Felsefe hakkında her şey…

Gök Tanrı inancı

14.09.2023
288

Tanrı (tengri), Gök Tanrı dininin merkezinde yer alır. Tanrı, daima Gök Tanrı ile birlikte anılır. Dolayısıyla Gök ile ilgisi açıktır. Konuyla ilgili bütün tarihi metinlerde Gök Tanrı ifadesi kullanılarak yukarıdaki gökte soyut bir tanrıya işaret edilir. Bozkırın hayat şartları icabı ortaya çıktığı yerleşik topluluklarla ilgisi bulunmadığı açıktır.

Türkçenin bilinen en eski kelimelerinden olan Tengri, Eski Türklerde hem Tanrı hem de Gök karşılığı kullanılmıştır. Daha sonraki dönemlerde Türklerin girdiği bütün dinlerde varlığını koruyarak günümüze gelmiştir.

Tengri ezeli, ebedi, ulu ve güçlü olarak değerlendirilmiştir. Tengri’nin en iyi tanımı Orhun Yazıtlarında bulunur. Yazıtlarda “Üstte Mavi Gök, altta yağız yer yaratıldığında ikisinin arasında insanoğlu yaratılmıştır” ifadesi yer almaktadır. Dolayısıyla evrenin iki unsuru olan gök ve yerin açıkça Tanrı tarafından yaratılması söz konusudur.

“Tanrı gibi Tanrıdan olmuş Türk Bilge Kağan” ifadesiyle yaratılmışlık başka şekilde de anlatılır. Başka seyyah ve Çin kaynaklarının verdiği bilgiye göre Tanrı’nın tek yaratıcı ve tek olduğu açıkça bildirilir. Gökyüzünün anlam olarak karşılamasıyla birlikte Türklerin Tanrı’yı anlamsal olarak yukarıdaki bütün varlıkları kapsayan soyut bir kavram halinde algıladıklarını söylemek mümkündür. Ancak, tabiat olayları Tanrı tanımının içine dahil değildir.

Oğuz Kağan Destanında ise dünyayı kaplayan yüce bir varlıktır. Tört Bulung’da yani dünyanın her tarafında yaşayan insanlar ona bağlanmıştır. Kendini dolaylı yollarla göstererek her zaman insanlarla ilişki halindedir.- İnsan eylem ve davranışlarını yönlendiren, Tanrı’nın verdiğine inanılan, kuttur.-

Tanrı’nın verdiğine inananlar kut sayesinde hükümdar Tanrı ile uyum halinde olmak zorundadır. Tanrı buyruklarına “yarlık” denirdi. Tanrı Türk evren tasavvurunda devletle ilişkili konulara doğrudan müdahale eder. Evrenin ve dünyanın nasıl yaratıldığı açıklanmamıştır. Çünkü Tanrı yaratmıştır. Tanrı devlet ve toplumların zayıfladığı anlarda kaybolur ya da zayıflar, bir anlamda çok Tanrılılık ortaya çıkardı. İmparatorluk dönemlerinde ise ulusal hale gelirdi. Hem bütün insanların hem de Türklerin Tanrısıdır. Kağana göre arzın merkezi Türk topraklarıdır. Bilge Kağan, Türk halkının adı ve ünü kaybolmasın, kağanlık veren Tanrı bizzat onu başa geçirmiştir (Kül Tegin, Doğu, 21). Devletin ve hükümdarın belirlenmesinde Tanrı iradesi ve evren düzeni model olarak alınmıştır.

Gök Tanrı dininin esaslarını Çin kaynaklarından, Orhun yazıtlarından az çok anlamak mümkündür. Büyük Hun İmparatorluğu hükümdarı Mo-tu (Mete), MÖ176’da Tanrı tarafından tahta çıkarıldığını, askerî zaferlerini onun sayesinde kazandığını söylemiştir. Yine Hun hükümdarı Chünch’en MÖ133’te Çinlilerin kendisine hazırladığı tuzaktan kurtulunca “Tanrının takdir buyurması ile kendini koruduğunu” ifade etmiştir. Yani başarısını Tanrıya bağlamıştır.

Çin’de devlet kuran Hunlar arasında da Gök Tanrı dini devam etmiştir. Liou Yüan adlı Hun hükümdarı, Tanrı tarafından “Gök Tanrı’nın Hunları düşünerek dünyaya getirildiği” şeklinde nitelendirilmiştir. Aynı hükümdar daha sonraki çatışmalar esnasında “Gök’ün iradesine karşı gelinemeyeceğini” söylemiştir. Daha sonra 328 tarihinde bir zafer kazandıktan sonra kollarını göğe doğru kaldırarak “Ey Gök Tanrı sana şükürler olsun” diyerek minnettarlığını ifade etmiştir.

