Üçüncü Kuşak Haklar, Üçüncü Kuşak İnsan Hakları

Bugün uluslararası hukukta ilk ikisinin dışında, üçüncü nesil haklarla karşılaşılmaktadır. Gelişme hakkı, barış hakkı, temiz bir çevrede yaşama hakkı gibi yeni kimi hakların belgelere girdiğine hiç kuşku yoktur ama bunların ortak bir özelliklerinin olup olmadığı, eğer böyle bir şey varsa bunların birinci ve ikinci kuşak haklardan nasıl ayrıldıkları konusunda büyük bir belirsizlik vardır.



Bu yeni insan hakları sıkça “dayanışma hakları” olarak adlandırılmaktadır. Dayanışma bir grup içinde karşılıklı destek veya bağlılıkla, özellikle güçlü ortak ilgi, sempati ve istek duyan bireyler arasında gerçekleşmektedir. Dayanışma üçüncü kuşak hakların tanımına iki biçimde girmektedir: Birincisi, bu haklar, bireylerin hakları olmaktan ziyade sosyal grup haklarıdır. Bu haklar tüm insanlığın barışa ve sağlıklı çevreye sahip olma hakkını ve her halkın kendi geleceğini ve kendi kültürünü belirleme hakkına sahip olma haklarını da kapsamaktadır. İkincisi, bu haklar suçu tüm insanlığa yüklemektedir. Bu haklar dünya çapında eyleme geçmeyi talep etmektedir, bu hakların yüklediği ödevlerin yerine getirilmesi de öncelikle uluslararası kurumlara düşmektedir.

Bu haklara örnek olarak halkların varolma hakkı verilmektedir. Halkların Hakları Evrensel Bildirgesi’nin birinci maddesi “Her halk, varolma hakkına sahiptir.” demektedir. Bu İnsan ve Halkların Hakları Üzerine Afrika Sözleşmesi’nde de onaylanan halkların haklarına ilişkin ilk haktır. BM soykırım suçlarının önlenmesiyle ilgili olarak bu belgelere göndermede bulunmakta birlikte, bu bildirgelerden hiçbiri BM tarafından kabul edilmiş değildir. “Halkların hakları”nın içeriğini bu belgelerin açık bir biçimde ortaya koymamalarının nedeni de bu olabilir (Wellman 1999, s. 29-30).



Hakların birinci, ikinci, üçüncü kuşak haklar olarak ayrılması, bir öncelik sonralık sıralamasını verir gibi gözükse de birinci ve ikinci kuşak hakları bu şekilde birbirinden ayırarak sivil ve siyasal hakların ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan önce geldiğini söylemek, Evrensel Bildirge esas alındığında pek mümkün değildir. Evrensel Bildirge birinci kuşak haklar yanında ikinci kuşak hakları da içermektedir. Temel hakları sivil ve siyasal haklardan ekonomik, sosyal ve kültürel haklara doğru genişletme eğiliminin olduğu, ikincil grup hakların gittikçe daha fazla uluslararası bildirgelerde, özellikle de sözleşmelerde yer aldığı söylenebilir. Ama ne bu durumun kendisi ne de sivil ve politik haklar düşüncesinin daha eskilere dayandığını söylemek, bu iki kuşak arasında ayrım yapmak için yeterli görünmemektedir. Doğal haklara gönderme yapılarak önceliğe sahip olduğu düşünülen haklar, daha ziyade yaşama hakkı -ve ilgili dokunulmazlıklar-, özgürlükler ve mülkiyet hakkıdır. Bunlar da sivil ve politik haklarla belki kesişen haklardır ama örtüşen haklar değillerdir. Özellikle politik hakların çok önemli bir bölümü, doğal haklar denilen haklarla örtüşmemektedir.

“Üçüncü kuşak” denilen haklara gelince, Wellman’ın yukarıda sıkça alıntı yaptığımız kitabında da ayrıntılı bir biçimde dile getirdiği gibi, grup hakları insan hakları düşüncesiyle uyuşmamaktadır. İnsan hakları, kişinin yalnız insan olması nedeniyle sahip olduğu haklar iken üçüncü kuşak haklar denilen “dayanışma hakları”nın taşıyıcıları bireyler değil, gruplardır. Bu durum, kimi düşünürleri, üçüncü kuşak hakların insan hakları arasında sayılmaması gerektiği düşüncesine götürmüştür; örneğin Wellman’a göre dayanışma hakları insan haklarının evrenselliği ve eşitliği ilkesine uymamaktadır. Bu nedenle, halklara herhangi bir moral hak tanımanın mümkün olmaması, halkların bireyler gibi hakların bir öznesi olamayacağı düşüncelerinin ortaya atılmasına yol açmıştır. Kanımızca “halkların hakları”na ilişkin taleplerin taşıyıcıları ya da öznelerinin “gruplar”, insan haklarının taşıyıcılarının ise “kişiler” olduğu, kişilerin yalnızca insan olmaları nedeniyle insan haklarına sahip oldukları düşünülürse üçüncü kuşak hakların insan haklarıyla olan ilgilerine karşın onlardan ayrı değerlendirilmesi gerektiği, farklı bir hak kategorisi oluşturdukları açıktır (Bu söylenenlerden, bu tür hakların var olmadığı ya da bu hakların önemsiz oldukları sonucu çıkarılmamalıdır. Bu türden hak taleplerinin günümüzün siyasal ve ekonomik koşullarının da etkisiyle arttığı, kimi zaman bu haklar korunup güvenceye alınmadan temel hakların korunmasının da güçleştiği yadsınamaz. Ama bu durum onların, özneleri ya da taşıyıcıları farklı olan ve insanın yalnız insan olmakla sahip olduğu insan haklarıyla farkını gözden kaçırmamızı gerektirmez).



İnsan haklarının ya da temel hakların taşıyıcısı (öznesi) kişi iken dayanışma haklarından oluşan üçüncü kuşak hakların taşıyıcısı çoğunlukla kişiler değil gruplardır.

Derleyen:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı