Felsefe hakkında her şey…

Dilin Esnekliği ve Büyük Anlatının Yitimi

24.11.2022
526
Dilin Esnekliği ve Büyük Anlatının Yitimi

Çağdaş toplumlarda bilginin meşruluğu farklı şekillerde formüle edilmektedir. Büyük anlatılara göre bilgi ancak içeriği kadar değer taşır. Bu bağlamda değer taşıyan bilgi, bilimsel bilgidir. Şu önermeyi ele alalım: “Bilimsel bilgi yalnızca ve yalnızca bir gerçeği açığa çıkaran bilgidir.” Bu spekülatif dil oyunun olmazsa olmaz şartıdır. Nietzsche’nin dediği gibi “Avrupa nihilizmi” gerçekliği temel koşul alan bilimin kendini tersyüz edişinden doğmuştur (Lyotard 1999: 321).

On dokuzuncu yüzyılın başlarından itibaren bilimsel bilgi meşruiyet kaybetmeye başlamıştır. Buna ek olarak klasik bilim sınıflaması sorgulanır hale gelmiştir. Bu yol takip edildiğinde postmodernitenin ana akımına ulaşılmış olur: Bilim kendi dil oyununu oynar; diğer dilleri meşrulaştırma yetisine sahip değildir (Lyotard 1999:322). Böylelikle bilim söyleminin meşruiyetinin aşınmasıyla yeni diller eklemlenmeye başlamıştır: makine dili, oyun kuramı, yeni müzikal notasyonlar, genetik kodların dili gibi. Kimse tüm dilleri bilmemektedir, evrensel bir üstdil yoktur, modernitenin sistem-özne ilişkisi başarısız olmuştur (Lyotard 1999: 323).

GelenekŞaylan (2002: 272-273), Lyotard için dilin esnekliğinin çok önemli olduğundan ve buna bağlı olarak nesnel bir anlam yapısının olabilirliğini kuşkuyla karşıladığından bahseder. Dolayısıyla Lyotard için bir metnin yazarı tarafından nasıl anlamlandırıldığı çok önemli değildir; asıl önemli olan sorun bu metnin diğerleri yani alıcılar tarafından nasıl anlamlandırıldığıdır. Diğer bir ifade ile sorun metnin nasıl iletildiği ve ne tür etkileşimlere yol açtığıdır.

Lyotard bilginin meşrulaşması sorununa dikkat çekerken, dilden bahsetmeyi de ihmal etmez. Ünlü filozof Ludwig Wittgenstein’ın dil oyunları anlayışını geliştirir. Ona göre dil oyununun kuralları yalnızca kendi içinde belirlenmiştir. Bu yüzden dil oyunlarının çoğulluğunu benimsemek gerekir. Dil oyunları kendi bakış açısına ve çeşitliliğe de sahiptir. Lyotard, (2000: 32) şöyle der:

“Dil oyunları hakkında şu üç gözlemde bulunmak faydalı olacaktır. Birincisi, bunların kuralları kendi içlerinde meşruluklarını taşımazlar ama açık ya da örtük bir anlaşmanın nesnesidirler. İkincisi, eğer kurallar yoksa oyun da yoktur. Hatta bir kuralın son derece küçük tadili bile oyunun tabiatını değiştirir. Bir hareket ya da ifade, kuralları tatmin etmiyorsa tanımladıkları oyuna dâhil değildirler. Üçüncü nokta biraz önce söylenilen şey tarafından önerilmektedir. Her ifade bir oyundaki hareket olarak düşünülmelidir.”

Lyotard’a göre bilimsel bilgi, bilginin bütününü temsil etmez. Anlatısal bilgiden de bahsedilmesi gerekir. Anlatısal bilgi ve bilimsel bilgi en baştan beri rekabet içinde olmuşlardır. Geleneksel toplumlarda anlatısal biçimin üstünlüğü söz konusudur. Anlatılar hem toplumsal kurumlara meşruluk kazandırırlar hem de yerleşik kurumların bütünleşmesine yönelik olumlu ya da olumsuz modelleri temsil ederler. Geleneksel toplumlardaki anlatı geleneği, aynı zamanda topluluğun kendisi ve çevresiyle yaşadığı ilişkiye dayalı üç ayaklı bir yetki paylaşımının -nasıl yapacağını bilmek, nasıl konuşacağını bilmek, nasıl dinleyeceğini bilmek- tanımlamasına dönük bir gelenektir. (Sarup, 2010: 191). Böylece Lyotard, Aydınlanmanın büyük- anlatılarının postmodern dönemde giderek azaldığını yerini küçük anlatılara bıraktığını vurgular (Ritzer, 1997: 128-129).

