Felsefe hakkında her şey…

Kadın bir tamirciye güvenir miydiniz? “Epistemik adaletsizliğin” üstü kapalı ön yargısıysa tanışın…

02.10.2023
317
Kadın bir tamirciye güvenir miydiniz? “Epistemik adaletsizliğin” üstü kapalı ön yargısıysa tanışın…

Felsefeci Miranda Fricker, cinsiyet ya da ırk gibi, konuyla ilgisi olmayan etkenlere dayanarak birinin tanıklığını önemsizmiş gibi yansıtmak ya da dikkate almamak ve benzeri durumlarını anlatmak üzere “epistemik adaletsizlik” terimini ortaya atmıştır.

Epistemik adaletsizlik; cinsiyet, etnik köken, dinî inanç ve mal varlığı gibi, konuyla ilgisi olmayan şeylere dayanarak, bir kişinin sözlerinin küçük görülmesi, anlamsız addedilmesi veya tamamen görmezden gelinmesidir.

Bu, sanayinin fonladığı çalışmalara yapılan eleştirilerde çokça karşılaşılan bir durumdur. Fakat çalışmanın içeriğine yönelik bir açıklama yapmadan çalışmayı destekleyen kaynağa saldırmak, ad hominem’den ödeye geçemez. Hepimiz kimin ya da neyin güvenilir bir kaynak olduğuna dair bilincinde olmadığımız fikirlere sahibizdir. Dolayısıyla da konuyla ilgisi olmayan faktörlerin yargılarımızı gölgelemesine ve yönlendirmesine izin vermemeliyiz.

Bütün takım, yarışma sorularının üzerine eğilmiş durumda. Meryem sıradaki sorunun cevabı biliyor. Cevabı arkadaşlarına iletmek için kendinden emin bir şekilde “Burada aslanlardan bahsediyor” diyor. Cevabı kâğıda yazacak olan Kenan şüpheyle karışık bir şeyler mırıldanıyor. Meryem ise Kenan’ın bu mırıldanmalarına karşılık kaşlarını çatmakla yetiniyor. Bir süre sonra Nuri söze girerek “Sanırım burada gerçekten de aslanlardan bahsediliyor” diyor. Kenan Nuri’ye dönerek dilini damağında şaklatıp “Kesinlikle haklısın!” diyerek yanıtı kâğıda karalıyor. Meryem içten içe öfkeleniyor; fakat biliyor ki bu ilk kez başına gelmiyor ve son da olmayacak. İçinde biriken ve dilinin ucuna kadar gelen öfke dolu sözleri bir çırpıda yutuyor. Ne de olsa bu yaşananlara alıştı artık…

Yukarıdaki öykü Miranda Fricker’ın “epistemik adaletsizlik” olarak adlandırdığı duruma açık bir örnektir. 1

Seçici sağırlık

Yargısız infazın eyleme dökülmesinin birçok yolu vardır. Bunlardan bazıları fiziksel taciz, alaya alma, küçük düşürme, hakaret etme biçimlerinde ortaya çıkabilir. Ayrıca bu durum A’ya verdiğimiz fırsatları B’ye sunmadığımız bir tarafgir tutumla da gelişebilir. Fricker’a göre, yargısız infazda bulunmanın hemen göze çarpmayan ama etkili olan bir başka yolu da bir başkasının görüşlerine veya tanıklığına sağlıklı bir nedene dayanmaksızın itibar etmemektir.

Cinsiyetçi bir adamın, karısına “Bir yanda kadın sezgisi vardır, bir yandaysa gerçekler…” dediğini veya ırkçı bir yargıcın beyaz bir görgü tanığının sözlerini farklı olarak fazla dikkate aldığını düşünelim. İşte seçici sağırlık burada ortaya çıkmıştır. Eski Avustralya Dışişleri Bakanı Julie Bishop bu durumu toplumsal cinsiyet sağırlığı” olarak adlandırmış ve “Eğer odadaki tek kadın sesi sizinkiyse erkekler sizi duymuyor gibi görünürler” demiştir. 2

Sorun şudur ki bir kişinin söylemlerine itibar etmediğimiz zaman onu küçük görmüş ve değersizleştirmiş oluruz. İki kadının tanıklığını bir erkeğin tanıklığıyla denk gören bir hukuk sistemi düşünelim. İşte burada kadınların daha az önemli olduğunu söylemiş oluruz anlamına gelir. Oysa Immanuel Kant’a göre birini dikkatle dinleyip ona itimat ettiğimizde, aynı zamanda bu kişiye saygı duyduğumuzu da belirtmiş oluruz. Aksi durumdaysa saygı boyutu çoktan aşılmış demektir.

Bilimsel çalışmalarda epistemik adalet

Fricker “epistemik adaletsizlik” terimini toplumca ötekileştirilenleri ve hakir görülenleri temsilen kullanmış olsa da bu bazı araştırmalara yönelik getirilen eleştirilerde de görülen bir durumdur.

