Felsefe hakkında her şey…

İkinci bir dil bilmek insanları daha akılcı ve mantıksal düşünmeye sevk ediyor…

13.07.2023
İkinci bir dil bilmek insanları daha akılcı ve mantıksal düşünmeye sevk ediyor…

Trajediler her an başımıza gelebilir; ama trajedilerle her an karşılaşabilecek olmak, onlardan kendimize fayda sağlayacak çıkarımlarda bulunmayacağımız ve onları lehimize kullanmayacağımız anlamına gelmemelidir.

Aşağıdaki örnekleri ele alarak makalemizin konusunu somutlaştıracağız:

1.

Joe’nun uzun yıllardır kendisiyle olan köpeği Karabaş’a, evinin önünde bir araba çarpar ve köpek ölür. Bu olaydan hemen sonra Joe’nun içini köpeği Karabaş’ın tadının nasıl olduğuna dönük şiddetli bir merak duygusu kaplar. Bu merak Joe’yu köpeğini pişirip akşam yemeği yapmaya sürükler. Joe’nun kararı ve kararını takip eden eylemi, kimseye zarar vermeyen bir meraktan kaynaklanmıştır; ama yine de bazı insanlar bu karar ve eylemin ahlaka uygun olmadığını düşüneceklerdir.

2.

İki kardeş, korunarak birbirleriyle seks yapmaya karar verirler. Yetişkin erkek ilişki sırasında prezervatif kullanacaktır ve onun yetişkin kız kardeşi de doğum kontrol hapı alacaktır. Bu kararı tamamen kişisel rızalarıyla, birlikte vermişlerdir. İkisi de bu ilişkiden haz almışlar; ama ilişkilerini bir sır olarak saklamaya ve bir daha tekrar etmemeye karar vermişlerdir. Bahsi geçen iki kardeşin sergiledikleri davranışlar, ahlaki açıdan yanlış mıdır? Her ikisi de kendi özgür iradeleriyle karar alan yetişkinlerdir ve bu karar kimseye zarar vermemiştir. Hâl böyleyken onların davranışlarını ahlaki açıdan meşru bir zemine oturtarak yermek doğru mudur?

Yakın zamanda insanların ana dillerinin haricinde iyi seviyede konuşabildikleri ikinci bir dilde kendilerini ifade ederken duygusallıktan daha uzak ve mantığa daha yakın davrandıklarını ortaya koyan bir çalışma yayımlandı.

İtalya’daki Trento Üniversitesinden Janet Geipel; Almanca, İtalyanca ve İngilizce konuşan üniversite öğrencilerine her öğrencinin ana dilinde ve neredeyse sorunsuz bir şekilde konuştuğu ikinci bir dilde, yukarıdaki iki örneğe benzer senaryolardan konu açmıştır. Geipel’in 2015 senesinde yaptığı bu çalışmada oldukça dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkmıştır:

Öğrenciler ana dillerinin yerine yabancı bir dille kendilerini ifade ettiklerinde ahlaki yargılarını daha yumuşak biçimde dile getirmişlerdir. Çalışmaya dâhil olan öğrenciler, ikinci bir dilde konuşurken duygularıyla ahlaki yorumlarının arasına önemli bir mesafe koymuşlardır.

Geipel’e göre, insanların ikinci dillerini konuşurken daha az duygusal ve daha mantıklı davranma olasılıkları daha yüksektir. Onlarca yıl önce Nelson Mandela bu meseleyi kadın-erkek ilişkileri çerçevesinde şöyle dile getirmiştir:

“Bir erkekle onun anladığı bir dilde konuşursanız bu onun aklında yer eder. Aynı erkekle onun kendi dilinde konuşursanız bu onun kalbinde yer eder.”

Burada vurgusu yapılan akıl ve duygu ayrımı oldukça önemlidir; çünkü ahlaki kararlar konuşulan dille ilintiliyse her gün ana dillerinin haricindeki bir dille çalışmak zorunda olan insanların verdikleri kararların yeniden değerlendirilmesi gerekecektir. Örneğin göçmen bürolarında, uluslararası şirketlerde veya uluslararası kurumlarda çalışan kişilerin kararları duyguahlakakıl bağlantısı çerçevesinde sorgulanabilecek demektir.

