Ernst von Aster’in Bilgi Teorisi

İstanbul Üniversitesinde on iki yıldan fazla felsefe, felsefe tarihi, ahlak, hukuk felsefeyi dersleri okutmuş olan Ernst von Aster’in bilgi teorisi konusundaki düşüncelerini aktaracağız.

Alman yeni Kantçı felsefe geleneğine bağlı olarak yetişmişmiş bir filozoftur Aster. O Türkiye’ye geldiği zaman felsefe derslerini, Hans Reichenbach okutmaktaydı. Yaşamının büyük kısmını felsefe tarihi araştırmalarına vermiş olan Aster son yıllarda yeniden sistematik felsefeye dönmüştü.

Onun bilgi teorisinin, en önemli sorunu “hakikat” sorunudur. Doğru ve yanlış bizim önermelere verdiğimiz sıfatlardır. Eskiden beri hakikat, uygunluk diye tanımlanmıştır. Bu uygunluk ya bir önermenin bir objeye uygunluğudur, ya da bir önermenin başka önermelere uygunluğudur. Bu iki görüş tüm felsefe tarihinde tartışma konusu olarak sürüp gitmiştir. Yakın zamanlarda Carnap ve Neurath gibi yeni pozitivistler bu ikinci görüşü inceleyerek protokoler önermeler dedikleri bir görüşü ileri sürmektedirler. Bunlar gözleyicilerin durumuna bağlıdırlar ve ancak eğreti olarak bazı kayıtlar ile doğru oldukları kabul edilir. Protokol önermelere dayanarak genel önermelere ulaşılabilir. Her önermenin hakikati öteki önermelerle olan tutarlığından ibarettir. O halde doğru olan tek bir önerme değil, bilim diliyle formüllenmiş olan bütün önermelerin mantıksal sistemidir.

Eğreti olarak doğru diye kabul edilen bir protokol önerme başka protokol önermelerin çoğunlukla uzlaştırılmadığı ortaya çıkınca yanlış olabilir. Von Aster’e göre bu teori değersiz değildir. Von Aster hakikat ile ilgili görüşünü şöyle açıklar:

“Bir önermeyi ampirik olarak doğru çıkarmak ne demektir? Biri bana ‘yağmur yağıyor’ diyor, bunun doğru olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Pencereden bakıyorum: Gökyüzünü, bulutları, kaldırımın ayna gibi parladığını, açık şemsiyeleri görüyorum ve ‘evet doğru, yağıyor’ diyorum. ‘Evet, yağmur yağıyor’ dediğim zaman bir şeyler bekliyorum. Bir önermenin doğrulanması daima bir beklemenin doğrulanmasıdır. Doğru ve yanlış çıkanlar daima bu ‘Bekleme’lerdir.”

Her önerme algılanan bir işarettir. Bu işaret daima olacak olan bir şeyi, beklenen gelecek bir şeyi gösterir. Burada önerme tıpkı yoldan geçmeyi işaret eden kırmızı ya da yeşil ışık gibidir. O, bu işareti anlayana bir şey bekletir. Anlama, beklenen işaretin doğru olduğunu gösterir. Yani, işaretin anlamı bu beklemelerdir.

Bekleme nedir?

Von Aster’e göre:

1. Bir yapının cephesine bakarız. Bu cepheyi biz bir obje olarak görürüz.
2. Dün gördüğüm bu cepheyi şimdi hatırlarım. Bu arada obje değil, onun imajının anımsanması vardır.
3. Binanın cephesini ararken, onu hayal gücümle tasarlarım. Gelecekte ortaya çıkacak olan şeyi, tasarladığımı beklerim. Bu bekleme gerçekleşir. Bu gerçekleşme tasarladığım ile algıladığım arasında bir uyuşma‘dır.

