Felsefe hakkında her şey…

Din ve inanç eko-umutsuzlukla mücadele edebilir mi?

01.06.2022
1.146
Din ve inanç eko-umutsuzlukla mücadele edebilir mi?

Bilim insanları Dünya’nın içinde bulunduğu şartların yıkıma uğramasını düzenli olarak gözlemliyor ve sürekli ısınan bir gezegenin içine düştüğü değişiklikleri takip ediyor. Ekonomistler, günbegün şiddetlenen afetlerin insanların yaşam standartlarını derinden etkilediği konusunda uyarılarda bulunuyorlar. Kanun yapıcılar, insanlığın sürekli biçimde büyüyen ayak izinin hem insan sağlığı alanındaki hem de çevresel alandaki etkilerini azaltmak için yeni kanunlar oluşturmaya çaba harcıyorlar.

Peki çevre ve sürdürülebilirlik konusunda gerçekleştirilen büyük münazaralarda filozofların ve inançlı insanların rolü nedir? Bu makalede, “yeşil maneviyat”ın arkasındaki temel fikirleri, din ve çevre koruma eylemlerinin nasıl iç içe geçtiğini ve inancın, iç karartıcı çevre haberlerinin davul sesleri arasında umudun yeniden canlandırılmasında oynayacağı rolü ele alacağız.

YEŞİL MANEVİYAT NEDİR?

Yeşil maneviyat, Dünya’daki yaşam deneyimimize dayanan ilahi veya yüce gerçekliğe doğru bir yönelimdir. Yeşil maneviyat, bu gezegendeki yaşamın kerametine saygı duyar ve onunla olan bağımızı dikkate alır. Bu türden bir maneviyat, odak noktası olarak Tanrı’yı veya ilahi herhangi bir şeyi alabilir veya herhangi bir örgütlü dine bağlı olmayanlar için de doğrudan Dünya’ya ve onun ekosistemine yönelebilir. Yeşil maneviyat, insanlığın Dünya ile kuracağı, tefekkür içinde gerçekleşecek melodik ilişkisini teşvik eder.

Yeşil maneviyatın amacı, gezegenimizin ekosistemini sağaltarak yeniden canlandırmak ve gelecekte gezegenimizi bekleyen olası tehlikelerin önüne geçmek için kaynak oluşturmak amacıyla dünyanın manevi geleneklerinden yararlanmaktır.

Manevi ve dinî öğretiler neden çevreyle ilgili küresel tartışmaların bir parçası hâline geliyor?

İlk olarak bilmeliyiz ki dünya nüfusunun %80’ine yakını, değişimle başa çıkabilmek için kardeşlik, birlik-beraberlik ve çözüm üretmek gibi vaatler sunan yerleşik bir dinî veya manevi geleneğin uygulayıcısıdır.

İkincisi, teknolojinin sürekli olarak gelişmesi insan topluluklarının ekosistemi onarmasına yardımcı bir unsur olarak felaketleri önceden tahmin etmek için hesaplamalar yapmak gibi birçok işe yarayabilir. Ama bunlar da insanın felaketleri yadsıması ve felaketlerin kontrol edilemezliği karşısında yetersizdir.

Gezegenimizin hayatta kalması artık hem insan kavramını hem de ekolojik hakları en yüce ilkelerimizle uyum hâlinde etkileşime sokmamıza bağlıdır. Bu nedenle dine, felsefeye, maneviyata, ahlaki geleneklere ve toplumsal müştereklere değer veren bir kültüre entegre olmuş bir anlayışın kullanılması elzemdir. Başka bir deyişle, Dünya’daki insanların şu anda karşı karşıya olduğumuz çevresel krizleri ele almak için bu inanç ve bilgi sistemlerinden gelen düşünme biçimlerinden yararlanmaları gerekiyor.

İnanç ve din, artan eko-kaygıyı önlemeye yardımcı olabilir mi?

Gezegenin dört bir yanında gerçekleşen büyük orman yangınları, yuvaları ve anıları yok eden olağanüstü hava şartları, çorak topraklar, zehirlenmiş hava, kirlenmiş su ve sevdiğimiz yerlerin tahrip edilmiş güzelliği, iklim şokuna ve eko-kaygıya neden oluyor. İnsan neslinin içinde, kenarında bulunduğumuz uçurumun son derece farkında olanlar için felaketin büyüklüğünün yarattığı umutsuzluk, neredeyse dayanılmaz boyutlarda.

