Felsefe hakkında her şey…

Hakikat bir soğana benzer; her katman, bir başka katmanın üstünde veya altındadır…

18.05.2024
96
Hakikat bir soğana benzer; her katman, bir başka katmanın üstünde veya altındadır…

Felsefi bilginin doğuşundan bu yana hakikat‘in varlığı tartışılmaktadır. Hepimiz hakikat hakkında konuşuyoruz. Hepimiz hakikate ulaşmak istiyoruz. Bazen varlığını inkâr etsek bile onu talep ediyoruz.

Gazetecilikte hakikat genellikle olgularla bir tutulur: “Filanca gün, filanca saatte, filanca köşede bir kaza oldu ve şu kadar kişi yaralandı.” Bu, hikâyeyi çerçeveleyen “5N 1K” kuralına dayanan, tamamen bilgi içerikli bir hakikat anlayışıdır: “Kim, ne, ne zaman, nerede, neden.”

Ancak bir olguyu hakikat olarak kabul edemeyiz. Ya birisi çıkıp da “Bu bir kaza değildi. Sürücülerden biri alkollüydü.” derse ne olacak? İşte burada yorumlar dünyasının kapısını aralarız.

Hakikat diye bir şey yoktur

Alman filozof Friedrich Nietzsche, Posthumous Fragments adlı yazısında en ünlü sözlerinden birini söylemiştir:

“Hakikat diye bir şey yoktur, sadece yorumlar vardır.”

Bu ifade tartışmaya açık ve yanlış yorumlanmış olduğu kadar ilginçtir de. Hakikatin ölümünü ilan etmek ve herkesin kendi yorumuna, yani kendi hakikatine sahip olabileceğini belirtmek için kullanılmıştır.

Paradoksal olarak, Nietzsche’nin ifadesi kendi yorumsal tuzağına düşmüştür. Nietzsche yorumların varlığından söz ederken hakikat kavramını göreceleştirmeyi değil, bir şey olduğunda insanların bu olaya farklı yorumlar getirebileceğini söylemeye çalışmıştır.

Fransız filozof Michel Foucault, Nietzsche’nin teorisini destekler, ancak buna kendi imzasını da ekler: İktidar. Foucault’ya göre gerçekler hakkında birden fazla yorum yapılabilir, ancak iktidar kendi yorumunu (hakikatini) dayatmak ve onu totalize etmekle görevlidir. İktidarı düşündüğümüzde aklımıza genellikle bir masanın etrafında oturmuş “Şimdi ne yapabiliriz?” diye düşünen pahalı takım elbiseli adamlardan oluşan bir grup gelir.

Ancak Foucault için iktidar basitçe kişinin kendi yorumunu genel hakikat olarak kabul ettirebilme kapasitesidir. Bu bir sosyal ağdan bir sivil vatandaş, herhangi bir görüş ve ideolojiden bir politikacı, bir iş kadını, hatta mahallede dedikodu çıkarıp bunu mutlak doğru olarak kabul ettiren bir mahalle sakini bile olabilir. Post-truth kavramı da bu şekilde ortaya çıkar.

İlgili knu: Politikada yalan ve gerçek-ötesi (post-truth) söylem arasındaki fark nedir? Bir filozoftan dinleyin…

Hakikat, bir soğandır

Her şeyden önce, tüm teoriler kısmen doğrudur. Kendi başına bir kavram olarak hakikat oldukça kapsamlıdır. Hakikat, bütün yorumların, gerçeklerin, geçmişin ve bugünün toplamıdır. Geçmişin bugünün gerçeğiyle ne ilgisi olduğu merak edilebilir. Varoluşçu filozof Jean-Paul Sartre’dan bir alıntı bunu iyi açıklıyor:

“Bizler çamurdan yığınlar değiliz; önemli̇ olan insanların bizim hakkımızda ne düşündüğü değildir; çünkü biz kendimizi nasıl var edersek onlar bizi öyle düşünecektir.”

Şimdiki zaman geçmişten ayrı tutulamaz, çünkü biz geçmişin neticesiyiz. Geçmişi anlamadan bugünü anlamak mümkün değildir.

Bunu daha açık hâle getirmek için, hakikat kavramını bir soğan olarak hayal edelim. Soğan, bir çekirdeği örten birkaç katmandan oluşan bir sebzedir. Paralellik kurarsak, çekirdek somut bir olgu olacaktır. Örneğin sokağın köşesindeki kazaya dönelim. Onu örten katman, o kazanın tanıklarının ve kahramanlarının görüşleri olacaktır. Bir sonraki katman ise kazaya karışanların geçmişi olacaktır. Ve böylece katmanlar üst üste binerek olayın kendisinden gittikçe uzaklaşır.

Ancak kaçınılmaz olarak, öyle ya da böyle, tüm katmanlar analiz ettiğimiz olaya dâhil olur. Dolayısıyla hakikat bu soğanın ta kendisidir. Hakikat, tüm olguların genel ve eksiksiz bir resmini mümkün kılan bir dizi yorum ve geniş bakış açısıdır.

Hakikat, ulaşabileceğimiz bir yerde değildir

Peki, hakikat diye bir şey var mıdır? Buna verilecek cevap “evet”tir. Peki doğruya ulaşmak mümkün müdür? İşte buna yanıtım kocaman bir “hayır.” Kişi, Tanrı ya da her yerde hazır ve nazır, her şeye gücü yeten, her zaman var olan bir varlık olmadığı sürece, ona sahip olmak ya da ona ulaşmak kişi için mümkün değildir.

Ancak bir hakikatin varlığına inanmak esastır. İspanyol filozof Jose Ortega y Gasset, Modern Tema adlı yazısında bunun neden önemli olduğunu şöyle açıklar:

“Hakikat olmadan hayat yaşanabilir değildir. O hâlde hakikat, insanla karşılıklı olarak var olur. İnsan olmadan hakikat olmaz, ama tam tersi, hakikat olmadan da insan olmaz. İnsan, hakikate mutlak olarak ihtiyaç duyan varlık olarak tanımlanabilir ve tersine, hakikat insanın esasen ihtiyaç duyduğu tek şeydir, onun koşulsuz biricik gereksinimidir.”

Bu da hakikat kavramını bir ütopya hâline getirir. Peki ütopya nedir? Uruguaylı gazeteci ve yazar Eduardo Galeano, bir arkadaşından alıntı yaparak bunu alışılmadık bir şekilde açıklıyor:

“Ütopya ufuktadır. Ben on adım yürürüm, o da on adım uzaklaşır. Peki ütopya ne için vardır? İşte bunun için, bize yürümek için bir neden sunmak için.”

 


Bu makale Sosyolog Ömer Yıldırım tarafından www.felsefe.gen.tr için, Agustín Joel Fernandes Cabal’ın “Why I believe the truth to be like an onion” isimli makalesinden Türkçeye çevrilip derlenerek hazırlanmıştır. Alıntılanması durumunda kaynak gösterilmesi, ahlaklıca olanıdır.

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer Yıldırım

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...