Örneğin “büyük ilaç şirketleri” bu eleştirilerin odağında klasikleşmiş biçimde yer alır. Bir çalışmanın kısmen ya da tamamen ilaç, gıda, sanayi gibi sektörlerde yer alan büyük bir şirket tarafından desteklendiği gerekçesiyle kabul edilmemesi, sık karşılaşılan bir durumdur. “Bu araştırma Big Pharma tarafından finanse ediliyor, dolayısıyla böyle konuşman doğal; sonuçta seni onlar fonluyor…” dendiğinde burada epistemik haksızlığa maruz kalan şey yalnızca araştırmacı değil, aynı zamanda argümanın kendisidir de. Buna genellikle ad hominem (düşmanca) yaklaşım adı verilir.

Elbette bazen “sektör destekli” araştırmalar tehlikeli olabilir. Belli bir sonucu elde edebilmek için “katılımcılar” yönlendirilerek seçilmiş olabilir. Örneğin çalışmanın zeminini etkileyecek hiçbir neden yokken erkekler ya da kadınlar araştırma alanının dışında bırakılmış olabilir. Bir ilaç daha hafif, geçerliğini yitirmiş başka bir ilaçla karşılaştırılarak test edilmiş olabilir. Böylece “İşte, bizim ilacımız alternatiflerinden çok daha etkili!” mesajı verilmek istenebilir. Yani tabii ki “sektör destekli” çalışmalar “mükemmel” değildir.

Yaşanan bu problemler bütün bilimsel araştırmalarda ortaya çıkabilir. Adını duyurmayı veya kendine iyi bir iş bulmayı amaçlayan bir çalışmacı, bir şirket çalışanı gibi sonuç üretebilir. “Bağımsız araştırmacı” olmak, sahip olunan tüm yanlılıkları kapının önüne koymak anlamına gelmez. Bazı çalışmalar elbette kusurludur ve bazı araştırmalar da çarpıtılmıştır. Burada önemli olan nokta çalışmayı yapanın kim olduğu değil, çalışmanın kendisidir.

John Hopkins Üniversitesi ve Cedars-Sinai Tıp Merkezi tarafından 245 bin 999 klinik çalışma üzerinde yapılan bir üst çözümleme çalışması, sektör destekli çalışmaların genellikle daha verimli ve daha güvenilir olduğu sonucuna varmıştır. 3 Bunun sonucunda araştırmacılar, sektörün “klinik karar alma süreçlerini desteklemek, önemli klinik ve sağlık politikası sorunlarına çözüm üretebilmek için klinik araştırmalara daha fazla fon ayırmasının gerekli olabileceğini” belirtmişlerdir. Tüm klinik araştırmaların tahmini olarak %70’inin sektör tarafından finanse edildiği düşünüldüğünde, bahsi geçen araştırmayı göz ardı etmek anlamsız olacaktır. 4

Elbette herkesin görüşü ve söylemi eşit değerde değildir. Örneğin kullandığımız arabayla ilgili bir sorun yaşadığımızda bu sorunla ilgili olarak düzenli biçimde gittiğimiz berberin söylemlerinden ziyade bir otomobil tamircisinin söylemlerini dikkate alacağızdır. Bu örnekteki gibi durumlarda duymak istediğimiz sesi seçebiliyoruz ve ona daha fazla ağırlık ve değer veriyoruz diye, başkaca durumlarda yaşadıklarımızı basmakalıp ve konuyla ilgisiz etmenlere dayanarak eleştirmemiz en basit ifadesiyle yargısız infazdır.

“Epistemik adalet”, cinsiyeti erkek ya da kadın, ten rengi siyah ya da beyaz fark etmeksizin otomobil tamircisinin konuya dönük görüşünü almamız gerektiğini vurgulamaktadır.

 


Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Jonny Thomson’ın “Would you trust a female mechanic? A look at the subtle prejudice of ‘epistemic injustice’” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

Kaynak Metnin Yazarı: Jonny Thomson, Oxford Üniversitesinde felsefe öğretmenliği yapmaktadır.

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer YILDIRIM

KAYNAKÇA

  1. Fricker, M., (2007), Epistemic Injustice: Power and the Ethics of Knowing, (1. basım), Oxford Üniversitesi Yayınları, Oxford
  2. The Guardian, 12 Ağustos 2019, Julie Bishop laments ‘gender deafness’ during her time in politics
  3. Gresham, G., Meinert, J. L., Gresham, A. G., & Meinert, C. L. (2020). Assessment of Trends in the Design, Accrual, and Completion of Trials Registered in ClinicalTrials.gov by Sponsor Type, 2000-2019. JAMA Network Open3 (8), Makale: e2014682. https://doi.org/10.1001/jamanetworkopen.2020.14682
  4. Bodenheimer, T. (2020). Uneasy alliance–clinical investigators and the pharmaceutical industry, The New England Journal of Medicine, 342, 1539-44. https://doi.org/10.1056/nejm200005183422024
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...