Platon'un İdealar Kuramı Nedir?

Platon’un ilk dönem eserleri, büyük ölçüde Sokrates’in etkisi altında kaleme alındıkları için bu eserlere Sokratik diyaloglar denir. Bu eserlerin başlıca amacı, erdemi ve alt türlerini kesin tanımlara kavuşturmaktır.



Bu eserlerde Sokrates, aranan tanımın, erdemin değişken görünümlerini değil, değişmez özlüğünü konu edinmesi gerektiğini vurgulamakta ama bu özlüğün ne olduğunu açıkça ortaya koymamaktadır. Platon’un, kendi görüşlerini yansıtmaya başladığı olgunluk dönemi eserlerine bir geçiş olarak kabul edilen Gorgias isimli diyaloguyla birlikte Sokratik diyaloglarda karşımıza çıkan tipik soruşturmaların seyrinde gözle görülür bir değişiklik meydana gelmiştir. Bu diyalogda erdemin ne olduğuna ilişkin ilk kez belirgin ifadelere rastlanmakta ve Sokrates ilk kez bir erdem tanımı vermektedir. Bu yüzden Gorgias, Platon’un Sokrates’in etkisinden sıyrılarak kendi görüşlerini geliştirmeye başladığı bir eser olarak kabul edilir.

Bu belirgin değişikliğin sebebi, Platon’un Güney İtalya’ya yaptığı bir seyahate bağlanır. Pythagorasçılığın etkisindeki bu coğrafyada Platon, Pythagorasçı öğretilerle tanışmış ve bu tanışıklığın düşüncelerinin gelişimine önemli etkileri olmuştur. Platon’un düşüncelerinin bundan sonraki gelişimine iki öğreti damgasını vurmuştur; “İdealar öğretisi” ve “ruhun ölümsüzlüğü öğretisi.” Birbirlerini âdeta bir paranın iki yüzü gibi bütünleyen bu iki öğreti, Platoncu felsefenin de temelini oluştururlar.



O kadar ki Platon’un varlık, bilgi, ahlak ve toplum anlayışının son kertede bu iki öğretiden türediğini söylemek abartı olmaz. Ruhun ölümsüzlüğü öğretisinin büyük ölçüde Pythagorasçıların etkisi altında geliştirildiği açıktır. İdealar öğretisi ise Platon’un kendisinden önceki doğa filozofları arasında yaptığı hayranlık uyandırıcı düşünsel sentezin bir ürünüdür.

Platoncu felsefenin tüm unsurları son kertede iki önemli öğretiye dayandırılabilir; “idealar öğretisi” ve “ruhun ölümsüzlüğü öğretisi.”

İdealar öğretisi, ilk bakışta, Sokratik diyaloglarda sonuçsuz bırakılan erdem tartışmasına bir yanıt olarak geliştirilmiş gibi görünmektedir. Öğretinin bütünlüklü biçimde ilk kez ortaya konduğu eser olan Phaidon’da sözü edilen ideaların adalet, güzellik, iyilik gibi ahlaki kavramlara ilişkin olması (Phaidon, 69ac) bunun bir göstergesidir. Nitekim Platon’un, “idea” ve “eidos” sözcüklerini ilk kez kullandığı eser olan Euthyphron’da (Guthrie, 1995: 114), dindarlığın tanımının dindarca olanın tüm farklı görünümlerinde ortak olan değişmez özü konu edinmesi gerektiği söylenirken bu özlük “idea” ve “eidos” sözcükleriyle anılır (Euthyphron, 6de). Anlaşılan o ki idealar Sokrates’in açık bir yanıt vermediği “Erdemin tanımı, ya da özü nedir?” sorusuna bir yanıt oluşturur ve onun tartışmalarda işaret ettiği tanım özlüğüne karşılık gelirler. Örneğin; tüm cesurca şeylerde ortak olarak bulunan ve onları n hepsini “cesurca” kılan bir cesaret özlüğü vardır ve bu da cesaret ideasından başka bir şey değildir. Platon öncelikle iyilik, güzellik, adalet gibi ahlaki kavramlara ilişkin idealardan söz etse de (Parmenides, 130b; Phaedrus, 250d) sayıların (Phaidon, 101bc), doğal ve sıradan nesnelerin (Timaios, 51b; Sofist, 266b; Parmenides, 130c), hatta insan yapımı şeylerin de ideaları olduğunu söyler (Devlet, 596a 597d; Sofist 265b; Kratylos, 389a). Giderek, evrendeki tüm görünür/duyulur şeylerin bir ideası olduğu sonucuna ulaşır.



