Felsefe hakkında her şey…

Dizinsellik (Indexicality) veya Anlamın Bağlama-Gönderimliliği

05.05.2020

Harold Garfinkel’e göre başkalarıyla gündelik iletişimimizde kullandığımız sözcüklerin, dilsel ifadelerin ve de eylemlerimizin; konuşmalarımızın geçtiği bağlamın dışında bir anlamı yoktur. Ona göre bütün eylemler bağlamları çerçevesinde anlamlandırılır.

Eylemlerin üyeler için ifade ettiği anlam, üyelerin bu eylemin bağlamını nasıl yorumladıklarına bağlıdır; üyelerin anlamaları ve açıklamaları bağlama-gönderimlidir, yani sadece belirli ortamlar açısından anlamlıdır (Haralambos ve Holborn, 1995:900).

Dizinsellik veya anlamın bağlama-gönderimliliği, herhangi bir nesnenin ya da etkinliğin anlamının, kendi bağlamından türetildiği, yani belirli bir bağlama endekslendiği (dizinlendiği) anlamına gelir (Haralambos ve Holborn, 1995:900). Diğer bir deyişle bağlama gönderimlilik, ifadelerin anlamlarını kullanıldıkları bağlamdan aldıklarını, yani sözcüklerin kesin anlamlarını konuşma sırasında, içinde üretildikleri somut bağlama gönderim yapılırken kazandıklarını (Coulon, 2010:36) ifade eden bir kavramdır.

Sözcüklerin her zaman geçerli olan değişmez anlamları yoktur, yani anlam nesnel değildir; üyeler konuşanın kim olduğu, konuşan ve dinleyen arasındaki ilişkinin ne olduğu, konuşmanın amacının ne olduğu gibi çeşitli ölçütlere bakarak durumu analiz ederler ve sözcükler de bu analize bağlı olarak anlam kazanır (Cuff vd., 1989:160-161). Kısacası belirli bir etkileşim halinde karşılıklı olarak insanların kullandıkları (söyledikleri ya da dinledikleri/gördükleri) sözcükler, hareketler ve ipuçları, ancak içinde bulunulan durumun kendi bağlamında anlamlıdır ve “bir ifadenin bağlama-gönderimli olduğunu söylemek onun anlamının özel bir bağlamla ilişkili olduğunu vurgulamaktır” (Turner, 1991:4-5).

Bağlama-gönderimlilik kavramıyla Garfinkel, gündelik toplumsal durumların geçici olduğunu, üyelerin eylemlerinin ve konuşmalarının toplumsal olarak örgütlenmiş ortamın/bağlamın dışında bir anlamı olmadığını vurgulamaktadır (Cuff vd., 1989:160). Örneğin bir insan diğer bir insanla konuşurken “sen”, “bugün”, “vesaire” gibi sözcükleri kullandığında, bu kelimelerin ne anlama geldiği ancak o konuşma sırasında, içinde bulunulan durum ya da koşullar içerisinde nettir ve ancak bu bağlam içinde anlaşılabilir (Craib, 1992:103-4). Bu nedenle konuşmakta olan iki kişinin yanına gittiğimizde, ilk anda ne hakkında konuştuklarını anlayamayız, ancak bağlamı anladığımızda konuşmadaki kelimelerin tam olarak ne anlama geldiğini bilebiliriz.

Kısacası Garfinkel’e göre toplumsal gerçekler ve durumlar, refleksif ve bağlama-gönderimli ifadelerle (yani sadece içinde bulunduğu o anki bağlam içinde anlamlı olan ifadelerle) örgütlenmektedirler.

Üyeler konuşmalarını ve eylemlerini bağlama gönderimli kılmak zorundadırlar, bunun için de içinde bulunulan duruma veya koşullara ilişkin muhtemel tanımları eleyerek kesin bir tanım yapmak zorundadırlar; işte bu eleme ve seçmenin yapıldığı yöntem de Garfinkel’in belgeleme yöntemi olarak adlandırdığı yöntemdir (Cuff vd., 1989: 161).

Garfinkel’e göre toplumsal gerçekler ve durumlar, refleksif olarak ve dizinsel ifadelerle örgütlenmektedirler. Dizinsel ifadeler, bir şeyi gösteren ve durumun kendi içinde anlaşılabilecek olan yerleşik sözel ifadelerdir (Allan, 2006:59). Örneğin bir kitabın arkasında bulunan dizine bakarak o kitapta aradığımız bir sözcüğü bulabiliriz, ama bu durum sadece o kitap için geçerlidir, bir kitabın dizinine bakarak başka bir kitaptaki sözcüğün yerini bulmamız imkansızdır. Dolayısıyla dizinsel ifade, sadece içinde bulunduğu bağlam içinde anlamlı olan ifadedir.

Dizinsellik / anlamın bağlama-gönderimliliği, bir açıdan etnometodolojinin geleneksel sosyolojiye yönelik eleştirilerinin de kaynağı olarak görülebilir. Etnometodolojiye göre dizinsellik/ anlamın bağlama gönderimliliği sadece toplumsal kavramların değil, bilimsel kavramlar da dahil olmak üzere bütün kavramların bir özelliğidir. Bütün kavramların, özellikle de toplumsal kavramların ve açıklamaların dizinsel olması, etnometodologlara göre geleneksel sosyolojide ulaşılmaya çalışan genelleştirilmiş sosyolojik açıklamaların yapılamayacağı ve pozitivist veya empirist açıdan fenomenlere doğrudan gönderme yapan bir bilim anlayışının kabul edilemeyeceği anlamına gelir (Jary ve Jary, 1991:301).

Daha açık bir ifadeyle, Garfinkel’e göre toplumsal düzenin/gerçekliğin dışarıda, bağımsız ve kendine özgü bir gerçekliği olduğunu savunan pozitivist veya bilimsel sosyolojinin söz konusu bu varsayımları yanlıştır veya en azından bu bakış açısının toplumun diğer sıradan üyelerinin bakış açısından bir farkı yoktur. Bu bakımdan sosyolojinin görevi toplum üyelerinin içinde yaşadıkları kendi toplumsal gerçekliklerini nasıl her gün yeniden ürettiklerini açıklamakla sınırlıdır.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...