Felsefe.gen.TR

Felsefede Dil ve Kavram İlişkisi

26.12.2020
Felsefede Dil ve Kavram İlişkisi

Kavram, nesnelerin zihindeki tasarımıdır. Terim ise bu tasarımların tek bir sözcükle dilde ifade edilmesidir. Örneğin, ağaç kavramı ağaç nesnesi hakkında bildiklerimizin tümünü, tek bir sözcükle ifade eder. Ağaç hakkında artan bilgi birikimimiz, ağaç kavramının içini gün geçtikçe daha çok doldurur. Ağaç kelimesini her kullandığımızda zihnimizdeki tasarımı canlanır. Bu anlamda, dilin en önemli işlevi kavramlaştırmadır, diyebiliriz. Çünkü düşünmemizin temel unsuru kavramlardır.

Dışımızdaki dünya birtakım karmaşık nesne, olay ve duyu malzemelerinden oluşur. Dünyayı kavramayı kolaylaştırmak için düşünmenin temel aracı olan kavramlara ihtiyacımız vardır. Kavramlar, aynı tür varlıklardan yapılan soyutlamalardır.

Düşünürken nesneleri değil kavramları kullanırız. Söz gelimi masa denildiğinde aklımıza belirli bir şekli, rengi, biçimi, işlevi olan nesne gelir. Bu belirgin nitelikleri gördüğümüzde bu nesneye masa deriz. Önümüzde hiç masa olmasa da düşünce yoluyla masayı hatırlarız. Buna da imgelem denir. Kavramlar daha önce deneyimlediğimiz varlıkların imgelem yoluyla hatırlanmasıdır. Böylece “masa”, “kitap”, “ağaç” denildiğinde herkes aynı nesneyi düşünmüş olur. Dilde oydaşma bu şekilde olur.

"Kavramlar düşüncenin içine girdiği kaplar gibidir."

“Kavramlar düşüncenin içine girdiği kaplar gibidir.”

KAVRAM – DİL İLİŞKİSİ

Kavramlar zihinde doğuştan mı vardır yoksa sonradan mı öğrenilmiştir? Bu konuda felsefe tarihinde Platon ve Aristoteles farklı düşüncededir. Platon’a göre biz “at” kavramını bilerek doğarız. Yani zihnimizde kavramlar doğuştandır. Bir atla karşılaşıldığında hatırlama yoluyla o varlığın bir at olduğu bilinir. Aristoteles ise bizim kavramları bilerek doğduğumuzu kabul etmez. Ona göre bir kavram o tür farklı nesne, varlıkların duyumsanması sonucu oluşur. Söz gelimi birçok “at” gören insan, bu atların ortak özelliklerinden yola çıkarak “at” kavramına ulaşır.

Var olan her şey üzerine düşünebiliriz. Bu düşünme sürecinde dil sayesinde nesnelere ad verir, bunlar arasında bağlantılar kurar ve soyutlama ile kavramlar oluştururuz. Kuş, ağaç, insan vb. Öyle ki bu kavramları artık düşünmeden kullanırız.

Var olan nesneler sanki bize isimleri ile miras kalmış gibidir. Dünyayı tanımamızı, bilmemizi sağlayan bu kavramlar olmasaydı, dünyada karşılaştığımız varlıkların her birini ayrı ayrı ele almak ve adlandırmak durumunda kalırdık. Bu da her şeyi bir karmaşa hâline getirirdi. Aynı tür nesneleri, bir kavram başlığı altında ele almak sayesinde dünyayı kavrayabilecek hâle getiririz. Böylelikle dış dünyayı kendimiz ve başkaları için anlaşılabilir kılabiliriz. Başkalarının düşüncelerini kavramamız, anlamamız bizim ortak kavramlara sahip olmamıza bağlıdır.

Düşünme kavramlar aracılığıyla gerçekleşir. Kavramlar her türlü var olanın bilinmesini sağlayan yapılardır. Söz gelimi, “kuş” kavramı tüm kuşları içine alan ve kuşların genel özellikleriyle ilgili bilgi veren genel bir kavramdır. Bu durumda kavramın tüm örneklerinde ortak olan özellikler hakkında bilgi elde ederiz. Eğer sizin zihninizde “kuş” kavramı yoksa uzaktan gelenin bir kuş olduğunu tanıyamaz ve bilemezsiniz. Bu durumda bilmeyi sağlayan yapılar kavramlardır. Kavramlar, dış dünya ve dil arasındaki aracılardır.

Biz dildeki kavramlarla dünyayı tanırız, biliriz; yine dilin kavramlaştırma işlevi sayesinde düşüncelerimizi ifade ederiz. Dolayısıyla dil olmadan ne dış dünyayı algılayıp kavramlara dönüştürülebilir ne de bu kavramları başkalarına iletilebiliriz. Dilin bu işlevleri olmasaydı ne bir araştırma ne de bir ilerleme olabilirdi. Bizden önceki nesillerin sanat, felsefe, bilim gibi alanlardaki her tür katkılarını dil ile tanırız. Aksi hâlde aynı şeyleri hep yeniden keşfetmemiz gerekirdi. Bu alanlardaki her tür başarımız, dilin gelişmişlik seviyesine bağlıdır. Aynı zamanda bunların insandan insana, nesilden nesle aktarılması da yine dil yoluyla olur. Bir millet nasıl düşünüyorsa öyle konuşur ve nasıl konuşuyorsa öyle düşünür. Dil ile düşünme arasındaki karşılıklı etki sebebiyle dilin doğru kullanılması önemli ve gereklidir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve “Sosyolojiye Giriş” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM), MEB Felsefe Ders Kitabı

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...