Grekçede “biçim”, “form” anlamına gelen ve Platon’un bazen “idea” yerine kullandığı “eidos” sözcüğü, Homeros’ta “görünüm”, “şekil” anlamında (Peters, 1967: 4647), sonraları ise “tür” anlamında kullanılmış, Thukydides savaş türlerinden, Hipokratçılar hastalık türlerinden söz ederken bu sözcüğe başvurmuşlardır (Hardie, 1936: 11). Sözcük geometride ise daha çok soyut “şekil” anlamında kullanılmıştır.

Bu esas üzere Platon’un varlık anlayışı, bütün duyulur/görünür şeylerin, düşüncelerimizin ve kavramlarımızın, duyulur dünyanın ötesinde ve ondan bağımsız bir varlığa sahip bir gerçeklikle idealarla ilişkili olduğu kabulüne dayanır. Örneğin, doğadaki tek tek tikel ağaçlara varlığını veren tek bir ağaç ideası vardır ve bu idea ağaç tikellerinden bağımsız bir varlığa sahiptir. Bu durum, tüm duyulur şeyler için geçerlidir. Ama idealar, duyu organlarımızla kavrayabileceğimiz bir yapıda değildirler, sadece düşünce ile bilinebilir ve kavranabilirler. Platoncu felsefe, duyu organlarımıza hitap eden şeylerin oluşturduğu görünür/duyulur alan ile (aisthetos topos) düşünülür alanı (noetos topos) yani ideaları birbirlerinden kesin biçimde ayırır. Böylece Platon, idealar öğretisinin iki temel kabulünü ortaya koymuş olur; “İdealar vardır” ve “İdealar görünür şeylerden ayrıdır.” Platon ideaların görünür olandan ayrı olduklarını söylese de onlara belli bir yer atfetmemiştir. İdealar zamansal ve mekânsal değildirler ama Platon, bazı eserlerinde ideaların düşünülür bir alanda (Devlet, 508c) ya da göğün ötesinde bir yerde (Phaedrus, 247c) olduklarını söyler. Bu ifadeler mekânsal bir konuma işaret etmekten ziyade ideaların duyulur olanı aştıklarını, sadece düşünceyle kavranabileceklerini metaforik bir dille bildirmeyi amaçlarlar. Yine de düşünceye kolaylık sağlıyor olması nedeniyle kimi Platon yorumcuları bir idealar âleminden söz etmeyi yeğlerler.

İdeler, mükemmel olan varlıklardır. Söz gelişi daire idesi, yani dairenin genel kavramı, kendiliğinden mükemmeldir. Bu ide; çizilen, somut dairelerden sürekli daha mükemmeldir, çünkü somut daireler, daire idesine ancak aşağı yukarı yaklaşabilirler. Aynı şekilde, güzel olan tek şeyler, güzellik idesi karşısında sürekli eksik ve çirkindir ve ancak güzelliğin kendisine az ya da çok yakın olabilirler. Sonuç olarak ideler, aynı zamanda objelerin de ideleridir. Bunun içindir ki bir objeyi bilmek, o objenin idesini bilmek, dolayısıyla da idealini bilmek demektir.



