Felsefe hakkında her şey…

Aile içi şiddet

20.12.2022
404
Aile içi şiddet

Aile içi şiddet, aile üyeleri arasında var olan güç ilişkilerinin önemli bir göstergesidir. Kadın ve aile üzerine yapılan araştırmalar, farklı bakış açıları geliştirerek aile içi ilişkilerin, her zaman dengeli ve destekleyici ilişkiler olmadığını göstermiş ve kontrol, çatışma, şiddet ve eşitsizlik kavramlarının da aileyi tanımlamada belirleyici olduğunu ortaya çıkarmıştır:

“Aile, kaynakların adil paylaşılmadığı, güç dengesinin kadın aleyhine bozulduğu, kocaların, karıları üzerinde otorite kullandığı ve kontrol sağladığı bir kurum da olabilmektedir” (Ecevit, 1993, s.17).

Şiddet uygulayabilme erkeklerin toplumsal ve kültürel iktidarlarının temelinde yatar: Bir grup olarak erkekler yalnızca çeşitli biçimlerde şiddet kullanarak değil, şiddet kullanma tehdidi ve toplumda şiddet kullanma ayrıcalığını ellerinde tutarak egemenlik kurarlar (Bozok, 2018, s.29).

Aile içi şiddet, “aynı çatı altında yaşayan aile bireylerinden birinin, diğer aile bireyine karşı, tehdit, aşağılama, sözlü ya da fiziksel saldırı yoluyla aile bireyinin fiziksel, cinsel ve psikolojik bütünlüğüne zarar verebilecek her türlü davranışına” denmektedir ve bu tanıma göre “kanunda bahsedilen aile kavramı, aynı çatı altında oturmak kaydı ile eşler (karı-koca), çocuklar, kayınvalide, kayınpeder, görümce, gelin, elti, amca, dayı, hala, teyze, enişte vs.”yi kapsamaktadır (Ekşioğlu, 2002).

Araştırmalar kadınların en çok, yakın ilişkide bulundukları erkekler tarafından şiddete maruz kaldığını ortaya koymuştur. Bu nedenle ayrım genellikle, “partner şiddeti” ve “partner dışı şiddet” biçiminde yapılmaktadır.

Partner şiddeti, kadınlar için eş/nişanlı/sevgili/erkek arkadaşa karşılık gelmektedir. Yakın ilişkilerin sona ermesinin ardından, şiddetin devam etme olasılığı yüksektir. Bu nedenle eski eş/sevgili/nişanlı/erkek arkadaş da şiddet uygulayanlar içinde önemli yer tutmaktadır. Şiddetin partner dışındakiler tarafından uygulanmasında ise daha çok kadınların kendi aileleri, akrabaları ve eşlerinin aileleri ile yabancılar kastedilmektedir. (Yüksel-Kaptanoğlu, 2018, s.127).

Aile içi şiddet, kadınlara karşı işlenen suçların en sık rastlananı olup kadınların ailelerindeki erkeklerin veya yakından tanıdıkları erkeklerin şiddetine uğrama riski yabancı erkeklerin şiddetine uğrama riskinden çok daha fazladır.

Şiddete maruz kalan kadınların destek alabilecekleri kurumlar ilk kez 1960’lı ve 1970’li yıllarda İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde açılmıştır. İngiltere’nin yanı sıra gelişmekte olan ülkelerin çoğunda gündeme gelen sığınmaevi hizmetleri 1970’li yıllardan itibaren yaygınlaşmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde artan bu hizmetler, 1980’lerin sonlarından başlayarak 1990’lara evrilen yıllar içinde kadınların hak arama mücadeleleri arasında önemli konulardan biri hâline gelmiştir. (Yüksel-Kaptanoğlu, 2018, s.31).

Devlet, cinsiyet temelli ayrımcılığı ve kadına karşı şiddeti ortadan kaldırmaya yönelik bütün tedbirleri almakla yükümlüdür (Ayata, 2014, s.204). 1993 yılında Viyana Bildirisi’nden sonra birçok uluslararası sözleşmede, devletlere kadınları şiddetten korumak ve şiddeti önlemek, şiddet uygulayanları şiddet eylemleri nedeniyle cezalandırmak ve şiddete maruz kalanların zararlarını telafi etmek için olumlu tedbirler alma yükümlülüğü getirilmiştir (Yüksel-Kaptanoğlu, 2018, s.52).

İLGİLİ KONULAR

Kaynak: Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, s. 104-106, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3925 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2720

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...