Felsefe hakkında her şey…

Marcus Aurelius’un akıl ve zihin anlayışı

14.11.2022
101
Marcus Aurelius’un akıl ve zihin anlayışı

Marcus Aurelius bir Roma imparatoru ve Stoacı bir filozoftur. Stoacılar felsefeyi mantık, doğa bilimleri ve etik olmak üzere üçe ayırırlar ve akılcı bir felsefe anlayışıyla insanın evrendeki yerini ve yazgısını, bu üç yönelim bağlamında ortaya koymayı hedeflerler.

Herakleitos’un logos öğretisini kabul eden Stoacılar’a göre evren, evrensel akıl olan logos’un rehberliğinde düzenli bir şekilde işler; insanın aklı da evrensel akıl olan logos’tan fışkıran kıvılcımlardır ve ancak, evrensel akıl olan logos ile uyumlu bireyler, bu dünyada huzurlu olabilir. Diğer Stoacılar gibi Marcus Aurelius da evrenin logos ya da Evrensel Akıl dâhilinde işlediğine, var olan her şeyin de logos ile etkileşim halinde olduğuna inanır. Evren ilahi bir şekilde uyum içindedir, bunu da sebebi Tanrı’nın akıl olmasıdır. Ancak bu ilahi akıl, Antik Çağ Yunan dünyasının kişiselleşmiş Tanrıları ya da tek tanrılı dinlerin yaratıcı Tanrı’sı gibi olmaktan ziyade, evrendeki her şeyin oluşunu, bir plan dahilinde önceden belirleyen akıllı evrensel bir zihindir.

Marcus Aurelius dünyayı, her bir varlığın bir diğeriyle bağlantılı olduğu, canlılar âlemi içindeki işbirliği ve bütünlüğün, bütün evrende işlemekte olan akıl ilkesinden kaynaklandığı bir yer olarak görür. Marcus Aurelius için doğal olan, evrensel doğanın düzen ve aklıyla uyumlu olandır. İnsan da aklını kullanarak, doğaya uygun hareket edebilir, kesintisiz bir uyum içinde bir yaşam sürebilir.

Stoacılık Roma İmparatorluğu döneminde Elealı Zenon tarafından kurulmuş bir felsefe okuludur. Zenon Stoa Poikile yani resimli veranda adı verilen bir mekânda derslerini verdiği için kendisinden sonra öğretisini devam ettirenler de stoacılar olarak tanınmıştır.

Marcus Aurelius Kendime Düşünceler isimli eserinde, kendi kendisini sorguya çekerek, vicdan muhasebesi yapar, ruhunun yetkinliğe ulaşmak için gösterdiği çabayı anlatır.

Eserinin kişiliği geliştirmek üzerine olan ikinci bölümde, kendisinin bir beden, bir soluk ve bedenimizi yöneten kısım olan zihinden oluştuğumuzu söyleyen Aurelius, bedeni hiçbir şeyin ilgilendirmediğini çünkü, şeyleri birbirinden ayırt edemediğini, soluğun da hava olduğunu, her an bir alınıp, bir verildiğini söyler. İnsan ruhunun, hayvansal yanımızı oluşturan duyular ve isteklere teslim olduğunda kendi kendisine ihanet edeceğini söyleyen Aurelius, kendisine şöyle seslenir:

“Artık yaşlandın, sana egemen olan zihnin üzerinde yoğunlaş, onu kölelikten kurtarmanın, bencil arzuların avucunda bir kukla gibi, sosyal hayattan uzaklaşmasına son vermenin zamanı geldi” (Aurelius, 2008: 34).

Üçüncü kitapta herkesin öleceğine ve Tanrıların yanına gideceğine dikkat çeken Aurelius’a göre kişi, yalın bir şekilde, en iyi olanı seçip özgürce ona bağlanmalıdır.

“Beden, ruh, akıl (ya da zihin): Duyumlar bedene, tutkular ruha, ilkeler ve yargılar akla aittir. Görünüşe bakarak, imgeler aracılığıyla izlenimler oluşturmak, hayvanlarla ortak yanımızdır. Tutkuların esiri olmak vahşi hayvanlarla kendilerini kadınlarla aynı düzeye düşüren erkeklerinki bir Phalaris ya da Neron özelliğidir. Aklın rehberliğinde davranan kişiyse sorumluluk duygusuyla cesurca yaşayan, huzurlu bir kişidir” (Aurelius, 2008: 46).

On birinci kitapta, akıllı ruhun avantajlarını kendi kendini görme, kendi kendini devindirme, kendini kendi istemine göre biçimlendirme, ölüm onu hangi anda yakalarsa yakalasın, önüne koyduğu hedefi tam anlamıyla gerçekleştirme olarak tanımlayan Aurelius, böylece akıllı ruhun “benim olan her şeye sahibim” (Aurelius, 2008: 133) diyebileceğini söyler.

Aristoteles’in akıl (logos) anlamında ruh kavramıyla örtüşen akıllı ruhun nitelikleriyse “etrafımızdaki herkesi sevmek; hakikat ve alçakgönüllülük ve hiçbir şeye olduğundan fazla değer vermemek” olarak tanımlanır. Bu nitelikler aynı zamanda evrensel yasanın özellikleridir. Dolayısıyla Aurelius doğru akıl yürütmeyle yargıda bulunma arasında bir farklılık olmadığı sonucuna varır (Aurelius, 2008: 133-134).

On ikinci kitapta, insanı oluşturan üç öğenin beden, soluk ve akıl (ya da zihin) olduğunu bir kez daha tekrarlayan Aurelius, bu kısımda aynen Platon gibi beden ve soluğun aksine, yalnızca aklın ya da zihnin tam anlamıyla insana ait olduğu sonucuna varmıştır.

Kaynak: ZİHİN FELSEFESİ, s. 49-50, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2337 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1334

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...