Feodalizmin (Feodalitenin) Sosyal Yapısı

felsefe Nedir

Feodal toplumda iki temel sınıf vardır: feodal ve onlara bağımlı köylüler. Baslıca üretim aracının ve toprağın mülkiyetini ellerinde bulunduran feodal beyler egemen sınıftı. Ancak bunların yapısı homojen değildi.

Feodal toprak mülkiyetinin yapısındaki hiyerarşi toplumsal hayatta da bir hiyerarşiyi doğuruyordu. Küçük toprak beyleri yüksek soylulara ödeme yapmakla yükümlüydü. Beyler savaşlarda soyluların yanında yer alırlar, buna karsılık onlar da küçük beyleri korur ve himaye ederlerdi. Koruyucu beye Senyör, korunma isteyene Vassal denirdi. Bir Senyör aynı zamanda daha güçlü bir feodal beyin Vassalı olabilirdi.

Feodal beyler(toprak sahipleri) egemen sınıf olarak tüm siyasi gücü ellerinde bulunduruyordu. Egemen sınıf, iki imtiyazlı zümreden meydana geliyordu; soylular ve ruhban sınıfı. Soylular birinci zümreyi oluşturuyorlardı. Bunlar, bu dünyanın feodal beyleriydi; krallar, prensler, dükler, baronlar, kontlar v.s. idi. Ruhban sınıfı ise kilise beylerinden, başpiskoposlardan, piskoposlardan, bas rahiplerden, rahiplerden v.s. oluşuyordu. Nüfusun geriye kalan kısmı ise üçüncü grubu yani, hiçbir politik imtiyazı hatta büyük bir bölümünün hiçbir siyasi hakkı olmayan ezilen nüfusu oluşturuyordu. Hiçbir politik hakkı olmayan ve feodal beylere bağımlı köylülük feodal merdivenin temelini teşkil ediyordu.

Şehirde de sosyal bir farklılaşma vardı. Burada nüfusun büyük bir bölümü zanaatkarlar ve tüccarlardan oluşuyordu. Orta Çağ kentinde birbirinden kesin bir şekilde ayrılan, homojen sınıflar yoktu. Feodal egemenlikten kurtulan kentlerde tüccarlar, tefeciler ve büyük emlak sahipleri egemendi. Bunlar (particiler denilen) üst tabakayı meydana getiriyorlardı, loncaların basındaki zenginleşmiş lonca ustaları da bu tabaka içindeydi. Sıradan ustalar, kalfalar, çıraklar ve vasıfsız isçilere plep denirdi. Kır ve şehir nüfusunun çeşitli sınıf ve sosyal grupları birbirleriyle, çoğu kez silahlı çatışma halini alan, acımasız bir mücadele içindeydiler. Feodal toplumun üst yapısının özünü ve biçimlerini feodalizmin ekonomisi ve bunun gelişmesiyle ortaya çıkan sınıf mücadelesi belirlerdi.

Feodal ilişkiler sadece köyü değil, şehri de kapsıyordu. Özellikle zanaatkar ve tüccarlar şehirlerde yaşıyordu. Şehir nüfusunun büyük bir bölümünü oluşturan zanaatkarlar ya beylerinden şehre kaçmış eski serflerden, ya da beyleri tarafından şehre yollanmış serflerden meydana geliyordu. Eski serfler, köydeki bağımlılık zincirlerinden kurtulup şehirde zanaatkar olmalarından sonra yeniden bağımlılığa düştüler. Feodal beyler, toprak mülkiyeti haklarını kullanarak şehirlerde de bir kişisel bağımlılık sistemi kurarak şehirlilerden çok çeşitli vergiler alıyorlardı.

Feodalizmde köy, politik olarak şehre egemen, çünkü şehirler feodal beyin mülküydüler. Şehirler feodal beye belli vergiler ödemekle yükümlüydüler. Feodal bey, şehirliler için en büyük hakimdi, onun, şehri satmak, miras bırakmak ve rehin vermek gibi hakları bile vardı. Fakat şehrin ekonomik gelişmesi köyün gelişmesinden daha hızlı oldu. El sanatları üretiminin artması ve tefeci ile tüccarların elinde büyük servetlerin birikmesi, sonunda şehrin kır üzerindeki ekonomik egemenliğinin ön şartlarını yarattı.

Feodal egemenlik el sanatlarını ve ticaretin gelişmesini engelliyordu. Bu nedenle şehirler sürekli olarak feodal beye karsı bağımsızlık için mücadele ediyorlardı. Sonunda politik bağımsızlıklarını ve kendi kendini idare etmeyi, sikke hakkını elde etmeyi ve vergi yüklerinden kurtulmayı başardılar. Tüccarlar, tefeciler ve zengin zanaatkarların elinde önemli para miktarı birikmiş olduğu için, şehirler, bu arada feodal beylerden para karşılığında da kurtuldular. Çoğu kez şehirler bağımsızlıklarını silahlı mücadeleyle kazanmak zorunda kaldılar.

Kaynak: Cahit AYDEMİR , Sema Yilmaz GENÇ , (2011), Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 10 , Sayı 36 , Oca 2011 , 226 – 241

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*