Mutlak İdealizm Nedir, Ne Demektir?

Mutlak İdealizm
Mutlak İdealizm

Mutlak idealizm, 19. yüzyılın büyük Alman filozofları Hegel, Schelling ve Amerikan filozofu Josiah Royce ile ilişkili, ontolojik temeli monizm olan felsefi sistemdir. Mutlak idealizm bu filozofların hepsinin aktif rol aldığı bir akım olmasına karşın temelinde Hegel’in felsefi fikirlerinin bir ürünüdür.

Hegel felsefesi her şeyden önce bireylerin kendi kendilerine ilişkin olarak özgür bir bilince ulaştıkları bir insanlık tarihi felsefesidir. Ama bilinç kendi başına özgür değildir; bilincin özgürleşmesi ‘Tinin fenolojisinde’nde betimlenen karmaşık bir süreçle gerçekleşir.

Bu eserde Hegel, bilincin bütün dünya ölçeğinde kendi kendini nasıl sınadığını ve yalın bir öznel kesinlik ile kendi kendinin nesnel bilgisine nasıl ulaştığını ortaya koyar. Bilinç, dünyanın bilincine vararak, kendi kendisinin bilincine de, ‘efendi ile köle arasındaki diyalektik olarak adlandırılan yolla’ varacaktır.

Gerçekte bu diyalektik, her biri kendisini olduğu gibi tanıtmak isteyen iki bilinç biçimi arasındaki kölelik ve egemenliklerini insanlık içinde -çünkü insanlık hayvanlardan kesinlikle farklı olarak, yaşamı aşma yeteneğine sahiptir- betimler. Her biri bunu bir ölüm kalım savaşı içinde, hem kendisi hem öteki için yapacaktır. Köle kaybedecek, yaşam önünde diz çökecek ve efendi için çalışarak ona hizmet edecektir. Ancak köle (Marx‘ta proleter) esaretinden de bu çalışma içinde ve bunun sayesinde kurtulacaktır; çünkü dünyayı dönüştürerek, kendi kendisine bağımsızlığa ulaşmanın somut araçlarını verecektir.

Bu süreç sonunda, bilinç Akıl’a ulaşır. Dünya ona yabancı olmaktan çıkar; dünyaya ilişkin bilgisi onun gerçek bilgisidir, ve onun gerçek bilgisi de dünyaya ilişkin bilgisidir. Ama bilinç artık sadece bireyin bilinci değildir; bilinç, içinde ‘ben’in biz olduğu, biz’in ben olduğu’ tinsel bir topluluğun bilincidir. ve bu da Tin’den başka bir şey değildir. Tin, tarihsel gelişim kilit anları olan belli sayıda ‘figures’ aracılığıyla tarih boyunca kendini ortaya koymuştur. Bu kilit anlar yunan etiğinden, Hegel’in dönemindeki çağdaş Prusya’ya kadar uzanır. Bu süreç sonunda ancak bilinç, Tinin kendi bilinci haline gelerek mutlak bilgiye ulaşır; filozof da böyle bir bilginin yorumcusu olur.

MUTLAK İDEALİZM NEDİR?

Hegel için doğal dünya bütünüyle insan aklının bir eseridir; fakat bu sıradan insanların aklının bir eseri değildir; bilgimizin nesneleri bizim zihinlerimiz tarafından yaratılmamıştır. Buna göre şöyle konuşmak mümkündür: Bu dünya, bu dünyayı meydana getiren ve bilgimizin konusu olan nesneler, sonlu bireyin, insanın zihninden başka bir zihnin eseri olmalıdır. Bilginin nesneleri ve dolayısıyla bütün bir evren mutlak bir öznenin, mutlak bir Zihin, Akıl ya da Tinin ürünüdür.

Hegel’in Tin, Geist, İde, Mutlak, Mutlak Zihin adını verdiği bu tinsel varlık, tüm bireysel, sonlu insan ruhlarının dışındaki nesnel bir varlık olup, Tanrı’dan başka bir şey değildir. Hegel, Mutlak Zihnin, Geist’in özüne, insan aklı tarafından nüfuz edildiğine inanır, çünkü Mutlak Zihin, insan aklının işleyişinde olduğu kadar, doğada da açığa çıkar.

Yani, Geist kendisini Hegel’e göre, doğada ve insan aklında ifade eder. Ona göre, gerçekliğin tümü yalnızca bir İde, Mutlak ya da Nesnel Akıl, bir Mutlak Tin aracılığıyla anlaşılabilir. Bu Mutlak Akıl, dünya tarihi boyunca bir evrim süreci içinde olmuştur. Mutlak Akıl aşkın, kendi kendisine yeten, kendi kendisinin mutlak olarak bilincinde olan, tam olarak bağımsız bir varlık olmaya çalışmaktadır. Söz konusu evrim süreci, mutlak Aklın tam olarak rasyonel ve anlaşılır bir varlık haline gelme çabasıdır.

Hegel, varlığın her şey dahil bir bütün olarak nihai olarak anlaşılabilir olduğunu savunur. Düşünce öznesinin (insan aklının veya bilincin) nesnesini (dünyayı) hemen görebilmesi için, bir bakıma bir düşünce ve varlık kimliğine sahip olması gerektiğini ileri sürer. Aksi takdirde, nesne hiçbir zaman cisime erişemezdi ve dünyadaki tüm bilgimiz hakkında hiçbir kesinlik kazanamazdı. Bununla birlikte, düşünce ile varlık arasındaki farklılıkları hesaba katmak için her birinin zenginliği ve çeşitliliği, düşünce ve varlığın birliği soyut kimlik “A = A” olarak ifade edilemez.

Mutlak idealizm, bu birliği, yeni kavramlar ve mantık kuralları gerektiren yeni bir “spekülatif” felsefi yöntem kullanarak göstermeye çalışan girişimdir. Hegel’e göre varlığın mutlak zemini esas olarak, zorunluluk olarak dinamik ve tarihsel bir zorunluluk sürecidir; kendiliğinden var olma ve bilinçlilik biçimlerinin giderek daha karmaşık biçimleriyle kendiliğinden ortaya çıkar ve sonunda tüm dünyadaki çeşitlilik ve Düşünüyor ve dünyayı anlamlandırıyoruz.

Mutlak idealizm, 19. yüzyılda İngiltere ve Almanya’da egemen olmakla birlikte, Birleşik Devletlerde daha az etki yarattı. Mutlak idealizm yeri Berkeley‘in öznel idealizminden, Kant‘ın aşkın idealizminden veya Fichte‘nin post-Kantçı aşkın idealizminden ayrılmalıdır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*