Kant’ta Teorik Akıl

felsefe Nedir

Teorik olan bilmeye yönelik olan akıldır. Kant için aklın bilme çabası ve elbette bununla ilgili olarak değerlendirilmesi gereken bilgi edinme eyleminde düşünme önemli bir yer tutar. Düşünme kavramlarla işgörmesine rağmen bu kavramların işlevi duyu verilerinden gelen malzemeye bağlı olarak ortaya çıkar.

Bunun için Kant, düşünmeyle yani aklın kendi iç işeyişinde yer alan kavramların olması ile onların kullanılması arasında bir ayrımda bulunulması gerektiğini düşünür. Bir diğer deyişle, düşünmek ile bilmek ayrı akıl eylemleridir. Kant’ın ortaya koymaya çalışacağı husus bunun ayrımında olmayan aklın kendi kavramlarına  zorunluluk yüklemesidir. Bu zorunluluk düşünmedeki zorunluluktur yoksa gerçeklik olarak ifade edebileceğimiz bir duruma karşılık gelmez. Dolayısıla onların doğru olduklarını ve bu doğruluklarından hareket ederek varlık hakkındaki bilgi yani gerçeklik olduklarını söylemek mümkün değildir.

Kant düşünmede kavramların önemini küçümsemez. Aksine Kant için düşünme ancak kavramlarla yapılan bir etkinliktir. Bunun yanında kavramlar duyu verilerine giydirilen elbiselerdir. Sonuçta onun eleştirelliği kavramların ortadan kaldırılmasına yönelik olmayacaktır. Kant, bu kavramlara yargıda bulunma biçimleri diyerek değiştirilemez bir biçimde önem atfedecektir.

Buna karşın rasyonalistlerin yaptığı gibi aklın kendi kavramlarını asıl gerçeklik olarak görmek hatasına da düşmeyecektir. Bunun için aklın teorik anlamda bilme iddiasını daha farklı bir şekilde ele almak gereklidir. Kant kısaca yukarıda işaret ettiğimiz gibi duyu verilerinden gelen malzemeye biçim vermesi anlamında kavramların anlamlılığından bahsedilebileceğini ortaya koyar. Dikkat edilmesi gereken nokta deneyimin yani duyu verileriyle dolu olan alanın, bize bir şeyin ne olduğunu belirtmesine rağmen asıl arananın neden zorunlu olarak öyle olması gerektiğidir. Bilimde bir şeyleri bilmemizin; varsayımlarımızı teori ve yasaya dönüştürmemizin arkasında bu temel zorunluluk arayışı vardır.

İşte Kant’ın hem duyu verilerine hem de akla ortak olmayı teklif ettiğini söyleyebiliriz. Bu ortaklık Kant için bütün teorik işlemlerde aklın uyguladığını düşündüğünü bir eylemin işaretidir. Bu eylem Kant için sentez ya da birleştirimdir. Sadece düşünmenin değil duyumsamanın olması durumunda birleştirimin olacağını unutmamak gerekir. Bu bağlamda duyulara konu olan ancak kavramlarla düşünülmesi sonucunda bilmenin meydana geldiğini söylememiz gerekecektir. Kant’ın bu durumu yani düşünme ile duyum arasındaki bu ilişkinin önemini vurgulamak için meşhur hale gelmiş olan yukarıda da değindiğimiz ifadesi şudur: Kavramsız sezgi kör, sezgisiz kavram boştur.

Sezgi daha ileride detaylı bir biçimde işleyeceğimiz bir kavramdır. Buna karşın yukarıdaki meşhur sözü açıklamak için şimdilik sezginin sadece duyu verileriyle ilgili bir kavram olarak anlaşılmasının yeterli olacağını belirtelim.

Önemli olan bir diğer husus, Kant’ın teorik anlamda göz önünde bulunduğu bilginin modern bilimin yapısı ve sonuçlarıyla uyumlu olması gerektiğidir. Bunun için antik dönemdeki doğa anlayışının bir sonucu olarak değerlendirilmesi gereken gayeci bilimsellik anlayışının Kant’ın eleştirisine konu olduğunu bilmeliyiz. Kant bu gayeciliğe karşı gelmez. Buna karşın gayeciliğin en azından modern anlamda bilimin ortaya koyduğu yapıyla uyum sağlayamadığını düşünür. Dolayısıyla Kant bu türden kavramların aklın içinde bilmeye yönelik eylemlerde yanlış olarak kullanıldığını belirtecektir. Bu yanlışlık kaçınılmazdır ama tam da eleştirel olarak ortaya konulduğunda yanlış olduğunun anlaşılması mümkün olacaktır.

Daha ileride teorik olarak bilmenin sağlıklı ve sağlıksız taraflarını belirteceğiz. Bizim anlamamız gereken husus duyu ile beslenmiş bir düşünmenin sağlıklı olduğudur. Kant aksi takdirde aklın kendi içindeki düşünmesinin metafizik adını verdiği bir savaş alanına dönüşmekten başka bir işe yaramayacağını belirtir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*