Albert Camus ve Saçma Kavramı (Sisifos Söyleni Örneği)

felsefe Nedir

Cezayir’in Mondovi kentinde Fransız bir ailede dünyaya gelen Albert Camus (1913- 60) felsefi romancı ve denemeci olarak önemli bir iz bırakmıştır.

On yedi yaşındayken kansere yakalanmış ve Algiers Üniversitesi futbol takımındaki spor hayatı sona ermiştir. Hastalık yüzünden aynı zamanda öğrenim hayatını yarı zamanlı olarak devam ettirmek zorunda kalmış ve özel ders öğretmenliği gibi ufak tefek işlerde çalışmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Paris’teki Alman karşıtı direnişe katılmıştır. En ünlü yazıları arasında (1940’ta kaleme alınıp 1942’de basılan) “Yabancı” isimli romanı ve (1941’de kaleme alınıp 1943’de basılan) kitap uzunluğundaki denemesi “Sisifos Söyleni” yer almaktadır. Her iki eser de “saçma” kavramını incelemektedir.

Sisifos Yunan mitolojisinde, büyük bir kayayı sonsuza dek bir tepenin en yüksek noktasına kadar yuvarlamaya mahkum edilmiş bir kraldır. Kayayı en tepeye çıkardıkça kaya tekrar aşağı yuvarlanmaktadır ve Sisifos her defasında baştan başlamak zorundadır. Albert Camus, Sisifos’la, her gün “aynı işleri” yaparak vakit geçiren, kendi zamanının işçileri arasında bir paralellik görmüştür.

Savaş sırasında, direnişteki görevinin bir parçası olarak Combat isimli bir yeraltı gazetesinin editörlüğünü yapmıştır. Camus 1943’te gazetenin editörü olmuş ve İtilaf Kuvvetleri Paris’i serbest bıraktığında mücadelenin bittiğini haber yapmıştır. Camus haricinde yalnızca bir iki editör Amerika’nın 8 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya atom bombası atmasına olan itirazlarını alenen ifade etmişlerdir. Camus gazetenin fazla ticari hale geldiğini düşündüğü için iki yıl sonra istifa etmiştir.

O dönem Jean-Paul Sartre’la tanışmıştır. İkili Paris’teki Saint-Germain Bulvarı üzerinde bulunan Cafe de Flore’nin müdavimleri olmuş ve burada politika ve varoluşçuluk üzerine akıp giden sohbetler gerçekleştirmişlerdir. Camus, Fransız düşüncesi üzerine dersler verdiği Amerika Birleşik Devletleri’ne sık sık gidip gelmiştir. Aynı zamanda, Sartre’la yollarını ayırmasına yol açacak şekilde, Komünist idolojiyi sert biçimde eleştirmiştir. 1950’lerde, odağına insan haklarını almıştır. Doğu Avrupa’daki Sovyet baskısını protesto etmiştir. Öte yandan, yılmak bilmez bir barış yanlısı olarak tüm dünyada idam cezasına karşı görüşlerini dile getirmiştir. 1957’de, aynı yıl basılan “Düşüş” isimli romanıyla değil, “Reflexions Sur La Guillotine” (Giyotin Üzerine) adlı denemesinde yer alan idam cezası karşıtı yazılarıyla Nobel edebiyat ödülüne layık görülmüştür.

Camus 4 Ocak 1960’da bir trafik kazasında ölmüştür. Cebinde bulunan tren biletinin önce trenle seyahat etmeyi planlayıp sonradan fikir değiştirdiğine delalet olduğu düşünülmektedir. Tuhaftır ki Camus hayatının daha önceki dönemlerinde, en saçma ölüm şeklinin araba kazası olacağını dile getirmiştir.

Camus saçmayı hem bir insan hali hem de “zamanımızın yaygın bir hassasiyeti” olarak tanımlamaktadır. Camus’nun pek çok eseri insan varoluşunun saçmalığını işlerken, “Sisifos Söyleni” belki de saçma kavramını en direkt şekliyle ele alan eseridir. Saçma kendinizle —anlam, akılcılık ve adalet özleminizle— “kayıtsız, sessiz bir evren” arasındaki yüzleşme olarak da tanımlanabilir. Tanrılar tarafından (daha zirveye ulaşamadan tekrar tekrar aşağı geri yuvarlanan) bir kayayı dağın tepesine yuvarlamak gibi sonu olmayan, beyhude bir göreve mahkum edilen Sisifos, insanın haline bir gönderme, bir benzetme niteliğindedir: kişi bir görevi başarmaya çalışmaktadır, oysa sarf ettiği çaba yorucu, zahmetli ve umutsuzdur.

“Saçma Bir Akıl Yürütme” başlıklı bir denemede Camus şöyle yazmıştır: “İnsanla hayatı, aktörle sahnesi arasındaki bu boşanma saçma duygusunun ta kendisidir.” Ancak Camus’nun saçma ile yaptığı şey, onun felsefesinin en ilginç tarafını oluşturan şeydir. İnsanlık halimizi tanıyıp kabullenmek, ama bu hale karşılık yapılacak hiçbir şey önermemek enteresandır. Camus her ikisini de yapmıştır.

Yirminci yüzyılda varoluşçuluk Fransa’nın dışına da uzanmış mıdır? Evet, yirminci asırda varoluşçuluk Amerikan sanat formları içine sızmıştır. En önemli örneklerden biri, Herman Hesse’nin Kierkegaarchn Ya — Ya Da (1843) anlayışına dayalı 1928 tarihli popüler romanı Bozkırkurdu’dur. Aynı zamanda, Jack Kerouac ve 1950’lerin Beat kuşağı şairleri de varoluşçu temalar benimsemişlerdir.

Camus, insan olarak halinizden kaçmamanızı salık verir. intihar etmemelisinizdir. Aksine saçmayı kucaklamalısınızdır. Saçmayı canlı tutmaya “sürekli bir devrim tavrı” adını vermektedir. Şöyle yazmıştır: Yaşamak saçmayı canlı tutmaktır. Saçmayı canlı tutmaksa, her şeyden önce, onu derinlemesine düşünmektir. Saçma ancak biz ondan yüz çevirdiğimiz zaman ölür. Bu yüzden, nadir tutarlı felsefi pozisyonlardan biri de başkaldırıdır. Bu, insanla insanın kendi bilinmezliği arasındaki sürekli bir yüzleşme, karşılaşmadır… Dünyaya her geçen an yeniden meydan okur.

Camus’nun Veba adlı romanındaki kahraman doktor gibi, insan da saçma karşısında ısrarcı olmalı, yılmamalıdır. Kişi sebat ve yüreklilikle yaşamalıdır, çünkü var olan tek gerçek budur.

Albert Camus felsefesinin nirengi noktası saçma kavramıdır. Saçma kavramı, varoluş felsefesinde yaşamın anlamsızlığına vurgu yapar. Ahmet Cevizci saçmanın varoluş felsefesindeki anlamını şu şekilde açıklamaktadır:

“Saçma (absürd) terimi varoluş felsefelerinde hayatın anlamsızlığı, tutarsızlığı ve amaçsızlığını ifade etmek için kullanılır. Varoluşçuluk söz konusu olduğunda, aslında saçmanın iki ayrı anlamından söz edilebilir. Bu anlamlardan birincisi, insani varoluşun, bir temelin veya nihai amacın yoksunluğunun eseri olan anlamsızlığı ile ilgilidir. Varoluşçuluktaki ikinci anlamıyla saçma (absürd), rasyonel olanın sınırlarını aşan ve anlaşılması ya da kabulü için bütün bir duygu ve ikna gücümüzü gerekli kılan bir durum ya da şey veya olayı ifade eder. Aşkın olanla genellikle eşanlamlı bir biçimde kullanılan saçmanın, oldukça değerli ve derin bir şey olduğu kabul edilir. Saçmanın (absürdün) bu ikinci anlamının doğrudan doğruya aklın mutlak doğrulara erişme iddialarına yönelik varoluşçu eleştiriden çıktığı söylenebilir. Buna göre Sartre ve Camus gibi filozoflar tarafından olduğu kadar Dostoyevski ve Kafka gibi yazarlar tarafından da kullanılan son derece önemli bir tema olarak saçma (absürd) dünyanın insani özlemlere, düzen ve anlam talebine duyarsız kalması sonucunda, insan tarafından yaşanan boşluk ve anlamsızlık hissini ifade eder.” (Cevizci, 2010, 1349).”

Camus’a göre hayatın anlamsızlığını ifade eden saçmanın kaynağı var olanın kendisi değil bilinçtir. Saçma, bilinç ile varlığın karşılıklı ilişkisinin sonucu çıkar. Bu ilişki olmadığı takdirde bireyin bilincini devreye sokması mümkün olmayacaktır. Bireyin dünyayı algılayıp yargılaması, dünyadaki konumunu tayin etmesini sağlayan bilincin uyanması ile birey, saçma kavramını onaylama durumuna gelir. Onaylaması neticesinde saçma, bireyin bütün davranışlarında göze çarpar. Birey, dipten bir akıntı halinde akan kutsallık halesini yırtarak saplanıp kaldığı düş ve hayallerinden sıyrılarak huzursuzluğunu ve çaresizliğini idrak eder. Böylece hayat karşısındaki saçma konumunu kabullenen olan birey; dünya, insanlar ve olaylar karşısındaki saçma durumunu haykıran gerçek ile karşılaşır. “Saçma insanın kendisidir. Her şeye erişmek, her şeyi yaşamak isteyen bu birey, bu boşuna çaba, bu güçsüz inat, saçma olan çelişkinin kendisidir.” (Camus, 2016a, 90) Bu noktada birey için asıl önemli olan, bilinç yardımıyla hayata nasıl bir tavır takınacağı, hayatı ve insanları nasıl anlamlandıracağıdır. Böylece, yeni anlamlar üretme konusunda boşuna bir çaba sarf ettiğini idrak eden bilinç, kendi varlığından şüphe duyar ve çaresizliğini kabul eder. Sonuçta “Çaresizliği insanı tümüyle yakalar. İnsan çaresiz durumunun saçmalığı karşısında, varlığının tehdit altında olduğunu düşünür. Çünkü var olmak demek, hayata anlam veren hedefleri gerçekleştirmekten başka bir şey değildir. Ancak bütün geçerli normatif ve mutlak hususlar da saçmaya kurban verildiğinde bizzat insanın anlam talebi de anlamsız konuma düşer. Bu durumda ise sosyal varoluşun kendisi, radikal bir biçimde sorgulanır olur.” (Aktaş, 2007, 43).

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*