Ayrıca bu çalışmanın sonuçlarına göre, kişi ister Paris’teki bir Goldman Sachs çalışanı, ister Burma’da bulunan bir Birleşmiş Milletler görevlisi olsun, işini ana dilinin dışındaki bir dille yapıyorsa onun kararları, ahlaki tutumuyla daha az ilintili; akılcılık ve faydacılık gerçeğiyle daha çok bağlantılı anlamına gelir.

bekleme salonu, sohbet eden insanlar, kafe, kafeterayada sohbet eden insanlar

İnsanlar ahlaki kararlar alırlarken biri bilinçaltında, diğeri bilinçte olmak üzere iki düşünsel süreç kullanma eğilimi gösterirler. Bir ikilemin duygusal içeriği, öncelikle bilinçaltında yer edinir. Bu, kişinin bir durumun duygusal yapısına, farkında olmadığı bir tepki geliştirdiğini gösterir. Yukarıdaki örneklere göre açıklamaya çalışalım: Örneğin kardeşler arasındaki ilişkiyi çevrenizden işittiniz. Vereceğiniz ilk tepki, bu konu hakkında duygusal olarak tiksinti duymak olacaktır. Çünkü bu mesele üzerine ilk anda mantık yürütemezsiniz ve sadece tepki verirsiniz. Bunun ardından ise akılcılık, teşebbüs ve bilişsel kontrol gerektiren bilinçli değerlendirme süreci devreye girer. Kardeşler arasında yaşanan cinsel ilişki veya kişinin ölen köpeğini yemesi üzerinde mantıksal zeminde düşünmeye başlarsınız ve belki de bu olaylar sonucunda kimsenin incinmediğini, herhangi bir şeyin tuhaf görünmesinin onun ahlaksızca olduğu anlamına gelmediğini ifade edersiniz.

Psikolog Daniel Kahneman, insan psikolojisinin bu iki farklı durumunu sırasıyla “sistem 1” ve “sistem 2” olarak adlandırmıştır.

Ahlaki meseleler üzerine nasıl düşüneceğimize etki eden bu iki sistem birçok durumda kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Boaz Keysar ve Albert Costa, 2014 senesinde, beş farklı dili konuşan binden fazla kişiye “tramvay ikilemi” olarak bilinen, bir kişiyi tren raylarına itmenin beş kişiyi ölümden kurtarabileceği ve beş kişiyi kurtarmak için bir canın feda edilebileceği tezinin yer aldığı düşünce deneyini uygulamıştır.

İlgili konu: Zihninizi açacak düşünce deneyleri

Bu düşünce deneyinin üzerine kurgulandığı senaryoyu kabullenme olasılığının senaryoyu ana dili olmayan bir dilde okuyan insanlarda, kendi ana dilinde okuyanlara oranla önemli ölçüde daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır: yüzde 33’e karşı yüzde 20. Keysar ve Costa’ya göre bu sonucun nedeni, bir senaryoyu ikinci bir dilde anlamak için gereken bilişsel gücün duygusal bir mesafe yaratması ve ikilemin bilinçaltından ziyade bilinç düzeyinde işlenmesidir.

Michael Bond ve Tat-ming Lai tarafından 1986’da yapılan bir başka çalışma da göstermiştir ki ana dilin dışındaki bir dilde konuşmak, insanları kendilerine benimsetilen ahlaki sınırların dışına çıkarabilmektedir. Bu çalışmada Çince ve İngilizce dillerinin ikisini de bilen insanların ana dili olmayan diğer dille sohbet ederken mahrem cinsel bilgiler dâhil utanç uyandıracak konuları tartışmaya daha açık oldukları ortaya çıkarılmıştır.

Jean-Marc Dewaele de 2010 senesinde yaptığı çalışmada Birleşik Krallık’ta yaşayan çok dilli kişilerin, kendilerini kültürel ve sosyal sınırlamalardan kurtardığı için ikinci dillerinde küfretmeyi tercih ettiklerini ortaya koymuştur.

Görüleceği üzere bazen ikinci bir dilde konuşmak, oldukça olumlu sonuçlar doğurabilmektedir. Öte yandan, bazı insanların ana dilleriyle anlamlandırdıkları konuları bilinçaltında yer alan tekinsizlik veya huzursuzlukla ahlaki yargılara dönüştürdükleri, bunların da çarpık politikaların doğuşuna zemin hazırladığı açığa çıkmaktadır.

Psikolog Nalini Ambady’nin yaptığı bir araştırmaya göre insanlar kararlarını elde ettikleri ilk bilgiler üzerinden hızlıca verirler ve insanların bu kararla birlikte gösterdikleri ilk tepkilerin ötesine geçmeleri oldukça zordur. Zira ilk algımız, gelecekteki tüm algılarımızı çarpıtma eğilimindedir.

Ahlaki açıdan belirsiz görünen senaryolara ana dilin dışındaki ikinci bir dilde yaklaşılırsa bu bizi bilinçli ve rasyonel kararlar almaya yönlendirecektir. Bu nedenle, ikinci bir dilde konuşmak, yani yeni bir dil öğrenmek, yapabileceğiniz en ahlaki şeylerden biridir.

 


Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Cody Delistraty’nin “The hidden connection between morality and language” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

Kaynak Metnin Yazarı: Cody Delistraty

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer YILDIRIM

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...