Sofistlerin Dil Anlayışları

felsefe Nedir

Dil, Sofistlerin büyük önem verdiği konudur, çünkü eğitici yanlarıyla doğrudan ilgilidir. Dili güzel kullanabilme ve etkileyici konuşma üzerine çalışmaları, onları dilin kökenlerine yönelik araştırmalara yönelmiştir. Sofistler dil hakkında şu soruları sorarlar:

  1. Diller nasıl ortaya çıkmıştır?
  2. Dildeki anlamlar başından beri aynı mıdır?
  3. Kavram nedir?
  4. Kavramlar nasıl ortaya çıkmıştır?

Sofistlere göre diller toplumsal uzlaşımlar sonucu ortaya çıkmıştır. Bilindiği üzere, herhangi bir dildeki herhangi bir sözcüğün iki yönü bulunur: sözcüğün seslenimi, sözcüğün anlamı. Sofistlere göre sözcüğün seslendirilmesi ile sözcükten anlaşılan bütünüyle uzlaşımsaldır. Sözgelimi ‘elma’ dendiğinde ağaç dalındaki meyvenin anlaşılması bütünüyle uzlaşımsaldır. ‘Elma’ yerine ‘melma’ da denilebilirdi. Dolayısıyla adlandırma kültüreldir. Sofistlerin söz konusu görüşü de son derece köktenci bir yaklaşımdır. Bu bakış açısına göre tanrılar sözgelimi Zeus, yalnızca belli bir seslenim hakkında uzlaşmadan ibarettir.

Sofistler dille ilgili bir başka temel noktaya daha işaret eder. Buna göre kavramlar bizim zihnimizin soyutlamalarıdır. Algı kişiden kişiye değiştiği için kavram da kişiden kişiye değişir. Sofistler bu noktada şu soruları ortaya atar:

  1. Gerçekliğin bilgisi ile onun dile getirilişi arasındaki ilişki nedir?
  2. Dil gerçekliğin bilgisini başkalarına nasıl iletebilir?

Sofistler çevremizi kuşatan nesneleri ve kurucu öğelerin doğasını araştırmak yerine gerçekliği zihnimizde kurulduğu, algımızda ortaya çıktığı ölçüde araştırmışlardır. Onlar varlığın sınırı ile bilgisini duyu algısının sınırı ve bilgisiyle özdeş kılmışlardır. Onlara göre algıyla kavradığımız görünenlerin ötesinde bir şey yoktur. Varlığı algılanan gerçeklik ile sınırlayan sofistler, bu tutumlarının sonucunda algılanan gerçekliği de öznel ve bireysel gerçekliğe indirgemişlerdir. Algılayan bireyin dışında herkesçe keşfedilecek nesnel gerçeklik yoktur. Gerçeklik her bireyin kendi algı kavrayışıyla sınırlıdır, bu bakımdan herkes için geçerli olacak doğrular ve doğruluk ölçütü yoktur. Madem herkesin üzerinde anlaşabileceği nesnel gerçeklik ve gerçekliğe ilişkin kesin bilgiler yok, o halde sofistlere düşen görev kesin bilgiler yerine işe yarar olanı koymaktır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*