir merkezinden söz edemeyiz. Oysa daha önceleri insanın varlığı nedeniyle dünyanın merkeziliği böylelikle sorgulanan bir durum olmuştur. Böylelikle Cusanus, belki de gezegenlerin eliptik yörüngeleri olduğuna dair düşüncenin babası sayılabilir. Nicolaus Cusanus’a göre dünya da diğer gök cisimleri gibi hareket etmekte ve hareketi de öteki hareketlere göre saptanmaktadır. Johannes Kepler, ilk yapıtında Cusanus’un kendisine ilahi bir şekilde ilham verdiğini dile getirmiştir. Sadece Kepler değil; aynı zamanda Nicolaus Copernicus, Giordano Bruno ve Galileo Galilei gibi önemli astronomlar da onun çalışmalarından haberdarlardı. Cusanus’un en önemli saptamalarından biri de hareket ile mekan arasında, izleyen açısından göreli bir ilişki bulunduğudur (Maurer, 1982: 322).

Nicolaus Cusanus’un bu tarz bir evren anlayışı, insanın bu evreni hiçbir zaman tam anlamıyla bilemeyeceği düşüncesi ile bağlantılandırılmıştır. İnsan, pek çok farklı nokta ve zamandan gerçekliğe bakarak elde ettiği bakış açılarını bir araya getirmektedir. Bununla birlikte, ortaya çıkan şey hakikatin bütünü değil; fakat sadece bir fikir oluşturma eylemidir. Bu elbette varsayımsal değildir ve nesnelerin ölçümüne dayanmaktadır. Tıpkı Tanrı’nın bilgisi gibi evrenin bilgisi de bizde parçalı olarak mevcuttur. Bu yüzden, Cusanus’a göre, hakikatin yakın bilgisine razı olmalı ve asla mutlak ve bütünlüklü bilgiyi beklentilerimiz içine koymamalıyız. Öğrenilmiş cehalet burada da işbaşında olmalıdır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...