Felsefe hakkında her şey…

Negatif Özgürlük Nedir, Ne Demektir?

13.11.2019

Liberal düşünce geleneğinin büyük oranda negatif özgürlük anlayışına yaslandığı söylenebilir. Kişinin devletin veya diğer kişilerin keyfi müdahalelerinden hukuk yoluyla korunması hatırlayacağımız üzere liberal düşüncenin temel prensiplerinden birisidir.

Gerek kişiler arası ilişkileri bir düzene bağlayan hukuk düzeni gerek temel haklar ve güçler ayrılığı üzerinden gerçekleştirilen devlet otoritesinin sınırlandırılması liberal negatif özgürlük anlayışının özünü vermektedir. Buna göre özgürlük, kendi çıkarlarını bilen rasyonel özneye, bu niteliğini kullanabilmesi için gerekli olan özerklik alanının bırakılması ve korunmasıdır.

Burada dikkat çeken husus, negatif özgürlüğün doğal alanı olarak piyasanın ön plana çıkmasıdır. Piyasa salt ekonomik anlamada ele alınmamalıdır. Aslında geniş anlamda piyasa kişilere özgü her şeyin açık ve müdahalesiz mübadeleye uğradığı her yerdir. Adeta bir özerklik alanıdır. Hukuk düzeninin temel amacı bu özerk alanı muhafaza etmektir.

Örneğin liberal teorinin en önemli isimlerinden İngiliz düşünür John Stuart Mill’e göre bireyler, “sadece kendilerini ilgilendiren yolda” kendi istedikleri gibi yaşamakta serbest bırakılmadıkları sürece, uygarlık gelişemeyecek, fikirlerde serbest piyasanın olmaması yüzünden hakikat aydınlığa çıkmayacak; kendiliğindenlik, orijinallik, deha ve yetenek için, zihinsel enerji ve ahlâkî cesaret için hiçbir yer olmayacaktır. Toplum “kolektif sıradanlık”ın ağırlığıyla ezilecektir.

Liberal gelenek açısından temel ölçüt olan kişinin özerk alanı elbette ki sonsuz bir özgürlüğe sahip değildir. Toplumsal hayatın devamı açısından bazı sınırlandırmalara maruz kalması gerekir. Liberal geleneğin, makul bir kişisel özerklik alanının korunması hakkındaki ısrarı pratik alana gelindiğinde bazı belirsizliklerle yüklenmektedir. Zira kişisel özerk alanın dokunulmazlığı ile ihtiyaçlara bağlı olarak ortaya çıkan toplumsal düzenlemelerin kişisel özerk alanı kısıtlayıcı doğası arasındaki denge pratik hukuksal düzenlemelerle gerçekleşmektedir. Dolayısıyla liberalizm pratik olarak her zaman için kişisel özerklik alanının korunması ile toplumsal düzenlemelerin uygulamaya konması arasındaki dengede var olmuş, adeta bu dengede yürümeye çalışan bir cambaz görevi görmüştür.

Özgürlük kavramının tanımlarından birisi de baskı ya da müdahalenin olmamasıdır.

Müdahale diğer insanların sizi belirli biçimde davranmaya zorlaması ya da belirli bir biçimde davranmanıza engel olmasıdır. Eğer hiç kimse size müdahale etmiyorsa, o halde özgürlüğün negatif anlamı bağlamında, özgürsünüz demektir. Örneğin, birisi sizi hapishaneye koymuş ve sizi orada tutuyorsa, bu durumda özgür değilsiniz demektir. Bu bakımdan, pasaportunuza el konulduğu için ülkeyi terk edemediğinizde ya da açık bir şekilde eşcinsel bir ilişki yaşama isteğinde olup böyle davranmanız halinde hakkınızda kovuşturma başlatılacak olduğunda özgür olmanızdan söz edilemez.

Negatif özgürlük, engel ya da kısıtlamaya maruz kalmamaktır. Eğer hiç kimse sizi bir şey yapmaktan etkin bir biçimde alıkoymuyorsa, bu anlamda özgürsünüz demektir. Hükümetlerin büyük bir çoğunluğu, bireylerin özgürlüğünü belirli ölçüde kısıtlar. Bu kısıtlamanın gerekçelendirmesiyse, genellikle toplumun tüm üyelerinin korunmaya ihtiyacı olduğudur. Eğer herkes yapmak isteği her şeyi yapmak konusunda tamamıyla özgür olsaydı, bu durumda en güçlü ve en acımasız olan amacına muhtemelen güçsüz olanı ezerek ulaşırdı. Bununla birlikte birçok liberal siyaset filozofu, hiç kimseye zarar vermemesi şartıyla, hükümetlerin müdahale edemeyeceği, bireye ait kutsal ve dokunulmaz bir özgürlük alanı olduğuna inanır. Örneğin John Stuart Mill‘in özgürlük Üzerine [On Liberty] adlı kitabında da, bu süreçte hiç kimse zarar görmediği müddetçe bireylerin kendi yaşam deneylerini sürdürmesine devletin müdahalesi olmadan izin vermesi gerektiğini güçlü bir biçimde savunmuştur.

Negatif özgürlük anlayışı, bireylerin, ancak dışarıdan hiçbir müdahale görmeksizin kendi çıkarlarının peşine düşebildikleri bir toplumsal alanın varlığında, doğal olan mülkiyet haklarını gerçekleştirebileceklerine dair ekonomik bir varsayıma yol açar. Bu varsayımın mantıksal sonucu, devletin ekonomik alana müdahalesi ne denli sınırlanırsa, bireyin özgürlüğünün de o denli artacağını gösterir. Liberallerin bireyin özgürlüğünün önündeki tüm engellerden kurtulma ısrarı, bir zorunluluk sonucu varolan devletin sınırlanmasını gerektirir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; “Felsefeye Giriş” Nigel Warburton

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...