Lyotard anlatısal ya da öykü anlatan bilgi savlarının geri çekilmesini tartışır. Bilimin dil oyununda, göndericiden söylediğine yönelik kanıt gösterebilmesi, aksi durumda aynı göndergeyle çelişen ya da çatışan her bildirimi reddetmesi beklenir. Bilimsel kurallar 19. yy biliminin “doğrulama” 20. yy biliminin ise “yanlışlama” dediği görüşün temelini teşkil ederler. Söz konusu yeniden üretimin gerçekleşmesini olanaklı kılan ise öğretilerdir.

Bunun ilk ön kabulü öğrencinin göndericinin bildiğini bilmediği düşüncesi üstüne kurulu olduğundan, ortada öğrenci için öğrenilmesi gerekli olan bir şeyin olduğu açıktır. İkinci ön kabul, öğrencinin göndericinin bildiğini öğrenebileceği, bu anlamda bir uzman olan öğretmenle eşit yeterliliğe sahip olabileceği düşüncesine dayalıdır. Uzmanlar, henüz yeteneklerini geliştirme sürecindeki öğrencilerin yeterince bilmediklerinin farkındadırlar, ama öğrenmek için çaba gösterdiklerine de itimat ederler. Bu yolla öğrenciler bilimsel bilgi üretme yoluyla tanışırlar… Aynı göndergeye ilişkin daha önce onaylanmış bildirimi çelen her yeni bildirim, ancak daha önceki bildirimi çürütmesi koşuluyla geçerli olarak kabul edilebilir (Sarup 2010: 192).

Görüleceği gibi bilimsel bilgi ile anlatısal bilgi arasındaki temel ayrım, bilimsel bilginin gereksinim duyduğu bir dil oyunu ile düz anlamı alıkoyması, diğerlerini ise dışlamasından kaynaklanır. Hem bilimsel hem de anlatısal bilgi bu bağlamda eşit derecede zorunludur (Sarup, 2010: 192-193).

Lyotard’a göre artık büyük anlatılara başvurmaya gerek duymayız. Çünkü postmodern bilgi böyle bir meşruluğa gereksinim duymamaktadır. O kendisi için yeni bir epistemoloji geliştirmektedir. Dolayısıyla geçerli olan bu yeni bilgi anlayışı sayesinde gelişmiş toplumlar büyük ve kapsamlı bir değişim geçirmekte ve postendüstriyel toplumlara doğru evrilmektedir. İşte tam da burada Lyotard’a göre yeni kurgulanacak epistemolojide gerçekliğin doğru olarak yansıtılması anlamına gelen temsil sorununu dışlamak gerekmektedir (Şaylan, 2002: 276-277). Ona göre modern toplumun (sanayi toplumu) başvurduğu büyük anlatıların insanı doğru temsil edememesi, bu kuramların imkânsızlığını da gözler önüne sermektedir. Lyotard’ın burada vurgulamak istediği topluma ilişkin bir bilginin olmaması değil, böyle bir bilginin açık olması gerektiğidir.

Lyotard modern ve postmodern bilgi arasında da ayrım yapar. Ona göre modern bilginin üç koşulu vardır. (i) Temelci iddiaları meşrulaştırmak üzere üst-anlatılara başvurulması; (ii) meşrulaştırmanın kaçınılmaz doğal sonucu olan gayri meşru kılma ve (iii) dışlama, homojen epistemolojik ve ahlaki reçetelere duyulan arzu. Postmodern bilgi ise bunun tersine, üst-anlatılara ve temelciliğe karşı çıkar, büyük meşrulaştırma şemalarından sakınır ve heterojenlikten, çoğulluktan, sürekli yenilikten ve katılımcıların üzerinde anlaşma sağladıkları yerel kuralların ve kural koyucu şemaların pragmatik inşasından ve dolayısıyla mikropolitikadan yana çıkar. Bundan dolayı postmodern, bilginin yeni koşullarına yanıt veren yeni bir epistemolojinin geliştirilmesini içerir. (Best&Kellner, 2010: 203)

Kaynak: Çağdaş Sosyoloji Kuramları, s. 66-67, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3552 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2386

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...