Biz bilinçsiz olarak birçok şeyler beklemekteyiz. Bunların bir kısmı bilinçte ortaya çıkar. Beklenmedik bir şey karşıma çıkınca yanıldığımı anlarım. Doğru diye kabul edilen her işaret hareketlerimizi doğrudan yöneten çok sayıda “beklemeler”i uyandırır. Düşünerek beklediğimizi tahmin edebiliriz. Beklemelerimiz davranışlarımızı yönetir. Her bekleme bir davranışa bağlıdır. Sözgelişi dışarı çıkmak istediğimde, ıslanmamak için havanın açık olmasını beklerim. Beklemelerimiz yargılarımızı ya doğrular ya da yanlışlar. Doğru ya da yanlış demek için bir önermenin doğrulanabilir ve yanlışlanabilir olması gerekir. Bu “doğrulama” şimdi uygulanamayabilir. Ancak onun mümkün ve hayal edilebilir olması yeterlidir. Bir beklemenin ortaya çıkması daima tek bir beklemenin gerçekleşmesidir. Von Aster’e göre tek bir beklemenin çıkışı hiçbir zaman bir önermenin tam doğrulanması değildir. Çünkü biliyoruz ki her önerme yalnızca iğreti olarak doğrudur. Bununla birlikte her önerme “doğru” olabilir.

Haklı olarak denilebilir ki bilimin tüm önermeleri doğru değildir; yalnızca mümkündür. Onlar hakikat değil olasılık ifade ederler. Ancak bu yeni görüş Aster’e göre hakikat problemindeki ana fikri değiştirmez. Mümkün önermeler de doğru önermeler kadar doğrulanmaya muhtaçtırlar ve doğrulanma, empiriktir. Biricik farkı, mümkün bir önermenin doğrulanması biraz daha karmaşıktır. Doğru bir önerme aynı deneyde doğru ya da yanlış çıkabilir. Gerçi her doğrulama önermenin doğruluğunu kanıtlamaz. Ancak mümkün bir önermenin doğrulanması ya da yanlışlanması için birçok deneyler, istatistikler gerekir. Çünkü mümkün önerme bir ölçüde, bir olgunun frekanslarından bilgi verir. Mümkün önerme de ötekiler gibi doğrulanmaya muhtaç olan bir önermedir. Yani o da bir “bekleme”nin gerçekleşmesidir.

Aster’e göre felsefede problemleri birbirinden ayıran önemli “sınır kavramları” vardır. Bu problemlerden en önde geleni “varlık” tır. “Bir şey niçin vardır?” sorusuna cevap veremeyiz, onu olduğu gibi kabul etmek zorundayız. Söz gelişi “Bilinç niçin vardır?”, “Bilincimizin özü nedir?” soruları gibi. Biz süje ve obje ikiliğinin ancak bilinç yoluyla tasavvur edildiğini biliyoruz. Ancak bilincin kendisini çözemiyoruz. Von Aster’e göre insanda doğuştan olan biricik şey insanın geleceğe dönük “bekleme” gücüdür. Tüm düşünce yolları buradan yaşama geçer. Bu yetenek, yalnız uygar insanlarda değil, çocukta ve hayvanlarda da ortak olarak var olan bir yetenektir. Aster’in bilgi teorisinde “bekleme” psikolojik ve tarihsel bir deneyle elde edilmiş bilinç verileridir. Bu veriler deneyin doğrulanmasını ve önermeler arasındaki mantıksal tutarlılığı açıklar. Aster’in şüpheci yapısı, felsefesinin birçok problemde tam dönüm noktasında durmasına neden olmuştur.

Von Aster’in bilgi teorisinde yer alan konulardan biri de “sebeplilik problemi”nin eleştirisidir. Onun bu konuda bilimsel felsefede, Kant’a karşı yapılan eleştirilerden üzüntü duyduğunu biliyoruz.

Von Aster bu konuda “başkasın bilinci” ile ilgili aşırı görüşü eleştirmekle birlikte, birbirine karşı kapalı olan bilinçlerin ancak benzeyişler ve analoji yoluyla ve yapılacak yrumlarla anlaşılabileceğine inanır.

Von Aster’in bilgi ve ahlak felsefesi tüm yenileşmelerine karşın Kantçı geleneğin genel eğitimleri dışına çıkmamıştır. Bir yandan modern bilimin yeni gelişmelerini izlerken, öte yandan zengin bir felsefe kültürüne sahip olan Aster, bütün problemlere ölçülü ve şüpheci adımlarla yaklaşmıştır. Auguste Comte ve Herbert Spencer felsefelerine karşı dirsek çevirmiş, bu sistemci ve soyut “sosyoloji”lere karşı olumsuz tutum almıştır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı, Hilmi Ziya Ülken’in Aster hakkındaki fikirleri.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*