Küreselleşmeyi Nasıl Anlamalıyız?

felsefe Nedir

Mal ve hizmet üretimi süreçlerinin çeşitli etik ve sosyal hususlar açısından bu tür esnek hukuk ve bunlara bağlı sertifikasyon süreçleri üzerinden denetlenmesi sadece hazır giyim sektöründe öne çıkan bir gelişme değildir.

Mobilya sektöründeki orman kullanımını düzenlemeye yönelik “Forest Stewardship Council”in sertifikasyona programı; Fairtrade Labeling Organization” gibi küçük üreticileri korumaya yönelik “adil ticaret” (fair trade) sertifikasyon sistemleri; madencilik sektöründe sorumlu girişimciliği denetleme niyetiyle kurulmakta olan “Initiative for Responsible Mining Assurance”; turizm sektöründe sürdürülebilirlikle ilgili olarak faaliyet gösteren “Sustainable Tourism Stewardship Council”; gaz, su ve elektrik dağıtımını denetlemeye yönelik “Green-e certification” gibi örnekler bu türden yeni yapıların etkin olduğu oluşumlar arasındadır. Tüm bunlardan ne öğrenmemiz gerekir:

Küreselleşme toplumsal ilişkilerin dönüşümü olmaksızın anlaşılabilecek, teknik, iktisadi bir süreç değildir. Ele aldığımız örnek olayda üretim ilişkileri küreselleşmekte, çok uluslu şirketler tarafından küresel bir uzama yayılmaktadır. Fakat mesele bununla bitmemektedir. Zira bu üretim süreci içerisinde ortaya çıkan bazı toplumsal sorunların –iş hukuku ihlallerinin- nasıl ele alınacağına yönelik olarak içeriği eski ama çözülme biçimi yeni toplumsal düzenleme mekanizmaları ortaya çıkarmıştır. Demek ki küreselleşme “insansız” bir süreç değil, toplumsal ilişkilerin yeni biçimler altında düzenlenmesine yönelik girişimleri de içermektedir.

Bu yeni düzenleme biçimlerinin önemli bir sonucu ortaya yeni aktörlerin çıkmış olmasıdır. Ulus-devlet sistemi içerisinde işçi, sermaye, devlet (hukuk) üçgeni içerisinde çözümlenen çalışma ilişkilerinin düzenlenmesi meselesi, sınırları ulus-devletleri aşan yeni küresel üretim zincirleri içerisinde şirketler, aktivist örgütleri, küresel STK’lar, denetleme şirketleri ve bunların hep birlikte oluşturdukları çok paydaşlı girişimler üzerinden çözümlenmeye çalışılmaktadır. Yani toplumsal içerikli bir meselenin çözümlenmesine yönelik olarak katılımcı öznelerin konfigürasyonunda bir dönüşüm yaşanmakta bir yandan yeni toplumsal muhalefet biçimleri (STK’lar, aktivist örgütleri) bir yandan da şirketler meselenin düzenlenmesine yönelik olarak devlet aracılığı olmadan doğrudan birbirleriyle muhatap olmaktadırlar. Dolayısıyla küreselleşme, eğer siyaseti toplumsal meselelerin kamusal araçlar üzerinden çözülme girişimi olarak anlaşılırsa, siyasetin işleyişini dönüştürmektedir.

Başka bir önemli husus da ulus-devletlerin “hukuk” mekanizmalarının işlerliğinin düşük olduğu alanlarda ve uzamlarda “hukuk-ötesi” yeni düzenleme mekanizmaları devreye giriyor oluşudur. Devlet ve küreselleşme ilişkisinin dönüşüme uğradığı alanlar buralarıdır. Bir önceki bölümde ele aldığımız üzere küreselleşme, yeni ekonomik anayasacılık doğrultusunda, ekonomik ilişkilerin düzenlenmesine yönelik olarak Dünya Ticaret Örgütü, IMF gibi örgütler üzerinden ulus-devletlerin hukuki-idari yapılanmasını dönüştürmekte; bazen de ulus-devlet hukukunun yanı sıra işleyen yeni düzenleme mekanizmaları ortaya çıkarmaktadır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*