Pietizm (Piyetizm)’in Temel Özellikleri Nelerdir?

Pietizm Nedir?
Pietizm Nedir?

Pietizm üzerine yapılan çok sayıdaki yeni araştırmalar neticesinde günümüzde pietizm tabirini genişletme yönünde bir eğilim ortaya çıkmıştır.

Bu görüşte olanlara göre, Protestanlarda olduğu kadar özellikle Yenilikçi (Reformed) ve diğer başka bazı Hıristiyan topluluklarda da, aynı hareketin bir uzantısı olarak anlaşılabilecek, benzer dini düşünceleri içeren motifler vardır. Örneğin o günkü kiliseler içindeki ahlaki zorunluluğun ve dini bağlılığın eksikliğini hisseden kişiler, herhangi türden şekilsel bir kilise bağlılığına olan ihtiyacı sorgulamışlardır.

Spener’in izinden giden Pietistler, otoriter bir Kilise’nin öğretileri doğrultusunda kutsal kabul edilmiş bir vahiy iddiasındansa, ruhun kendi yapısı içinde oluşan bir din anlayışını savunmuşlardır. Pietistlerin dini, kadın ve erkeklerden oluşan küçük gruplar halindeki, kendini davasına adamış insanların yeni bir hayat kurması üzerine kurgulanmıştı. Tövbe, ihtida, hidayet, ibadet ve ahlak bu dinin temel kavramlarını oluşturuyordu. Bu zaviyeden bakıldığında pietizm, Hıristiyanlığı faal bir din olarak canlandırma teşebbüsüdür. Bu sonuca iki vasıta ile, dua ve Kitab – ı Mukaddes’in okunması ile ulaşabileceklerine inandılar.

Bu fikirler Protestan çevrelerde dile gelme imkânı bulduğundan, yine de pietist hareketin klasik safhası kabaca ifade etmek gerekirse, 17. yüzyıl başları ile 18. yüzyıl sonları Hıristiyanlığının Protestan yorumunu ilgilendiren bir olgu olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla Reformasyon sonrası yerleşik Lüterci inanış dönemi ile aydınlanma çağına kadar sınırları götürülebilir. Fakat dini kendi başına anlamayı savunan ve Protestanlığın geniş parçalanmışlığı içerisinde etkilerde bulunan gizli bir cereyan olma anlamında pietizm, tarihsel bir gerçeklik olarak varlığını hiç yitirmemiştir.

Pi etizm, Protestanlığın yüzeysel tatbikinden ve dogmatik eğilimlerinden bir sapmayı simgeler. Pietistler, Hıristiyan tecrübesinde duygunun ön planda olmasını istiyorlardı. Ayrıca, Hıristiyan hayatının inşasında faal olmalarını istedikleri laiklerin tarafındaydılar. Dünya zevklerine karşı katı, zahitçe bir tutum takınılması gerektiğini anlatıyorlardı. Örneğin Spener, yeme, içme ve giyimde insanlara itidalli olmayı telkin etmiş, Lüterciliğin de önemsiz kabul ettiği tiyatroyu reddetmiş, dansı ve kart oyunlarını kerih görmüştür. Bu sebeple pietizm, çoğu zaman aşırılığa kaçmak, teolojiyi oldukça sübjektif bir mesele haline getirmek ve saf doktrinlerin değerini donuklaştırmak ile suçlanmıştır.

Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren dinin tecrübe boyutuna, mistik yaşantıya vurgu yapan akımlar ve kişiler olmuştur. Bu bağlamda, Hıristiyan geleneğinde pek çok faktör pietizmin yükselmesinde rol oynamıştır. Ancak tüm ayrıntıları ile bunların izini sürmek ve tespit etmek gerçekten zor dur. Bununla beraber, hareketin diğerlerinden ayırt edilebilen nitelikteki temel özellikleri, klasik safhasına münasebetle tespit edilebilir. O dönemin pietistleri, Hıristiyan geleneği içindeki dindarlığın, eğer anlamı olacaksa, bir birey olarak inançlı kişinin tümüyle dini hayatını canlandırması gerektiğine ve bunun zorunluluğuna inandılar. Pietizm nihayette yeni bir ferdiyetçiliği ilan etti. Din, artık yalnızca ilahiyatçıların ve din adamlarının ilgilendiği bir mesele olmamalıydı. Tanrı’yı bulmak için motive edilmiş tüm insanların ortak mirasıydı. Bu mirasa sahip çıkmak ve dini canlanışı sağlamak tüm Hıristiyanların göreviydi.

Pietistlere göre, büyük bir canlanmanın tecrübe edilebilmesi, zaman aşımına tabi olan herhangi bir modeli takip etmemeye bağlıydı. Fakat ilahi mağfireti ve duaların kabulünü kesin olarak meydana getirecek surette, insanın Tanrı’yla olan ilişkisinin şuurlu bir değişimini de ihtiva etmeliydi. Çünkü onlara göre, kendisini hayatta gösterecek olan Hıristiyanlık, gerçek ve samimi bir Hıristiyanlıktır. Hıristiyanlığın başlangıcı spiritüel bir dönüşümdür, bilinçli bir yeniden doğuştur. Bu yüzden yeniden bir doğuşun olabilmesi için bireyin ızdırap çekmesi, gerçekten pişman olması ve iman ettiği önermelerin şuurunda olması zaruriydi. Böyle bir canlanmanın meyvesi, dindarlık formu içinde görünür hale gelmeliydi. Yani Tanrı’ya ve insana duyulan sevginin egemen olduğu, Tanrı’nın varlığının her an her durumda kuvvetli ve canlı hissinin taşındığı bir hayat sürülmeliydi.

Pietistlerin dinin birey sel olarak tecrübe edilmesi, İncil’in ve İsa Mesih’in isteği doğrultusunda doğru bir yaşam sürülmesi hususundaki düşünceleri, onların teoloji anlayışlarını ve özellikle akıl -iman, iman- amel ilişkisine bakışlarını da şekillendirmiştir. Pietistler teolojiyi, kurtuluşa götüren iman ya da imanla kurtuluş öğretisi ile, dolayısıyla Hıristiyanlık ile eşit saydılar. İman ve Hristiyanlık teolojinin bir sonucu ve meyvesi değil, aksine teolojinin özünü oluşturan iki temel kavram olarak görülmeliydi. Bu anlayış, her Hristiyan’ı adeta bir ilahiyatçı yapmaya ve Hıristiyan ruhban sınıfının önemini azaltmaya olan eğilimlerinin de bir göstergesiydi. Pietistlere göre, bir hayat olarak kendini dayatan Hıristiyanlık, düşünsel bilgiden çok daha öte bir gerçekliğe sahipti. İnsanların hayatları üzerinde etkisi olmayan bir Hıristiyanlık, anlamsız, verimsiz, boş bir inançtan ibaretti. İman dini uyanışın canlanmasına hizmet ederse anlamlıydı. Dolayısıyla pietistler, iman ile amelin birbirinden ayrı tutulamayacağını savunmuşlardır. “İman güneş ise, sâlih ameller güneşin ışınları hükmündedir.”

Derleyen:
 Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; “İnsanın Dört Zindanı” Ali Şeriati

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*