Dinler, inançlar ve manevi teamüller bu konuda insanlığa eşsiz bir yardım sunabilir. Bu alanlarda insanlar huzur dolu tefekkür deneyimleri, dualar, ritüeller ve ayinlerle somutlaşmış kutsal eylemler bulurlar. Onlar, manevi kökenlerinde karşılaşacakları zaferler ve hezimetler tarafından sürdürülebilir çözüm önerilerine hazırlanırlar. İnanç, krizlerin ortasında umut ve dayanıklılık sağlayabilir. Özetle inanç insanlara umut ve zorlukların üstesinden gelme gücü verebilir.

Farklı inanç sistemlerinin doğaya saygı konusundaki yaklaşımları nasıldır?

Dinler birçok konuda aynı fikirde olmayabilir, pek çok meseleyi karşıt görüşlerle ele alabilir; fakat her din Dünya’yı korumaya dönük olarak yorumlanabilecek ve uygulanabilecek felsefi veya teolojik öğretiler içerir.

Birçok dinî gelenek, benliği evrenin içinde küçük bir ekosistem olarak veya daha büyük bir bütünün nispeten küçük parçası olarak görür. Bu manevi geleneklerdeki dinî teamüller; ağaçları, çiçekleri, kutsal mekânları, kutsal coğrafyaları, nehirleri, dağları ve ekosferin bütün unsurlarını ibadetlerle ve kişisel amellerle ilişkilendirir.

Hristiyan ekoteolojisi, yeryüzündeki adaletin idaresine ve ahlakiliğine odaklanır. Müslüman ekolojistler, Hz. Muhammed’in bir hadisine atıfta bulunarak yeryüzünden bir ibadethane, bir cami olarak bahsederler ve bu da bütün gezegeni kutsallaştırır. Yahudi ekolojistler de insanlığı ve dünyayı ilahi aşk yoluyla birbirine bağlayacağını düşündükleri “Shomrei Adamah” (Yeryüzü Muhafızları) isimli Yahudi çevre örgütünü kurdular.

Budizm’in ruhani gayesi de birbirine bağlılığın ve müşterek nedenselliğin mutlak farkındalığına varmaktır. Hindu, Budist ve Jainist gelenekte Ahimsa anlayışı, tüm canlılara karşı saygılı olmayı ve başkalarına karşı şiddetten kaçınmayı telkin eden en önemli doktrinlerden birisidir.

Kurumsal dinî yapılar çevre korumasını nasıl uygulayabilir?

Dinler arasında, dinler arası iş birliği; uluslararası kuruluşlar arasında -en önemlisi de Birleşmiş Milletler teşkilatında- pek çok teşebbüs ve görüşme gerçekleştiriliyor.

Interfaith Rainforest Initiative bünyesinde gerçekleştirilen bazı önemli görüşmelerde, yağmur ormanlarını iyileştirmek ve kendilerini bu ormanların koruyucuları olarak gören yerli halkları desteklemeye yardımcı olmak için farklı inançların özveri anlayışı, etkisi ve ahlaki otoritesi dile getirilmiştir.

Çevre koruma örgütleri dinlerden nasıl fayda görüyor?

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), 1985 yılında çevrenin koruması konusunda dinî gruplarla iş birliği yapmak ve ortaklıklar geliştirmek için İngiltere merkezli ARG’yi kurdu. WWF’nin “Sacred Earth: Faiths for Conservation” programı, Dünya’nın bizim tarafımızdan korunması gereken kutsal bir emanet olduğu görüşünü savunan inanç gruplarıyla ve dinî topluluklarla iş birliği yapmayı sürdürmekte.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) dinî toplulukların sürdürülebilir kalkınmada oynayacağı rolün önemini fark ederek 2030’a kadar gerçekleştirilmek üzere planlanan sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak amacıyla ortak inanca dayalı kuruluşlarla her düzeyde ilişki kurabilmek için 2017’nin kasım ayında Faith for Earth Initiative’i kurdu.

Dünya Dinleri Parlamentosu ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı, 2020’nin sonbaharında ortaklaşa olarak Dünya’nın korunmasına yönelik her türlü eylemi destekleyecek dinî ilke ve uygulamaların çeşitliliğini gözler önüne seren “Faith for Earth: A Call for Action” başlıklı bir kitap yayınladı.


Kaynak Metnin Yazarı: Doç. Rita D. Sherma (Graduate Theological Union)

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer YILDIRIM

Bu makale, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından www.felsefe.gen.tr için derlenerek çevrilmiştir.

Derleme için kaynak metin: Can religion and faith combat eco-despair?

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...