Anaksagoras’ın Evreni, Evren Anlayışı

felsefe Nedir

Batı Felsefesi tarihinin önemli şahsiyetlerinden birisi de Anaksagoras’tır (Ἀναξαγόρας). Günümüzde İzmir’in Urla ilçesinin sınırlarında yer alan Klozamenai kentinde İÖ yaklaşık 500 yılında doğan düşünürün, Anaksimenes’in öğrencisi olduğu söylenir. Ama Anaksimenes muhtemelen Anaksagoras doğmadan önce yaşamını yitirmiş olduğundan bu bilgi doğru değildir.

Perslerle Yunanlılar arasında gerçekleşen savaşlar sonrasında Atina’ya gelen Anaksagoras, ünlü Yunan devlet adamı Perikles’in yakın dostu olunca, İÖ 5. yüzyıl Atinası’nın en ünlü filozoflarından ve edebiyatçılarından oluşan çevresine de rahatlıkla kabul edildi. Ama sonradan hem vatan hainliği hem de dinsizlik suçlamalarıyla hakkında soruşturma başlatıldı ve mahkûm edildi.

Bunun üzerine, yine Perikles’in yardımıyla, çareyi Atina’dan kaçıp Çanakkale’deki Lampsakos’a (Lapseki) sığınmakta buldu ve İÖ 428 yılında ölene kadar bu şehirde bir sürgün hayatı yaşadı. Diogenes Laertios, Anaksagoras’ın mahkûmiyet ve hatta çocuklarını yitirdiği haberini, “Doğa çoktan hem hâkimlerimi, hem de beni ölüme mahkûm etmişti; çocuklarımın da ölümlü olarak doğduklarını zaten biliyordum,” diyerek gayet sakin bir tavırla ve serinkanlılıkla karşıladığını belirtir.

Anaxagoras’ın felsefi görüşleri eski Yunan düşüncesi bağlamında bile alışılmadık görünür. Onun “her şey her şeydedir;” “küçüğün en küçüğü diye bir şey yoktur, çünkü hep daha küçüğü vardır;” “Ay bir taştır; Güneş ise Peloponnesos’dan bile daha büyük olan, akkor halinde demirden bir kütledir,” şeklindeki iddiaları, “gökyüzündeki yıldızların kozmik çevrinti içinde meydana gelen taşların o hızla çevrintinin dışına savrulması ve aether’in ateşten küresine düşerek kor haline gelmesi sonucunda oluştuğunu” söylemesi, evrenin (kosmos) “Nous (Zihin)” tarafından yönetildiğini düşünmesi; “evrende bizim dünyamıza benzer, Güneş’i, Ay’ı ve öteki gezegenleri olan başka dünyaların da olabileceğini” ima etmesi, Platon ve Aristoteles gibi ünlü Yunan filozoflarının ve Cicero gibi Romalı düşünürlerin fazlasıyla dikkatini çeken konular olmuştur.

Aristoteles’in doğa düşünürleri (physiologoi) arasında saydığı Anaksagoras’ın bütün amacı evreni açıklamaktı; evrenin hangi şeyden meydana geldiği, şu anki haline nasıl kavuştuğu, göksel cisimlerin hareketleri ve neden bu şekilde hareket ettikleri, meteorolojik olayların ve depremlerin doğası ve nedenleri onun zihnini özellikle meşgul eden sorunlardı.

Günümüze fragmanlar halinde kalan Peri Physeos (Doğa Üzerine) adlı eseri Anaksagoras’ın felsefesiyle ilgili bilgi edinebileceğimiz en önemli kaynaktır. Diğer kaynaklarsa antik yazar ve düşünürlerin eserlerindeki yorumlamalardır ki, bunların arasında Aristoteles’in ve doksografların yorumlamaları başta gelir.

Anaksagoras’a göre evrenin başlangıcında, “her şey bir aradaydı ve her şey sayıca sonsuzdu; ayrıca o kadar küçüktü ki, hiçbir şeyi tek tek tanımanın imkânı yoktu ve üstelik bu küçüklük de sonsuzdu. Her şey “hava (Ἀήρ) ve aether (Αἰθήρ)” ile çevriliydi ve bu ikisi de hem sayıca hem de büyüklük açısından sonsuzdu; çünkü hava ve aether her şeyde bulunuyordu. Bu yusyuvarlak bir karışımdı ve çokluğu içinde barındıran birlikti. Bu birlikte şeylerin tek tek rengi ya da herhangi bir ayırt edici niteliği yoktu; yani, ıslak kuru ile karışıktı, sıcak soğukla, ışık karanlıkla, beyaz karayla.

Anaksagoras için “her şey,” aslında “her şeyin tohumu” demektir (σπερματα χρηματων: spermata khrematon) ya da birer “parçacığı” demektir (μοιραι: moirai). Aristoteles yorumunda bu parçacıklara “homoiomereiai (parçacıklardan oluşan şeyler)” adını verir. Anaksagoras’a göre, bu tohumlar sonsuz sayıdaydı ve hiçbiri birbirine benzemiyordu, çünkü hepsi birbirinden farklıydı. Demek ki her şeyde her şeyden bir parça vardı, her şey her şeyden meydana gelmişti; her şeyin tohumları her şeydeydi.

Her şeyde her şeyin biçimi, rengi ve tadı vardı. Sonra, bu karışım (συμμιξις: symmixis) anafor şeklinde, hızla dönmeye başladı (çevrinti hareketi de diyebiliriz buna; Yun. περιχωρειν, δινη: perikhoréin, dine); bu hız bizim şu an gördüğümüz bildiğimiz hıza hiç benzemiyordu, çünkü bu hız aklımızın alamayacağı kadar büyük ve güçlü bir hızdı, her hızdan kat kat büyük bir hızdı. Bu hızla karışımın bütünlüğü de çözülmeye başladı ve bu bütünlükten ilk kopanlar “hava ve aether” oldu. Dolayısıyla, ilkin “seyrek olan yoğun olandan ayrıldı, ardından, sıcak olan soğuk olandan, kuru olan yaş olandan, aydınlık olan karanlık olandan.”

Yoğun olan, ıslak, soğuk ve karanlık olan aşağıya düştü ve tepsi şeklinde düz olan dünyayı (Yeryüzünü) oluşturdu. Seyrek olan, sıcak, kuru ve aydınlık olan da yukarıya yükseldi. Aşağıda, yani dünyada çevrinti hareketinin hızı daha yavaştı ve insanlar ile diğer canlılar ve aklımıza gelebilecek tüm varlıklar bu şekilde biçimlendi. Sonra en altta bitkiler, üstünde hayvanlar ve onun üstünde de insanlar olmak üzere varlık katmanları meydana geldi.

Anaksagoras’a göre, çevrinti hareketi ve bu ayrım hiç son bulmadığından bizim dünyamızdan başka dünyaların da oluşmasına neden oldu. Bu dünyaların sadece boyutları farklıydı, yoksa hepsi aynı şekildeydi. Ayrıca her şeyde her şeyden az da olsa bir şeyler kalarak sürdü gitti; yani kara olan bir şeyde biraz da olsa beyaz, sıcak olan bir şeyde biraz da olsa soğuk kaldı. Çünkü her şeyde her şeyin bulunması, karşıtlıkların da bulunması demekti. (Bunun anlamı soğuğu bildiğimiz için biz sıcağı da biliriz.) Şeylere de kendisinde en fazla bulunan maddeye göre ad verildi.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*