Apolojistler Kimdir, Hristiyan Apolojetiği Nedir?

Apolojistler, Hristiyanlık inanışını akılcı temellerle açıklamaya çalışan Hristiyan teologlarıdır.



Bu yaklaşım, inanışa yönelen itirazlara uygun açıklamalar getirmek ve diğer dünya görüşlerinin aksayan yanlarını ortaya koymayı da amaç edinmiştir. Hristiyan apolojetiği Pavlus'la başlayan, Origenes ve Augustinus gibi yazarları içine alan ve Hristiyanlık geleneklerinin çağdaş savunucularıyla (C.S. Lewis gibi) özdeşleşmiş bir gelişim göstermiştir. Apolojistler Hristiyanlığa ilişkin düşüncelerini tarihi bilgiler, felsefi önermeler, bilimsel araştırmalar, sözlü ikna ve diğer disiplinlere dayandırmaktadırlar.



Apolojistler (savunucular) adlarını savunma anlamında olan Yunanca Apologia sözcüğünden aldılar: Yeni Hristiyan dinini civar putperest toplumlardan gelen suçlama ve saldırılardan korumak amacıyla yazarlığı üstlendiler ve çoğunlukla putperestlikten gelmiş olduklarından bunu büyük bir uzmanlıkla yaptılar. Hıristiyanlığa geçmiş putperest aydınlar olan Savunucular ait oldukları yeni dini savunduklarında kendilerine ve başkalarına dinsel seçimlerini haklı çıkarmak ve ahlaksal seçim ile felsefi araştırma düzeylerinde uygun ve kanıtlanmış nedenleri sunmak istediler. Ancak şöyle bir soru sorulabilir: Hıristiyanlığın savunulması neden ve hangi özel suçlamalardan dolayı ve neden gerekli görüldü?

Birçok yerden Hristiyan dinini izleyenlere karşı yöneltilen suçlamalar çeşitli türdendi. İyi bilinmeyen ve gereği ile anlaşılamayan yeniliklere karşı her zaman kuşkulu davranan önyargılı halk, kaba ve sonuçta yüzeysel iftiralardan hoşlanıyordu: Ya Hristiyanlar una batırılmış bir çocuğun eti ile beslendiklerinden - Efkaristiya öğretisi bu tarzda şekilsizleştirilip yanlış anlaşılıyordu - yamyam olarak tanıtılırdı, ya da kardeşler ve kız kardeşler arasındaki sevgiyi hedefleyen öğreti yüzünden,“ensest” (yakın akraba arası cinsel ilişki) yapmakla bilinir, veya geleneksel putperest inancının tanrılarına karşı ilgisiz kaldıklarından “tanrıtanımaz” sayılırlardı. Modern anlayışa bir “paradoks” (herkesin fikrine aykırı olan düşünce) gibi görülen tanrıtanımazlık suçlamasına siyasal karşı koyma ve genelde ahlaksızlık suçları da eklenirdi. Kısacası genel düşüncenin gözünde Hristiyanlık ve Hristiyanlar toplumsal açıdan yıkıcı, geleneksel dini ve İmparatorluğun siyasal ve ekonomik refahını tehlikeye sokan unsurlardı. İşlerinin kötü gittiğini gören kasaplar, putlara kurban edilen hayvan etlerini yemeyi kabul etmeyen iyi Hıristiyanlara karşı kim bilir nasıl bir nefret besliyorlardı! Bu tür durumlarda her zaman olduğu gibi kuşkuya ve cehalete korku da eklenir ve korku baskıyı ve saf dışı bırakılmayı harekete getiren nefreti doğurur.



Bu mahşeri çemberi kırmak için Apolojister nesnel açıdan Hıristiyanlığın gerçek özünü tanıtmak ve böylece etrafını saran tehlikeli önyargıları kırmak amacıyla ortaya çıkarlar. Nedir ki putperestlere karşı yürütülen polemik sokaktaki adamın kaba iftiraları ve ağır imaları ile mücadele etmekle yetinmiyor: daha inceltilmiş, bu yüzden daha tehlikeli, aydın ve felsefi eleştirilere yanıt vermek istediğinde daha üst bir düzeyde hareket ediyor. Rejime bağlı bir aydın olan felsefeci Celsus, 178 yılına doğru, Hristiyanlığa karşı bir dizi itiraz oluşturuyor ve bu saldırı 270 yılında Felsefeci Porfirius ve IV. yüzyılda İmparator Mürted (apostat) Julianus tarafından daha ağır şekilde sürdürülüyor. Hıristiyanlığa karşı “putperest tepki” diye tanımlanan bu durum, başlangıcını II. yüzyılda bulan zengin bir savunma edebiyatına yol açmıştır.

Apologistler, yeni dinin düşünce boyutu açısından yerli yerine oturtulması genel amacı açısından Gnostiklerle ortak bir fikre sahiptirler; onlar, imanın savunulmasında felsefeye başvurmaktadırlar. Onlara göre, Hristiyanlık hem felsefe hem de vahiydir; onun doğrudan doğaüstü çıkış noktasına ve mutlak kesinliğe sahiptir. Ancak bunlar ussal doğrulardır. Onlar Tanrısal bir zihin tarafından ortaya konmuş olmalarına karşın usa uygundurlar. Harnack'ın tümceleriyle ifade etmek gerekirse: Onların tümü için ortak olan inanç aşağıdaki gibi özetlenebilir; Hristiyanlık felsefedir çünkü ussal bir içeriğe sahiptir, çünkü tüm gerçek felsefecilerin yanıt aradıkları sorulara, tatmin edici ve evrensel olan mantıksal yanıtlar vermektedir; fakat felsefe değildir, gerçekçiliğin ortaya konmasında doğaüstü, Tanrısal çıkış noktalarına sahiptir.



Apologistler, dönemlerinin edebiyat ve felsefe düşünceleri ile yalandan ilgilidirler. Eğitimli sınıflara yönelmişlerdir. Gerçekten de kilisenin erken dönem yöneticilerinden çoğu iyi eğitim görmüş kişilerdir. Bu durum, onların yazılarında felsefi öğelerin genel olarak yer almasını açıklamaktadır.

Bu alanın öncüleri arasında şunlar bulunmaktadır: Justin the Martyr (ö.166), Tatian, Athenagoras, Theophilus, Irenaeus (d. 120-130), Hippolytus, Minucius Felix (ikinci yüzyıl), Tertullian (160-240), Cyprian (200-258), İskenderiyeli Clement (ö.216) ve Origen (185-254). Daha önce bir Stoa felsefecisi olan Panteenus tarafından 180 yılında İskenderiye'de bu öğretinin okulları kurulmaya başlandı. Bu okulların amaçlan yalnızca yeni dini savunmak değil, aynı zamanda onların ussallıklarını kanıtlamaktır. İskenderiye okulunun en etkin yöneticisi olan Origen, Hristiyan Tanrıbiliminin ussal bir zemine oturtulması için yoğun çalışmalarda bulunacaktır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı