Felsefe hakkında her şey…

Eleştirileri kişisel olarak algılamayı nasıl bırakabilirsiniz? Felsefe size yardımcı olabilir…

06.05.2024
Eleştirileri kişisel olarak algılamayı nasıl bırakabilirsiniz? Felsefe size yardımcı olabilir…

İster yazılı raporlar ve projeler, ister sunumlar veya performans değerlendirmeleri olsun, iş yerinde eleştiri almak kendimizden şüphe etmemize neden olabilir. Eleştiriyi kişisel olarak algılamamak imkânsız görünebilir; çünkü çoğumuz öz değerimizi kariyerimizden edinme eğilimindeyizdir.

Bir akademisyen olarak, araştırmamla ilgili geri bildirimlerden öğretimimle ilgili değerlendirmelere kadar her zaman eleştirilerle karşılaşıyorum. Bazen eleştirilerin yazdıklarımın içeriğine ya da derslerimin niteliğine değil de kişisel olarak bana yöneltildiğini hissediyorum.

Böyle anlarda, kendime verdiğim değeri yaptığım işten ve başkalarının beni nasıl algıladığından ayırmaya çalışıyorum. Hannah Arendt’in çalışmaları burada bana özellikle yardımcı oluyor. Alman politik filozof, The Human Condition (1958) adlı kitabında “kim” olduğumuz ile “ne” olduğumuz arasında bir ayrım yapıyor:

“İnsanlar eylemde bulunurken ve konuşurken kim olduklarını ortaya koyar, benzersiz kişisel kimliklerini bilfiil açığa çıkarır ve böylece insanlık âleminde kendilerini görünür kılarlar. Birinin ‘ne’ olduğunun aksine ‘kim’ olduğunun açığa çıkarılması kişinin söylediği ve yaptığı her şeyde örtük olarak bulunur.”

Arendt’e göre kim olduğumuz, özgün kişiliklerimizle eş anlamlıdır. Ancak birinin kişiliğini tanımlamak imkansızdır. Kelimeler, bir insanı o kişi yapan şeyi yeterince anlatamaz. Arendt’e göre, bunu denediğimizde kelimeler bizi başarısızlığa uğratır ve sonunda birinin yalnızca ne olduğunu söyleyebiliriz: becerilerini, karakter özelliklerini ve kusurlarını.

Niteliklerimiz (ne olduğumuz) bizi eşsiz kılmaz. Kızıl saçlı ve yeşil gözlü, öğrencilerine nezaketle yaklaşan ve meslektaşlarıyla kolayca anlaşan bir öğretmeni aynı özelliklere sahip başka bir öğretmenden ayıran nedir?

Arendt, insanların konuştuklarında ve başkalarıyla etkileşime girdiklerinde kim olduklarını açığa vurduklarını söyler ve bunun yalnızca kamusal alanda gerçekleşebileceği sonucuna varır. Kastettiği şey, bir kişinin kişiliğinin sözleri ve eylemleri aracılığıyla kendini göstermesidir. Örneğin, bir öğretmeni benzersiz kılan şey, öğrencilerine kendi tarzında şefkat ve anlayış göstermesidir ki bunu başka hiç kimse taklit edemez.

Kişiliklerimiz sadece toplum içinde ön plana çıkıyorsa bu durum öz değer duygumuzun büyük ölçüde başkalarının etkisinde olduğuna inanmamıza yol açabilir. Kim olduğumuz, başkalarının bizi nasıl algıladığı ve yaptıklarımızı nasıl değerlendirdiğiyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı görünmektedir. Öğretmenin benzersizliği tamamen öğrencilerinin onunla olan etkileşimlerini nasıl gördükleriyle ilintili görünmektedir.

Ancak, Arendt’in kişiliklerimizin kamusal doğası üzerine düşünceleri aslında eleştirileri kişisel olarak kabul etmekten kaçınmamıza yardımcı olabilir. Kim olduğumuz başkaları tarafından nasıl yorumlanırsa yorumlansın tam olarak onların bizim hakkımızdaki görüşleriyle belirlenmeyiz. Çünkü yaptıklarımıza ilişkin tanımlamalar ve değerlendirmeler asla kim olduğumuzu ortaya koyamaz.

Çoğu zaman, eleştiri yalnızca ne olduğumuza dair bir değerlendirme sunar. Arendt’in kim ve ne olduğumuz arasında yaptığı ayrım, bize öz değer duygumuzu başkalarının görüşlerinden ayırmamamız gerektiğini hatırlatır. Bu, bir başkasının işimiz hakkındaki değerlendirmesinden çok daha fazlası olduğumuzu fark etmemize yardımcı olabilir.

Patronunuz size yazılarınızın daha anlaşılır olabileceğini, bir sonraki toplantıya daha hazırlıklı gelmeniz gerektiğini ya da daha iyi bir takım oyuncusu olmanızın önemini anlatıyorsa sizin bir kişi olarak kim olduğunuz hakkında hiçbir şey söylemiyor demektir.

Arendt kişiliklerimizin başkalarının etkisinde olduğunu söylerken, başkalarının bizim hakkımızda ne düşüneceğini kontrol edemeyeceğimizi ifade etmektedir. Nazik, yumuşak başlı ve yaptığımız işte iyi olduğumuzu göstermek için elimizden geleni yapabiliriz. Hatta belli bir şekilde görünmeye ya da başkalarını hakkımızdaki düşüncelerini değiştirmeye ikna etmeye çalışabiliriz. Ancak başkalarını bizi bizim istediğimiz gibi algılamaya zorlayamayız.

Öyleyse kim olduğumuzu ortaya çıkarmak bizim denetimimiz dışındaysa o zaman neden kendimizi başkalarına kanıtlamaya çalışalım? Başkalarının bizim hakkımızdaki düşüncelerini değiştiremeyecekken neden onların eleştirilerini ciddiye alalım?

Arendt, eşsiz kişiliklerimizi ortaya koymanın yine de değerli olduğuna inanıyor:

“İnsan kendini söz ve eylemle açığa vurduğunda kimi açığa vurduğunu bilemese de bu riske girmeyi göze almalıdır.”

Başkalarının bizi bizim kendimizi gördüğümüz gibi göreceğinin ya da eleştirilerden tamamen kaçabileceğimizin garantisi yoktur. Ancak benzersiz kişiliklerimizi ortaya koyma riskini almazsak başkalarına kim olduğumuzu ve neler yapabileceğimizi gösterme fırsatını kaybederiz.

 


Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Samantha Fazekas’ın “This philosophical theory can help you stop taking criticism personally” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer Yıldırım

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...