Felsefe hakkında her şey…

Dinler sadece güç kazanmış tarikatlar mıdır? Yoksa tarikatlar bizim hoşlanmadığımız bağımsız dinler midir?

09.04.2024
86
Dinler sadece güç kazanmış tarikatlar mıdır? Yoksa tarikatlar bizim hoşlanmadığımız bağımsız dinler midir?

“Tarikat” sözcüğü genellikle olumsuz bir çağrışım yapar ve benimsemediğimiz, alışılmışın dışındaki inançları ifade etmek için kullanılır. Tarikatlar karizmatik liderler, mahremiyet veya kapalılık üzerine kurulu yapılanmalar ve tehlikeli ilişkiler veya davranışlar ile karakterize edilir. Günümüz dinleri tarikat benzeri unsurları bünyesinde barındırmakla birlikte, genellikle daha açıktır ve zarar verici davranışları en aza indirmeye çalışan bir tutum sergiler.

Yan komşunuz bir tarikata üye olsaydı ne hissederdiniz? Ya oğlunuz veya kızınız eve gelip size “benzer düşünen insanlardan oluşan bir topluluğa” katıldığını söyleseydi?

2004 yılında teolog Paul Olson, rastgele seçilen 2.400 Nebraskalı ile komşularının bir tarikata ya da yeni bir Hristiyan kilisesine katılması durumunda kendilerini ne kadar rahat hissedecekleri konusunda görüşmeler yapmıştır. 1 Ankete katılanların %80‘inden fazlası bir tarikatçıyla komşu olmaktan rahatsızlık duyacaklarını söylerken yeni bir Hristiyan kilisesini onaylamayanların oranı sadece %6,1‘dir. Bu kişilerin kendi çocuklarından böyle bir durumun içinde olduklarını duyduklarında nasıl tepki vereceklerini tahmin etmek zor değil.

Olson’un amacı, sosyologların bir süredir savunduğu şeyi göstermekti: “Tarikat” kelimesi olumsuz çağrışımlarla yüklüdür. İnanç sistemlerini kötülemek ve karalamak için kullanılır ya da tuhaf, gizemli bir grup ortaya çıkarıldığında gündeme getirilir.

Tarihçi J. Gordon Melton, tarikatların gayrimeşrulukla tanımlandığını ileri sürmüştür; tarikat dediğimiz şey, ancak onu onaylamıyor ve onun “doğru” dinin dışında olduğuna inanıyorsak bir tarikattır. Burada Melton’un haklı olduğu bir nokta var. İlk bakışta, sıradan, organize bir dinî grubu bir tarikattan ayıran çok az şey vardır. Her ikisi de birtakım metafizik bağlılıklar talep eder, her ikisi de bir tür lider ya da kutsal kişinin etrafında toplanır ve her ikisinin de farklı sayılarda takipçisi vardır.

Bununla birlikte, teologlar ve sosyologlar hâlâ tarikat kelimesini bazı ortak özelliklere sahip grupları tanımlamak için kullanıyorlar. Bu yazıda bu özelliklere bakacak ve “Günümüz dinleri bir zamanlar tarikat mıydı ve hâlâ öyle mi?” diye soracağız.

Karizmatik liderler veya kurucular

Hare Krishna‘nın Bhaktivedanta Swami’si, Manson Family‘nin Charles Manson’ı ve People’s Temple‘ın Jim Jones’u vardı. Teolojik olarak bu üç lider birbirinden dünyalar kadar farklıdır. Kişilik açısından ise aynı karizmatik ve cana yakın kumaştan kesilmişlerdir. Destekçilerini bir araya getirdiler ve tarikatlarını o zor ilk yıllarda büyütmek ve sürdürmek için gerekli bütünlüğü sağladılar.

Ancak İsa da karizmatik bir liderdi. O da etrafına havariler toplamış ve kalabalıkları peşinden sürüklemişti. John Calvin (Kalvinizm), John Wesley (Metodizm) ve George Fox (Quakerlar) da bilgili ve ikna edici kişilerdi ve mezhepsel ayrılıkları büyük ölçüde kişisel çekicilikleri sayesinde başarıya ulaştı. Benzer şekilde Buda, Muhammed ve Kral Davud da karizmatik kişilikler olarak belgelenmişlerdir. Bunun yanında sosyolog Max Weber’in, karizmanın otorite ve meşruiyet için temel bir gereklilik olduğunu savunduğunu biliyoruz. Dolayısıyla bir liderin karizması olmadan dinî bir hareket meşruiyetten yoksun kalacaktır.

İlgili konu: Weber’e göre egemenlik tipleri

Ancak günümüzde dinî liderlerin bireysel karizması bir tarikat liderininki kadar önemli değildir. Müslümanlar camiye imamları iyi hutbe okuduğu için gitmezler. Hristiyanlar da sıkıcı ve durmadan konuşan bir papaza rağmen kiliseye giderler. Modern dinler karizmaya değil, inanca ve dogmaya dayanır.

tarikat, din, dini, papaz, rahip

Tarikatlarda acı verici eylemleri meşrulaştırır.

