Leibniz’in Monad Öğretisi

felsefe Nedir

Çağında yaygın olan fiziksel dünyayı mekanik tarzda açıklama çabası Leibniz’i de etkiler. Leibniz, Descartes’ı andırır biçimde, cismi, büyüklüğü, biçimi ve hareketi açısından ele alır.

Ne var ki Leibniz önemli bir ayrım koyar. Ona göre cisimlerin mekanik etkileşiminin arkasında, her biri diğerinden ayrı canlı, bireysel metafizik tözler bulunur. Leibniz bu tözleri monad olarak adlandırır. “Monad” terimi Yunanca “monas” sözcüğünden gelir. Monas, yalnız, tek anlamındadır. Platoncu ve yeni Platoncu felsefeden kalma anlamıyla “bir oluş”, “mutlak birlik ve biriciklik” demektir.

Leibniz monadları, uzamsız, biçimsiz, bileşiklerin yapısına giren sonsuz sayıdaki, bölünmez tözler olarak tasarlar. Monadlar hep birden başlar ve hep birden sona erer. Bir monad ikiye bölünmez; iki monaddan bir monad yapılmaz. Monadlar dönüşür, ama sayıları ne artar ne azalır.

Her monad bir dünya gibidir; Tanrı’nın ya da tüm evrenin aynası gibidir. Monadlar arasında bir sıradüzen bulunur, en aşağı monad madde, en yüksek ise Tanrı’dır. Tanrı aynı zamanda bütün monadların yaratıcısıdır. Her monad bir diğerinden farklıdır. Bunun yanı sıra her monadın tasarlama gücü de farklıdır. Her monad dünyayı kendi bakımından tasarlar ancak algılanan dünya aynı dünyadır. Monadlar hep birlikte organik bir bütün oluşturur.

Leibniz’e göre dünyada birbirine bütünüyle benzeyen iki monad bulunamaz. Yani bütün özellikleri bakımından aynı olan monadlar yoktur. Bu görüşünü ayırt edilemeyenlerin özdeşliği/aynılığı ilkesi aracılığıyla dile getirir. Bu ilke monad öğretisini atomculuk kuramından ayırır. Çünkü atomculuktan aynı özellikleri taşıyan sınırsız öğeler bulunur. Oysa Leibniz sayısız sayıda özdeş olmayan varlıktan söz eder.

Monadlar ancak içten kaynaklanan bir etkiyle değişir. Leibniz monadın dış etkiye kapalı oluşunu “Monadların, herhangi bir şeyin girip çıkabileceği pencereleri yoktur” görüşüyle anlatır.

Görüldüğü üzere monad öğretisi Leibniz’in derin metafizik eğilimlerini kolaylıkla gözler önüne serer. Bu tutumuna koşut olan şu görüşleri de ilgi çekicidir. Leibniz’e göre her bir monad kendi kavramında tüm olup bitenleri içerir. Bir başka deyişe her monadın başına gelenler o monadın “fikir”inin ya da “tam kavram”ının bir sonucudur. Örneğin İskender’in başına gelecek her şey onun kavramında içerilir.

Bir monad hiçbir zaman başka bir monad üzerinde etkide bulunamaz. Monadlar sanki birbirleriyle uyuşmak zorunda bırakılmışlardır. Monadlar birbirlerini fiziksel olarak etkileyemez. Bir monadın başka bir monada ‘etkisi’ ancak Tanrı’nın işe karışmasıyla olanaklıdır. Önceki haftalarda belirttiğimiz üzere Descartes’tan sonra tözler arası etkileşim önemli bir felsefe sorunudur. Leibniz, algısı seçik olan ve hatırlama ile birleşik olan monada ise ruh adını verir. Leibniz önceden kurulmuş uyum adını verdiği düzen yoluyla, uyarınca Tanrı aracılığıyla sağlanır. Önceden kurulmuş uyum

  1. monadların birbirlerine uzaktan etkide bulunuşunu
  2. gerçekliği nasıl oluşturduklarını,
  3. ruh ile beden arasındaki ilişkiyi açıklar.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*