Latin İbn Rüşdcülüğü Nedir?

On üçüncü yüzyıl, sadece çok büyük ve önemli filozofların ortaya çıktığı bir yüzyıl değildir. Elbette bu yüzyılda pek çok isim çok önemli başarılara imza atmıştır. Thomas Aquinas, hiç kuşkusuz bu dönemin en büyük filozoflarındandır. Ancak, onunla birlikte bir isim daha vardır ki, on üçüncü yüzyıldaki önemli sorunlardan biri varoluşunu ona borçludur. Bu ünlü isim İbn Rüşd’ten başkası değildir. Orta Çağ onu, Aristoteles’in en iyi yorumcusu olarak kabul etmiş ve kendisine “Commentator” yani Yorumcu unvanını layık görmüştür. İbn Rüşd’ün bu etkisi elbette tesadüfi değildir. On üçüncü yüzyıl Aristoteles’in yapıtlarının büyük ölçüde Latince’ye çevrildiği bir dönemdir. Bu büyük çeviri hareketinin doğal bir yansıması olarak Eski Yunanca’da kaleme alınmış önemli felsefe eserlerinin Latince’ye çevrilmeleri büyük bir etki yaratmıştır.

On üçüncü yüzyılda kendisine “Çevirmenlerin Prensi” lakabı takılan Guilelmus de Moerbeka’nın Yunanca’dan Latince’ye çevirdiği yapıtların ardından, bu yapıtları en iyi şekilde yorumladığı düşünülen İbn Rüşd’ün düşüncelerinin de Latin dünyası na girmesi kaçınılmazdı. İbn Rüşd, yorumları ve kendi özgün yapıtlarıyla Orta Çağ üniversitelerine adeta bir bomba gibi düşmüştür. Bu etkinin hemen ardından Katolik otoriteler, müslüman kimliğine sahip bir filozofun düşüncelerinin kendi imanlarına zarar verebileceği endişesini dillendirmeye başlamış; başta Albertus Magnus ve Thomas Aquinas olmak üzere pek çok filozof İbn Rüşd’e karşı yazılar yazarak onun Aristoteles’e yönelik yorumları arasından Hıristiyan imanına uygun olmayanları çürütmeye çalışmışlardır.

Latin İbn Rüşdçülüğü olarak adlandırılan akım, yukarıda dile getirilenlerden de kolayca anlaşılacağı üzere, İbn Rüşd etkisinde kalan bazı Latin filozofların ortaya koydukları bir düşünce hareketidir. Bu etki gerek İbn Rüşd’ün Aristoteles’in yapıtları üzerine yaptığı yorumlar aracılığıyla, gerekse bizzat Aristoteles’in kendi yapıtları aracılığıyla ortaya çıkmıştır. İbn Rüşd’ün felsefesini takip edenler büyük bir çoğunlukla Paris Üniversitesinde konuşlanmışlardı. “Paris Üniversitesi Aristoteles’in yapıtlarına her zaman belli bir mesafeyle yaklaşmayı tercih etmişti. Bu durum onun (Aristoteles’in) bir pagan olması ve kozmolojisinin de gene bu pagan anlayışa paralel bir içerik taşımasından kaynaklanmaktaydı. 1210 yılında Paris’teki üniversitede Aristoteles’in Fizik ve Metafizik isimli eserlerinin okutulması “kesinlikle” yasaklanmış ve bu yasak 1215 ve 1228 yıllarındaki Papalık emirleriyle pekiştirilmişti. Ancak iş bununla kalmıyor, Filozof’un (yani Aristoteles’in) ardından Hıristiyan dünyası, şimdi bir de onun Yorumcusu (yani İbn Rüşd) olan bir başka isimle, üstüne üstlük bir müslüman ile uğraşmak zorunda kalıyordu” (Akyol, 2005: 25).

Paris’te o dönemde İbn Rüşd’ün yorumlarına her şeyden daha fazla önem ve değer veren insanlar vardı. Bunlar, başka hocalar gibi sadece ilahiyat ile uğraşmayan ve felsefe yapmaya çalışan insanlardı. Aristoteles ve İbn Rüşd’ü izleyerek, dinin öğretisinden uzakta sadece aklın yolunu izlemeye çalışıyorlardı. İçlerinde en ünlülerinden biri olan Sigerus de Brabant o zamanlar şunları söylemekteydi: “Günümüzde Tanrı’nın mucizeleri ile uğraşacak halimiz yok; zira doğal bir tarzda doğa nesnelerini araştırıyoruz” (Maurer, 1982: 192). Bu söz, aslında onun hocası olan Albertus Magnus’a aitti; fakat bunun yinelenmesi belli bir okul anlayışını, düşünceyi gösteriyor olması bakımından önemlidir. Bu düşünce, felsefenin, neredeyse bin yıldan beri devam edegelen ilahiyatla olan birlikteliğinin bitmesi anlamına gelmekteydi. Başka kelimelerle, aklın nesneleri ile imanın nesneleri arasındaki ayrım artık iyice belirginlik kazanmaktaydı.

İbn Rüşdçüler, aslında kendilerine model olarak Aristoteles’i almaktaydılar. İbn Rüşd de onun yorumcusu olarak yeterince ün sahibiydi. Bundan dolayı, Paris Üniversitesindeki Aristoteles derslerinde genellikle İbn Rüşd ağırlıklı yorumlar ön plana çıkmıştı. Bununla birlikte, bu filozofların felsefelerinde elbette başka filozofların da etkileri bulunmaktaydı. Tam da bu yüzden bu akıma bir okul demek yerine, bunu daha sonraki dönemleri hazırlayan bir gelişme olarak görmek doğru olacaktır (Maurer, 1982: 193). Ortak çabaları Aristoteles felsefesinin yorumlanışındaki dini etkileri mümkün olduğu kadar engellemekti. Bunu yaparlarken dikkatliydiler. Ne zaman dini içeriklere karşıt olan bir şeyi öğretmeye kalksalar, bunun akıl ve felsefe aracılığıyla ortaya çıktığını; dolayısıyla dinin karşısında yer alan bir hakikat olmadığını söylemekteydiler. İbn Rüşdçüler arasında iki isim ön plana çıktı ve düşünceleri, karşıtları tarafından ciddiye alındı. Bunlar Sigerus de Brabant (Brabantlı Siger) ile Boethius Dacus’tur.

Ömer YILDIRIM hakkında
Sosyolog Ömer YILDIRIM 1985'te Erzurum'da doğdu. İlk, orta ve yüksek öğrenimini Erzurum'da tamamladı. Sırasıyla; Abdurrahim Şerif Beygu İlkokulu, Ahmet Yesevi İlköğretim Okulu, Erzurum Cumhuriyet Lisesi ve Atatürk Üniversitesinde okudu. 2009 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nden mezun oldu... devamını oku »

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*