John Stuart Mill’in Devlet Anlayışı ve Siyaset Felsefesi

felsefe Nedir

Mill, devleti, bireyin ve toplumun mutluluğunu sağlayacak en önemli unsurlardan biri olarak kabul etmektedir.

O, devletin insanlar arasında ortak bir sözleşmeden doğduğunu iddia edenlere karşı çıkmaktadır. Çünkü Mill, bireyin fayda ilkesinden doğan hak dışında herhangi bir doğal hakka sahip olmadığını, dolayısıyla olmayan hak üzerinden de bir kurum oluşturulamayacağı iddia etmektedir. Bu nedenle ona göre toplumsal bir sözleşme üzerine kurulmamış olan böyle bir yapıdan, toplumsal yükümlülükler çıkarmak ve böyle bir sözleşme icat etmek doğru bir yaklaşım olmamaktadır. Bu nedenle o, devleti fayda ilkesi temelinde ortaya çıkmış olan suni bir yapı olarak mütalaa etmektedir. Buna göre o bireyin fayda ilkesinin ortaya koyduğu mutluluğa ancak devlet içerisinde ulaşabileceğini savunarak Plâtoncu ve Aristotelesçi bir çizgiye kaymaktadır.

Mill, bireyle devlet ilişkisini özgürlük bahsinde ele aldığımız şekilde ele almaktadır. Şöyle ki, Mill, birinci özgürlük alanına devletin hiçbir müdahalesini kabul etmemektedir. Ancak bireyin ikinci alandaki hareketleri noktasında devletin bireye müdahalesini, devletin bir hakkı daha da önemlisi bir görevi olarak görmektedir. Ona göre devlet, bu müdahale hakkını, toplumu oluşturan diğer bireylerin kendi özgürlüklerinin savunulmasını devletten isteme hakkından almaktadır. Mill, bu ikili ilişkinin başarısının devletin başarısını yansıttığını savunmaktadır. Ona göre bu iki özgürlük alanındaki dengeyi sağlayabilen devlet ideal bir devlettir ve bu devleti oluşturan toplum “uygar”, “medeni” bir toplumdur. Uygar ya da medeni devleti Mill, devletin ulaşabileceği en yüksek nokta olarak ifade etmektedir.

Mill, medeni devlet üzerinden devletin üç temel görevinin olduğunu iddia etmektedir. Bunlardan birincisi, her bireyin, özellikle kendisine ait olan birinci alandaki özgürlüğüne saygı göstermekle beraber, ikinci alanla alakalı eylemlerini sürekli olarak denetlemektir. İkincisi, her bireye kendi mutluluğunu istediği şekilde aramasını sağlayacak ortamı oluşturmaktır. Üçüncü görevi ise; bir bireyin üstlenmek istemediği fakat toplumun genel mutluluğu için gerekli olan işlerin yürütülmesi, kurum ve kuruluşların oluşturulmasıdır. Mill, görevlerini bu şekilde ifade ettiği devletin ideal şekli konusunda çok açık bir tavır sergilememektedir. Bunun temel nedeni, Mill’in devletin şeklinden çok, işlevi üzerine yoğunlaşmasıdır. Ona göre devlet, yukarıdaki görevlerini yerine getiriyorsa şeklinin çok da bir önemi yoktur. Dolayısıyla “Mill hangi devlet şeklini benimsemektedir?” şeklindeki bir soru, yanlış bir sorudur. Ancak yine de Mill’den bir devlet şekli seçilmesi istense Mill, tercihi demokrasiden yana kullanacaktır. Ancak düşünürümüz, demokrasinin mükemmel bir sistem olmadığını, bazı problemleri içerisinde barındırdığını iddia etmektedir.

Ona göre demokrasinin en temel problemini, demokrasinin sloganı olan “bireyin kendi kendisini yönetmesi” ilkesi teşkil etmektedir. Çünkü ona göre demokrasi, bireyin kendi kendisini yönetmesi değil, bireyin diğer bütün kişiler tarafından yönetilmesidir. O, bireylerin ilkelerinin, çoğunluğun ilkeleri haline gelmek suretiyle, toplumun bireye baskı yapabileceğinden kaygılanmaktadır. Mill’e göre demokrasinin bir diğer problemi ise, demokratik yapı içersinde, ilerleyen dönemlerde despotik bir yapının ortaya çıkabilme ihtimalidir. Çünkü ona göre güç, çok kolay bir şekilde yozlaşabilme ve başkalarına zor kullanmanın aracı olabilme özelliğine sahiptir. Bu, ona göre hiç de uzak olmayan bir ihtimaldir. Eğer tarihe bakılırsa, otoriteye sahip olanların bu gücü çok kolay bir şekilde yozlaştırıp, sömürücü bir güç haline getirebildiklerini görebilmekteyiz. Bu kaygılardan hareketle Mill, hükümet erkinin gücünün mutlaka sınırlanması gerektiğini savunmaktadır. Mill, kaygılarının gerçekleşmesi durumunda yani hükümet erkinin gücü yozlaştırıp, bireye baskı aracı olarak kullanmaya başladığında, bireye devlete karşı gelme hakkı tanımaktadır. Mill, bireyin devlete karşı koyabileceği bu durumların üç farklı şekilde ortaya çıkabileceğini ifade etmektedir.

Bunlardan birincisi, bir eylemin özel şahıslar tarafından daha iyi yapılabileceği durumlar; ikincisi, bir eylem hükümet tarafından daha iyi yapılabilecekse bile, bu eylemin bireyin karakter gelişimi açısından bireye bırakılması gerektiği durumlar; üçüncüsü de hükümetin gücünü gereksiz yere kullandığı ve artırdığı durumlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar.89 Görülmektedir ki, Mill, devletin gücünü bireyin özgürlüğünü engelleyecek şekilde kullanmaması için her türlü önlemi almaktadır. Peki, bunun tersi bir durumda, yani bireyin devletin haklarını ihlal ettiği durumlarda Mill’in tavrı ne olmaktadır? Bu sorunun cevabı karşımıza “yaptırım” kavramını çıkarmaktadır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: XV, Sayı: 28 (2013/2)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*