MÖ 48’de Hun hükümdarı Hu-han-ye “yemininden dönen taraf (Çin ve Hun) Tanrının cezasını çeksin” demiştir. Batı Göktürk Kağanı Tardu, Çin ile savaş esnasında istediği şartlar gelişince atından inerek Gök Tanrıya şükür etmiştir (599). İki ülke arasındaki antlaşmalardan sonra beyaz at kurban edilmektedir.

Ulu bir varlık olan Tanrı Türk milletinin hayatını düzenlemektedir. Onun iradesi ile zafere ulaşılır. Tanrı insanların hayatına doğrudan müdahale eder. İradesine uymayanı cezalandırır. Kendi verdiği kut ve ülügü haketmeyenden geri alır. Ulu Tanrı şafak söktürür (tan üntürü), bitkiyi canlandırır. Ölüm de onun iradesine bağlıdır. Canı verdiği gibi geri de alır.

“Kül Tegin vadesi gelince öldü (kergek boldu). Kişi oğlu ölmek için yaratılmıştır. Kara yol (Kanun Tanrıdır). Kırılanları birleştirir, yırtılanları birbirine ular, insan diz çökerek Tanrı’ya yalvarır, kut isterse verir, atlar çoğalır, insan ömrü uzun olur… Kuzgunun niyazı bile Tanrıya ulaşır. İnsanlar fani Tanrı ebedidir. Doğru insanı ve yalancıyı Tanrı bilir. Bulgarlar, Bizans için çok çalıştılar. Onlar bunu unuttu. Fakat, Tanrı biliyor.”

Ulu varlık anlamına gelen bayat (kadim), açu (baba), idi (sahip), ogan (kaadir), çalap (mevla) aslında Tanrının sıfatlarıdır. Son yüzyıllarda Türkler arasında yayılan Şamanizm, Eski Türk inanç sistemini değiştirememiştir. Türklerde Tanrı düşüncesinde görülebilen somut gökyüzünden, soyut ulu varlık’a doğru bir gelişme söz konusudur.

Türk düşüncesinde dünyanın yaratılışı, “Üze Kök Tengri, asra yağız yir kılındukta ikin ara kişi oğlu kılınmış” (Kül Tegin Yazıtı, doğu, 1; Bilge Kağan Yazıtı, doğu, 2) şeklinde ifade edilmiştir. Bu kozmogoninin bir tür söylenişidir. Yukarıda mavi gök, aşağıda yer yaratıldığı zaman ikisinin arasında insanoğlu yaratılmıştır.

Gök bütün dünyayı kapladığı için her şeyin üzerindedir. İbn Fadlan adlı Arap seyyahı “Oğuzlardan birinin haksızlığa uğradığı veya istemediği bir durumla karşılaştığı zaman başını yukarı kaldırarak “Bir Tanrı” dediğini bildirir. Yine Arap kaynakları (Ebu Dülef) Oğuzlarda put bulunmadığını yazar. 7. yüzyıl Bizans tarihçisi Th.Simokattes, “Göktürklerin kutsal saydıkları ataşe, suya, toprağa saygı gösterdiklerini, ancak sadece göğün yaratıcısı bildikleri Tanrı’ya taptıklarını anlatır. Hazarların ülkesine giden Constantin Kyrillos’un görüştüğü hakan, Hristiyanların Tanrının üçlü kişiliğine, Hazarların ise tek bir tanrıya iman ettiklerini söylemişti.

Gökyüzünün tek parça yani bir bütün oluşu ile tek Tanrı düşüncesinin bağlantısı çok belirgindir. Bundan dolayı Tanrı’nın kut ve ülüg verdiği kağanlar ilahi görev hukuku ile idare ettiklerini düşünürlerdi. Başkırtça hariç bütün lehçelerde ortak kelime olarak mevcuttur. Bu özelliğinden dolayı Türkçenin temel kelimelerinden biri sayılır. Din adamlarına genellikle kam denirdi.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3998, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2781, ESKİŞEHİR, Şubat 2020. Yazarlar: Prof.Dr. Ahmet TAŞAĞIL, Prof.Dr. Erkan GÖKSU, Prof.Dr. İbrahim ŞİRİN, Doç.Dr. Serhat KÜÇÜK, Prof.Dr. Kemal YAKUT, Dr.Öğr.Üyesi Yaşar SUVEREN, Sayfa: 19-20

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...