Platon'a göre ideler arasında çok belirli ölçüler bulunduğundan, düzenli bir evreni, yani ideler kozmosunu oluştururlar. Bu ideler sistemi bir piramide benzetilebilir. Bu piramidin tepe noktasında en genel olan "Varlık İdesi" bulunur. Platon ideler sisteminin bu en yüksek idesini "İyi" idesiyle aynılaştırır. Çünkü ona göre, kelimenin tam anlamıyla var olan bir şey, aynı zamanda mükemmel olan, (1) olan şeydir. Mükemmel olan bir şey ise, aynı zamanda iyi olan bir şeydir, ideler evreni düzenli, sistemli bir evrendir, bir kozmostur. Düzeni olan bir şey kaos halinde olana oranla daima daha iyidir. O zaman düzenin olduğu her yerde, aynı zamanda iyilik de bulunur. Bu nedenle düzenli olan ile iyi olanın sınırları bir ve aynıdır. İdeler evreni de mükemmel bir düzene sahip olduğu için, aynı zamanda iyinin de güzelin de evrenidir.

Platon'a göre, ideler evreni cansız, kaskatı ve duran bir evren değildir. Bu evreni Elealıların "Bir"i gibi hareketsiz ve sabit olarak değil, aksine "canlı ve yaratıcı" bir modelleridir ve bu nedenle tek tek objeleri evren olarak algılar. İdeler tüm varlıkların sonu olmayan modelleridir ve bu nedenle tek tek objeleri sürekli etkilerler. Son dönem eserlerinden olan Timalos diyalogunda Platon, maddenin bir hiç olduğunu söyler. Aslında madde her tür özellikten yoksundur. Ona var olandan çok, var olmayan demek daha doğru olur, Platon'un "madde" dediği "boş mekan (uzay) "dır. Nasıl güneş ışıklarını uzaya gönderiyorsa, bunun gibi, ideler evreni de etkilerini boş uzaya gönderir ve eşya bu etkilere göre şekillenir. Platon bu diyalogunda "Demiurg" adını verdiği evrenin bir yaratıcısından söz eder. Bu Tanrı (mimar), bir heykeltıraşın çamurdan şekiller yaratması gibi, eşyaları idelerin modeline göre yaratmıştır. Onun bu Demiurg ile neyi vurgulamak istediği, bunun gerçekten evrenin yaratıcısı bir Tanrı mı, yoksa yalnızca bir sembol ve mitos mu olduğunu tam olarak anlamak güçtür. Platon'da bu gibi durumlara sıkça rastlarız. Onun sanatkâr ve bilgin yanları çok kez biri ötekine karışmıştır. Böyle durumlarda şairliğinin nerede sona erdiğini, bilginliğinin nerede başladığını ayırt etmek genelde olanaksızdır.

Platon'un iki evren ayırımı yaptığında kuşku yoktur. Bir yanda başlangıçsız, sonu olmayan, mükemmel olan bir ideler evreni; öte yanda ölümlü olan, mükemmel olmayan eşyaların oluşturduğu bir evren vardır. Eşya evreninin ideler evreni ile olan ilişkisi, aynen bir şeyin gölgesi ile olan ilişkisi gibidir. Platon bu görüşünü, Politela'daki. ünlü "mağara örneği' ile anlatır: İnsanlar bir mağarada oturan ve arkaları mağaranın kapısına dönük olan tutuklulara benzer. Bu İinsanlar ancak önlerindeki duvarı görürler, mağaranın kapısını göremezler. Mağaranın dışında güneş vardır ve her biri bir şeyler taşımakta olan pek çok insan mağaranın kapısından geçerler. Bu insanların her birinin gölgeleri mağaranın duvarına yansır. Mağara içindeki, yüzleri duvara dönük olan tutuktular ancak bu gölgeleri görürler. Platon'a göre insanın içinde bulunduğu ortamı, bu mağara benzetmesi çok güzel anlatmaktadır.



