Düşünmenin Önemi ve Gerekliliği Nedir?

Düşünmenin Önemi ve Gerekliliği
Düşünmenin Önemi ve Gerekliliği

Felsefe tarihinin en büyük düşünürlerinden birisi olan Sokrates, “Üstüne düşünülmemiş, sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değer değildir.” demiştir.

İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için, doğanın sırlarını çözmesi ve parçası olduğu dünyada anlamlı yaşam geçirmesi için de kendini tanıması gerekmektedir. Bunların bilgisini edinmek de insanın düşünmesi sayesinde gerçekleşmektedir.

Burada bahsi geçen düşünmek eylemi; bir sonuca varmak amacıyla bilgileri incelemek, karşılaştırmak ve aradaki ilgilerden yararlanarak fikir üretmek, zihinsel yetiler oluşturmak; zihniyle arayıp bulmak gibi anlamlarda kullanılan bir ifadedir. İşte düşünmek insanın bir yetisi, zorunlu bir yaşam koşuludur.

Sokrates, "Sorgulanmamış hayat, yaşanmaya değmez." sözcüğü ile sorgulamanın önemini ortaya koymuştur.
Sokrates, “Sorgulanmamış hayat, yaşanmaya değmez.” sözcüğü ile sorgulamanın önemini ortaya koymuştur.

Her şeyden önce insanın doğayı anlama isteği doğuştan gelir. İnsan dünyaya sadece, hayvanların sahip olduğu yaşamını sürdürme ve kendini koruma gibi birtakım yeteneklerle değil, akıl denen bir güçle de gelmiştir. Aklı sayesinde hem dünyaya dönük hem de kendine yönelik düşünebilmeye yetenekli bir varlıktır. Hazır bilgilerle dünyaya gelmeyen insan, doğal olarak her şeyi bilmeye ihtiyaç duyar. Bu bağlamda Aristoteles, ünlü yapıtı “Metafizik”te “bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler” demiştir. İnsanda bu yapısından kaynaklanan bilinmeyeni bilinir kılma isteği onu asla rahat bırakmaz. Bu nedenle dünyayı anlamak için pek çok soru sorar insanoğlu ve bunlara yanıtlar bulmak ister. Böylece var olan şeyler arasındaki ilişkileri, bağları bulmaya çalışır.

İnsan dediğimiz zaman öncelikle “düşünen varlık”ı anlıyoruz. Bilinçli bir varlık olan insan düşünür. Düşünen insan kendisi ve dış dünyayı tanımak için sorular sorar. Bilimde, sanatta, teknikte gelişmeler ortaya koyar, yeni bilgiler üretir. Elde ettiği bilgiler ve kavramlar üzerine düşünür. Böylelikle insan, var olan bilgileri yeniden tartışmaya, soruşturmaya açarak bu bilgilerden hareketle en doğru bilgiye ulaşmaya çabalar.

İnsanın, düşünme eylemini gerçekleştiren bir varlık olarak, bu düşünme eylemi üstüne düşünmesi, bu bilinç uyanışı, felsefe etkinliği için ilk adımdır. Pascal bu bağlamda insanın tüm değerinin düşüncesinde olduğu fikrindeydi. Çünkü insan yaşamının bir yüzü eylem ise, öteki yüzü, yani eylemin öncesinde yer alan temel düşüncedir. Bu ona, dünya ve kendi var oluşu üzerinde hep yeniden ve derin düşünmeyi gerektiren bir bakış açısı sağlar. Böylelikle kendisi üzerine eğilmesiyle kendisini ve kendisinin evrendeki yerini sorgulaması, var olanlara anlam vermesinin başlangıcıdır. Shakespeare’in Hamlet’inde bize bu insan gerçeği şöyle anlatılır: “Konuşmadan önce düşün, eylemeden önce tart.” Gene Hamlet’de düşünmeyle ilgili şu cümleyle karşılaşırız: “Hiçbir şey kendinde iyi ya da kötü değildir, her şey o şeyle ilgili düşüncemize bağlıdır.”

Zihinsel bir etkinlik olan düşünme, hem duyu içeriğinin algılanması hem de kavramların anlamlandırılmasıdır. Düşünme; yalın-ayrıntılı, sığ-derin, çözümleyici-birleştirici, tek yanlı-çok yönlü olabilir ancak içeriksiz bir düşünme mümkün değildir. Düşünmek eylemini gerçekleştiren insan, bu eylemi bir ‘şey’ hakkında yapmak durumundadır; çünkü nesnesiz, konusuz bir düşünce mümkün değildir.

“Ağaca tırmanan pembe bir fil düşünün.”
“Ağaca tırmanan pembe bir fil düşünün.”

“Ağaca tırmanan pembe bir fil düşünün.” dendiği zaman zihin, bu sözcüklerin bellekte çağrıştırdığı imgeleri peş peşe dizer ve bir canlandırma oluşturur. Filin yavru mu yoksa yetişkin mi olduğu, renginin pembe oluşunun mümkün olup olmayacağı ya da bir filin ağaca tırmanıp tırmanamayacağı düşüncesi kişilerin kendi yaşam tecrübelerine bağlı olarak ve hayal dünyalarına binaen değişebilecektir. Düşünme ile ulaşılan şey, kişilerin belleklerindekini çağırarak akıllarında kendilerine göre oluşturdukları canlandırma ve bu canlandırmanın bütünlüğü içinde durumu anlama çalışmasıdır. Bu canlandırmalar, bellekte bir filin yerine geçen sembollerin zihinsel bir dizge hâline getirilmesiyle olur. Semboller arası ilişkilerin doğru bir şekilde kurulmasıyla anlamlandırma yapılır ve düşünme içerikleri bilgi hâline gelir.

Bilgi, en sade biçimiyle düşünme sonucunda elde edilen bir ürün olarak tanımlanır. Her bilgi bir açıklamadır. Her açıklama, bir şeyin ne olduğunu söylerken ne olmadığını da söylemeyi içerir. Düşünmenin sağladığı bu ayırt edebilme özelliği insanın bilincini oluşturur. Bilinç, insanın kendi ve dışındakileri fark edebilmesidir. Kişinin bilinci üzerine düşünmesi ve düşüncelerinde nelerin etkili olduğunu sorgulaması öz bilinç durumudur. Bir dersin konularının öğrenilmesi bilincin işlevidir. İnsanın nasıl öğrendiğini öğrenmesi ise öz bilince geçiştir. Öz bilinç, sorgulayıcı zihin durumudur. Bilgi edinmenin yanı sıra bilginin nasıl elde edileceğinin cevabını bulmaya ve tüm bunların eleştirisini yapmaya çalışır.

Hayal kurma, konuşma, dinleme, okuma ve yazma gibi durumlar düşünmenin farklı biçimleridir. Konuşma ve dinleme, düşünmenin tek kişide gerçekleşme özelliğini değiştirir ve düşünmenin sosyal yönünü ortaya çıkarır.

Düşünmeyle insan; var olan bilgilerini birleştirir, onları çözümler ve anlamlı hâle getirir. İnsanın düşünmeyle ürettiklerine bakıldığında düşünmenin yoğunluğu, şekli ve yönteminin bu ürünlerin ortaya çıkmasını ve farklı düşüncelerin oluşmasını sağladığı görülür. Teknoloji, bilim, sanat ve felsefe bu durumun en iyi örneklerindendir. Felsefe, düşünüşler arasında en kapsayıcı düşünme biçimi olarak kabul edilmektedir.

Ayrıca bakınız: Felsefi anlamda düşünmek nedir, nasıl gerçekleşir?

Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve “Sosyolojiye Giriş” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM), MEB Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*