Bilginin Sınırları Sorunu

felsefe Nedir

Aslına bakılırsa bilginin sınırları, Modern Dönem’e ait olan bir bakış açısını yansıtmaktadır. Bilginin en üst sınırının idealize edilmesi, yukarıda hikmet bağlamında ele alındı. Bundan yola çıkılarak ulaşılamaz olana yönelik bir çabadan bahsedilebilir.

Modern Dönem’de aklın bu sınırları aşma çabasının önüne set vurulmaya başlanır. Aklın kaynağı aslında onun sınırlarının ne olduğuyla ilgili hâle getirilir. Bilgi bir imkân sorununa dönüşürken varlığın yapısından ziyade aklın yapısının ne olduğu önemsenir.

İleride bahsedeceğimiz gibi Descartes, metodik olarak kullandığı şüpheyle bilginin bütün verilerini elden geçirmek istemiştir. Onun yaptığı şey, aklın içini dolduran bilgilerden temizleyerek ilk önce rahatlatmak daha sonra da şüphe edilemeyecek olan bilgilerle sağlam bir biçimde yeniden doldurmaktır. Descartes’in belirlediği yöntemle düşünen; özne ya da cogito adıyla felsefe tarihine yerleşmiştir. Bütün modern felsefe, düşünen özne temelli bir ben anlayışı üzerine inşa edilecektir.

Duyumcular bunun için deneyimden gelemeyen hiçbir şeyin bilgi olamayacağını iddia ederken beni kabul edip onun akılcılarda olduğu üzere akıl değil de algı yönüne vurgu yaparlar. Zihin doğuşta bir tabula rasadır. Deneyim, boş olan zihnin üzerine izlenimlerin yerleştirilmesinden ibarettir. Bunun için Descartes’in ya da bütün rasyonalist felsefenin öne sürdüğü gibi idea innate yani doğuştan düşünceler akılda mevcut değildir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*