Biz insanlar gerçek şeyler evreninde değil, gölgeler evreninde yaşam. Ancak yine de biz gerçek bir evrenin de var olduğunu biliriz, hissederiz ve bu gerçek evren ile ilgili az çok bir bilgi sahibiyiz, Böylece Platon'un insan ile ilgili, bir başka deyişle, İnsan ruhu ile ilgili görüşlerine ulaşmış bulunuyoruz. İnsan ya da insan ruhu, başlangıçsız ve sonu olmayan ideler evreni ile ölümlü olan eşya evreni arasında bulunur. Ancak insan, idelerin var olduğunu acaba nereden biliyor? Platon bu sorunun yanıtını çeşitli örnekler üzerinde araştırın Söz gelişi karşımda duran bir objeyi güzel buluyorum. Acaba daha önceden güzelliğin ne olduğunu bilmeseydim, şimdi onu, yani güzeli, tanıyabilir miydim? Şayet bende bir güzellik ideali bulunmasaydı ve karşımda duran bu objeyi bu ideale göre ölçmeseydim, onun güzel olduğunu kavrayabilir miydim? Tek tek eşyanın güzel olduğunu kavrayabilmem için mutlaka güzelin ne olduğunu daha önceden bilmem gerekir. Karşımdaki obje bende güzellik düşüncesi uyandırabilir. Fakat bunun için, benim daha önceden, uyku durumunda bile olsa, güzellik idesini tanımam gerekir. İki objenin bir birine eşit olduğunu, birbirine benzediğini ya da birbirinden farklı olduğunu söyleyebilirim. Acaba bu "eşitliği, benzerliği ve farklılığı" objeleri gördüğüm gibi görebilir miyim? Kuşkusuz göremem, bunları yalnızca bilirim. Ancak bu iki objenin eşit, benzer ya da farklı olduklarını kavrayabilmek daha önceden eşitlik, benzerlik ya da farklılık konusunda bir fikre sahip olmam gerekir. Bu tür bilgiler dışımızdaki objeler tarafından uyarılabilirler, fakat bunların zihnimizde canlandırılabilmesi için, bizde önceden var olmaları gerekir. Sonra objeleri (2) ya da (10) diye sayarım. Sayabilmek için de önceden (2)'nin ve (10Yun ne olduğunu bilmem gerekir. Şayet bende önceden sayılar ile ilgili bir imaj bulunmasaydı, saymama imkan olmazdı. Sonuç olarak her türden bilme, bende bilinç dışında bile olsa, birtakım bilgilerin var olmasını şart koşuyor. Güzelin ve çirkinin, iyinin ve kötünün ne olduklarını bilmeseydim, bir değer yargısında bulunamazdım. benzerliği, farklılığı bilmeseydim, karşılaştırma yapamazdım. (2)'nin ve (10)'un ne olduğunu bilmeseydim sayamazdım. Böylece her türden bilgi için belli kavramların içeriği konusunda önceden bilinçdışı da olsa bir bilgiye sahip olmamız gerekir. Çünkü bilgide algıladığımıza başka bir şey ekleniyor. Bu eklenen şey, bizim kendimizde taşıdığımız şeydir.

Platon, doğuştan getirdiğimiz bilgiyi, doğuştan bilgiyi bilgi problemine temel yapan ilk düşünürdür. Platon'a göre doğuştan bilgi vardır. Şayet bu tür bilgilerimiz olmasaydı, bilgi de olmazdı. Platoncuların bugüne bu doğuştan bilgi konusu, felsefe tarihinde sürekli tartışılmıştır. Bu konuda farklı iki eğilim daha vardır: Bilgiyi yalnızca algılardan ibaret sayanlar, algılanana ya da deneye bir de doğuştan olan şeyleri ekleyenler.

İde varsayımı Platon'un sağlığında tartışmaya neden olmuştur. Bu varsayıma o zaman en çok karşı çıkanlardan biri de Kynikler Okulunun kurucusu Antisthenes'tir. Ona göre, ancak bireysel olan, gerçek bir varlığa sahip olabilir. Söz gelişi tek daire gerçekte vardır, fakat daire idesi yoktur. Genel kavramlar, birbirine benzeyen objelere bir ad koyma sonucu oluşur. Söz gelişi çeşitli atlar, bir şekilde birbirine benzediği için biz bunlara "at" adını veririz ve sonra da bu adın varlığı olan genel bir kavram olduğu düşüncesine kapılırız. Platon'un genel kavramların varlığını kabul etmesine karşın Antisthenes, bunların isimden başka bir şey olmadığını savunmakla, tam bir nominalist olur. Nominalizm "genel"i, dilin bir yaratması olarak kabul eder. Oysa Platon'a göre genel kavramlar reel birer varlık olarak vardır ve bunlar ayrı bir evreni, "ideler evreni"ni oluşturur.

