Felsefe hakkında her şey…

Bozkır devletinin ortaya çıkışında düşünce

13.09.2023
435

Eski Türk topluluklarının esasında su kaynaklarına (ırmak, göl vs.) ve yaylak-kışlak hayatı (otlaklara) gibi temel kaynaklara bağlı bir yaşama sistemleri vardı. Bu hayat tarzı aslında bozkırın derinliklerinde doğa ile bütünleşmiş insan gruplarının varlıklarını sürdürebilme mücadelesiydi.

Her boy kendi insan topluluğu ve ekonomisinin temeli olan hayvanlarıyla birlikte yaşadığı belirli bir alana sahipti. Nitekim böyle bir hayat tarzının asalak toplumların yaşadığı sadece avcılık ve toplayıcılığa dayalı sistemden farklı olduğunu anlamak gerekir. Tarıma elverişli alanlar bulamayan kabileler büyük sürüler hâlinde baktıkları hayvanların ürünleriyle hayatlarını devam ettirebiliyorlardı. Üretim fazlalarını da komşu yerleşik topluluklarla değiş tokuş yaparak kendi ihtiyaçlarını giderme yoluna gidiyorlardı.

Özellikle at ve koyun ile bu hayvanlardan elde edilen ürünler, Altay Dağlarından çıkarılan demir, komşularının dikkatini çekiyordu. Ancak bozkırda yaşamanın iklim koşullarından dolayı çok zor olduğunu dikkate almak gerekir.

Vahalarda, verimli arazilerde yaşamanın kolaylığı ve getirdiği ekonomik zenginlik bozkırda yaşayan toplulukları her zaman cezbediyordu. Bundan dolayı Eski Türklerin yaşamaya uygun alanlara ulaştıklarında vakit geçirmeden yerleşik hayata geçtikleri ve şehirler kurarak, yeni hayat tarzında eserler meydana getirdikleri vurgulanması gereken bir noktadır. Tarım alanları açarak hem tahıl hem de meyve-sebze yetiştirmekteydiler.

Avrasya coğrafyasında bütün Türklerin yaylak-kışlak hayatını sürdürdüklerini söylemek pek doğru olmaz. Kısacası Türkler elverişli buldukları alanlarda hayat tarzlarını değiştirdiler, daha kolay ve rahat olan yerleşikliği tercih ettiler. Ama çoğunluk ve toplum dinamikleri tarihin her döneminde görüldüğü gibi bozkırdaki zor yaşamı daha çok sevdi.

Bu arada Güney Sibirya’da Altaylarda, Hakasya’daki geniş sahalarda yaşayan topluluklar yaptıkları ağaçtan ev ve kulübelerde yaşıyorlardı. Türkler, en erken devirlerden itibaren bozkırda yaylak kışlak hayatını sürdürmüyorlardı. Onların bozkır hayatına geçişlerinin, MÖ 8 ve 7. yüzyıllardaki göçlerle gerçekleştiği tahmin edilmektedir.

Genel bir bakışla eski bozkır Türk kültüründe dikkate alınması gereken iki önemli karakteristik özellik ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi Türk göçleridir. Bununla kastedilen normal bir yaylak kışlak hayatı değil, çeşitli nedenlerle yaşadıkları bölgeyi kitleler hâlinde terk ederek çok uzun mesafeler kat etmek suretiyle bir başka alana gitmeleridir. Bu yüzden her yıl sürdürülen mevsime göre yer değiştirme ile karıştırılmamalıdır. Kitleler hâlinde başka alanlara kayma, çok önemli tarihî sonuçlar doğurmuştur.

Büyük göçlerin siyasi ve ekonomik olmak üzere iki temel sebebi vardır. Ekonomik sebep denince özellikle nüfusun artması nedeniyle otlakların yetersiz kalması, kuraklık veya ağır kış şartları yüzünden çıkan kıtlık ve benzeri etkenler gösterilebilir. Türklerin özellikle Çin, Hsien-pi, Moğol gibi kavimlerin baskısıyla yerlerini terk edip başka sahalara gitmeleri ise göçlerin siyasi sebebini oluşturur.

İkinci karakteristik özellik eski Türk toplumunun sosyal yapısıdır. Bu sosyal yapıyı aileden (oguş) başlayarak, urug-boy, bodun şeklinde birbirinin içine geçen halkalar şeklinde belirtmek mümkündür.

Bozkırdaki Türk topluluklarını her zaman dinamik ve ayakta tutan bu sosyal sistem, en başta insanların birbirine olan ihtiyaçları (savunma, barınma, yiyecek elde etme) sonucunda doğmuştur.

Aile toplumun en küçük birimidir, aileler biraz büyüdüğünde uruglar ortaya çıkmaktadır. Küçük kabile dediğimiz sosyal sistem, göçebe hayatı 20. yüzyıla kadar sürdüren topluluklar arasında hâlâ yaşamaktadır. Uruglar, yani küçük kabileler birleştiğinde ise boylar meydana gelmektedir.

Herhangi bir devlet (il) kurulduğunda boyların birleşmesi, yani halk tabakasına dönüşmesi bodun olarak adlandırılmaktadır. Esasen tarihî kaynakların ışığında bu sosyal sistem halkaları içinde boy birimi ön plana çıkmaktadır. Boyların toplumsal özellik olarak taşıdığı sosyal dayanışma ve dinamizm, bireyleri arasında birlikte hareket etme arzusunu getirmiş; çok uzun mesafeleri yılmadan çetin mücadelelerle aşmalarını sağlamıştır. Bir başka ifade ile Avrasya Türk tarihi aslında açıklamaya çalıştığımız bu sosyal sistem içinde boyların tarihidir, denebilir.

Böyle bir sistemle zaman (derinlik) ve mekân (genişlik) denkleminde Türk boyları Avrasya bozkırlarında kendilerini gösterme fırsatı buldular. Özellikle elverişli alanlarda hayvancılıkla uğraşarak (bozkır ekonomisi) hayatlarını sürdürürken kendi aralarında siyasi birlikler oluşturdular. Bu siyasi birliklerin bazıları imparatorluk seviyesine yükseldiler. Asya Hun İmparatorluğu bu alanda ilk örnektir.

Diğer taraftan efsanevi ilk Çin yazılı metinlerini dikkate alırsak Türk tarihini MÖ 2250’lere götürmek mümkündür. Hunların yıkılmasından sonra Orta Asya’da egemenlik Tunguz ve Hsien-pi kökenli (Juan-juan) topluluklara geçti. Ama bu esnada bölgeden Çin’e göç edenler, Kuzey Çin’de küçük çaplı Hun devletlerini ve Tabgaç devletlerini; batıya yönünde göç edenler ise Batı Türkistan ve Afganistan’da Akhun, Orta ve Doğu Avrupa’da Avrupa Hun devletlerini kurdular.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3998, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2781, ESKİŞEHİR, Şubat 2020. Yazarlar: Prof.Dr. Ahmet TAŞAĞIL, Prof.Dr. Erkan GÖKSU, Prof.Dr. İbrahim ŞİRİN, Doç.Dr. Serhat KÜÇÜK, Prof.Dr. Kemal YAKUT, Dr.Öğr.Üyesi Yaşar SUVEREN, Sayfa: 5-6

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...