Bir kapalılık veya mahremiyet geleneği

Erken dönem Hristiyanlığa rakip olan Mithras tarikatı, Mithraea olarak bilinen gizli tapınaklarda toplanırdı. Üyeleri gizli tokalaşmalar yapar ve gizli ayinler düzenlerdi. Arkeologlar, tarikata kabul edilenler için sıcağa ve soğuğa maruz bırakma veya dayak atma gibi “çile odaları” bulunduğuna dair kanıtlara ulaşmışlardır. Bunun ötesinde, tarihçiler Mithras tarikatı hakkında pek bir şey bilmiyorlar; çünkü Antik Çağ’dan onlara ürkütücü söylentiler ve karalayıcı tarikat karşıtı söylemlerden başka pek bir şey kalmamıştır. Bunun nedeni tarikatların gizlilikleriyle tanımlanmalarıdır.

Hıristiyanlar zulme uğramaktan korktukları için yüzyıllar boyunca gizli ayinlerini özel mekânlarda düzenlemişlerdir. Kutsal kitapları ve ibadetleri de grupların çeşitli kolları kadar çeşitli olmuştur. Pavlus’un mektupları özellikle tüm Hıristiyan âlemi için Ortodoks gelenekleri oluşturmak üzere tasarlanmıştır.

İslam ve Yahudilik de mevcut düzeni meydan okurcasına reddeden bağımsız gruplar olarak ortaya çıkmıştır. Muhammed peygamberliğini ilam etmeden önce herhangi bir dine mensup değildi; hem mevcut İbrahimî inançları hem de Arap politeizmini reddeden bir “reddiyeci”. Yahova bir zamanlar öteki gruplara karşıt bir tanrı, hem de savaşçı bir tanrı olarak görülüyordu. Daha sonra 15. yüzyılda Guru Nanak hem Hindu hem de Müslüman Ortodoksluğunu reddetmiş ve böylece Sihizm‘i kurmuştu.

Bununla birlikte, Scientology (tarikat-din sınırında bir inanç sistemi) haricinde, günümüz dinlerini gizli ve kapalı olarak tanımlamak doğru değildir. Hristiyanlık, Roma zulmü nedeniyle zaman zaman kapalı kapılar ardında kalmaya zorlanmıştır. İslam ve Budizm açıkça tebliğde bulunmuştur. Bu dinler bazen zorla, bazen de mağrur bir tavırla din değiştirecek kişiler aramışlardır.

Evet, günümüz dinleri sırlarını korumaktadır; Vatikan Dan Brownvari bir gizemler kütüphanesine sahiptir ve Taoizm Koan adı verilen esrarengiz bilmeceleri içinde barındırır. Ancak örgütlü din çok şeffaftır. Ana akımdır ve her yerdedir. Düşünün ki komşunuz bile bir dindar olabilir! 🙂

Tehlikeli ilişkiler ve davranışlar

Tarikatları genellikle kötü olarak tahayyül etmemizin nedeni, çoğunlukla buralarda karşılaşılan mazoşist uygulamalar, tehlikeli kabul ritüelleri veya zarar verici psikolojik aldatmacalardır. Örneğin Rapture tarikatlarının intiharı teşvik ettiği ve işkence yöntemleri kullandığı bilinmektedir.

Bunun yanında dünya dinlerinin bir noktada onayladığı ya da takipçilerine empoze ettiği sayısız tehlikeli davranışa örnekler vermek hiç de zor değildir. Kendilerini kırbaçlayan Hristiyan Püritenler, kendilerini açlığa mahkûm eden Jainizm takipçileri ve kadın sünneti teolojinin inananlara zarar vermek için kullanıldığına dair örneklerinden bazılarıdır. Eğer “zararlı” ifadesini dinî liderler tarafından gerçekleştirilen cinsel ve fiziksel istismarı da kapsayacak şekilde genişletirsek o zaman elimizde bunu kanıtlayacak binlerce yıllık veri olacaktır.

Bunu çözmenin iki yolu vardır. Ya tarikatların olumsuz davranışlarla tanımlanmadığını söyleyeceğiz ya da dinlerin tarikat unsurları taşıdığını ve bu unsurların tasfiye edilmesi gerektiğini savunacağız. Ancak bu da yepyeni bir teolojik sorunlar yumağı yaratır. Yaşadığınız yerde tarikat üyelerinin kendilerini aç bıraktığı çile odaları yoksa bile tüm büyük dünya dinleri oruç gibi kutsal ayinlerle çile unsurunu bir şekilde teşvik etmektedir.

Tarikatlar bedende iz bırakan kabul törenleri ve sakat bırakan cezalandırma uygulamaları içerir. Genellikle takipçilerinden tamamen ve mutlak bir psikolojik bağımlılık talep eder. Tarikatlar beyin yıkar ve manipüle eder. Dinî uygulamalar da bireylerin beynini yıkayabilir ve onları manipüle edebilir; ancak tarikat kelimesini bir şekilde yaşatmak istiyorsak belki de bu davranışları tarikat benzeri olarak tanımlarken, dinin kendisinin de bir tarikat olmadığını iddia etmeliyiz.

Bunu yapamazsak George Melton’u onaylamamız gerekebilir. Tarikatlar ise basitçe, hoşlanmadığımız din’lerdir.

 


Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Jonny Thomson’ın “Are religions simply cults that have gone mainstream?” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer YILDIRIM

KAYNAKÇA

  1. Olson, P.J., (2006). The Public Perception of “Cults” and “New Religious Movements”. Journal for the Scientific Study of Religion, 45 (1), s. 97-106. https://www.jstor.org/stable/3590620
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...