İde varsayımı, Platon'u iki ayrı evreni kabul etmek zorunda bırakmıştır. Bir yanda mükemmel olan ve eşyanın ideallerini oluşturan başlangıçsız, sonu olmayan idelerin evreni vardır; öte yanda eksik ve gelip geçici olan eşya evreni bulunur. Bu iki evren ayırımı klâsik açıklamasını Platon'un "mağara benzetmesi"nde bulur. İdeler, eşyanın yalnızca asıl modelleri olmayıp aynı zamanda yaratıcı gücüdür de. İdelerden boş uzayın içine giren etkili ışınlar, maddeye bir biçim kazandırır. Ancak eşyanın idealleri olan idelerle tek tek eşya arasında insan ruhu bulunur. İnsan doğarken, hiç olmazsa belirli ideler ile ilgili bazı bilgileri dünyaya beraberinde getirmiş olmalıdır. Bilgi; insanın sahip olduğu bir olanaktan yararlanması, yani bir zamanlar seyrettiği idelerin kendisinde yeniden uyanması, hatırlanmasıdır. İnsanda gerçekten doğuştan bir bilgi vardır. Bu bilgi önce bilinçdışıdır, sonra çeşitli etkilerle bilince çıkabilir. Bundan, Platon'un ruhun önceden var olduğunu benimsediği sonucu çıkıyor. Çünkü mademki, biz bazı ideleri hatırlayabiliyoruz, o halde bu bilgilerin bundan önceki bir yaşamımızda elde edilmiş olmaları gerekir. Ruh, ideler evreninde yaşamış ve idelerin pek çoğunu görmüş, seyretmiş olmalıdır. Ancak ruh biz doğmadan varsa; bu durumda onun biz öldükten sonra da var olacağını düşünebiliriz demektir. Bu dünyada bir beden içinde tutuklu bulunan ruh ideler evreninde yaşarken, bedenden tam anlamıyla bağımsızdı ve bu nedenle asıl gerçekleri o zaman tam olarak görebiliyordu. Bu yüzden ruh beden zindanından kurtulup yeniden saf ruh durumuna dönebilmek için hiç tükenmeyen ve sonu olmayan bir hasret içindedir.



Ruh varsayımı, Platon'un "devlet" konusundaki görüşleriyle sıkıdan sıkıya ilgilidir. Kyrene Okulu ile Kynikler Okulunun açık olarak, indüvidualist olduklarını biliyoruz. Bu Sokratesçi okullar yalnızca birtakım insanı, yani "birey"i esas alır ve bunun için insana kendisini devletten, toplumdan uzak tutmasını, her şeyden önce kendisini koruyup, kollamasını salık verir, Platon bu görüşe karşıdır. Platon'a göre 'insan sosyal bir hayvandır." Sonradan öğrencisi Aristoteles tarafından şekillendirilen bu görüşe göre insan; öteki insanlar ile birlikte yaşamak ve toplum oluşturmak zorundadır. Platon daha da ileri giderek, insanın ancak sınırları içinde yaşadığı devlet ile tanımlanabileceğini savunur. İnsanın esası ve insanın amacı; ancak içinde yaşadığı sosyal bütün ile kavranabilir. Tıpkı, bir ağacın yaprağının anlamını, ağacı kavramışsak anlayabileceğimiz gibi.

İdealar Kuramı Hakkında Detaylı İçerikler: 

- İdealar nelerdir?
- İdealar nerededir, nerede var olurlar?
- İdeaları nasıl bilebiliriz?
- Varlık-varolan ayrımı
- İdealar evreni  duyular evreni ilişkisi
- İyi ideası nedir?
- Şeylerin asıl doğası olarak idealar
- Ruhun ölümsüzlüğü ve idealar
- Platon'un mağarası

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı