Platon (Eflatun)'un Bölünmüş Çizgi Kuramı Nedir, Ne Demektir?

Platon'un Bölünmüş Çizgisi de mağara alegorisine benzer.



Çizgi, varoluşun farklı seviyelerini ve onları anlamak için kullanılan zihinsel melekeleri sembolize eder. Yani, bölünmüş çizgi metafizik ve epistemolojik (bilgi kuramsal) bir olaydır: gerçekliğin dört derecesini ve bu dereceleri idrak edebilmek için kullanılan dört duyum kabiliyetini ortaya koyar. Varoluşun dört seviyesi, görüntüler, nesneler, matematiksel nesneler ve idealardır. Bunları anlamak için kullanılan biliş türleriyse hayal etmek, inanç, düşünmek ve anlamaktır. Her biri için şimdi örnekler vereceğiz:

Görüntüler ve yansımalar sanatçıların ve şairlerin kullandığı araçlardır. Empire State Binasının suluboya resmini yapan bir sanatçı binanın kendi gerçekliğini yakalayamaz, nesnenin bir resmini ortaya koyar. Tutsakların mağara duvarında gördüğü gölgelerden öte bir gerçekliği olmayan bu resmi yaratırken, hayal gücünü kullanır. Yarattığı resim, New York'ta dikili duran gerçek tuğla ve çelikten yapıya göre bir seviye eksiltilmiştir ve bir seviye aşağıdır. Bizler o yapıyı duyularımız aracılığıyla, özellikle de görme duyumuz sayesinde tanırız. Bu iki seviye ve bunları bilmek için gerekli olan biliş türleri, kanı ya da görüşler alanıdır.



Bilgi alanıysa, duyularla elde edilen bilgiye dayanmaz. Bilgi alanında, bir şeyleri bilmek için işe yarayacak olan, düşünme ve akıl yürütmedir. Düşünme seviyesinde, düşünen kişinin Empire State Binasını kavramak için ihtiyaç duyduğu şey matematiksel hipotezlerdir. Örneğin, bir mühendis veya bir mimarın bir binaya bakışı sıradan bir kişininkinden daha farklı olacaktır.

Ara Not: Platon'un matematiksel biliş düzeyinden bahsetmesinde Pisagor'un etkisi açıktır. Pisagor gibi o da dünyanın, daha derin bir seviyede, tabiatı itibariyle matematiksel olduğuna inanmıştır.

Ancak uygulamalı ve saf matematik de gerçekliğin en üst düzeyleri değildir. Platon gerçekliğin en üst derecesinin idealar dünyası olduğunu düşünmüştür. (Platon'a göre idealar, duyuların bize tanıttığı dünyanın değişmeyen ilkeleri, kaynakları ve asıllarıydı. İdealar cisimsel ve maddi gerçekler değildi; zamanla ve mekânla ilintileri yoktu. Bununla birlikte, zaman ve mekân içinde bulunan duyular dünyasının temelini teşkil ediyorlardı. Başka bir deyişle, Platon'un ideaları, bizim bugün genel fikirler, kavramlar ya da sınıflar dediğimiz şeydir. Örneğin, çevremizde çeşitli ağaçlar görürüz. Bu ağaçları, duyumlarımız ve algılarımız [idraklerimiz] aracılığıyla tek tek tanırız. Ama bütün bunlardan genel bir fikir, kapsayıcı bir kavram da türetiriz. Bu, "ağaç" kavramı ya da "ağaç" türü dediğimiz şeydir. Tek tek ağaçları aşan ve onların özünü, mahiyetini, ilkesini dile getiren genel bir fikirdir. İşte, Platon'un "idea" derken göz önünde tuttuğu gerçek budur.)



İdealar, saf düşüncelerdir. Empire State Binası gibi nesnelere uygulandığında, idealar nesnenin kendisinden de daha yüksek bir seviyedir, gökdelenin özünün ne olduğu saf fikridir. Yalnızca en üst akıl ve idrak bu seviyedeki gerçekliği kavrayabilir. Burada, anlamak sadece saf idealar, kavramlar üzerine işler, nesneler değil. Bu seviyede, güzel bir ağaca bakan ya da adaletli bir ameli idrak eden kişi, artık yalnızca o belirli şeyi ya da olayı düşünmüyordur. Çünkü anlamak, güzelliğin ya da adaletin kendi içindeki gerçek tabiatını düşünmekte olan filozofun faaliyetidir. Burada kişi kutsal ya da cesaretli ya da nefsine hâkim kimseleri ya da amelleri tek tek düşünmez, onun ötesinde bunların kavram olarak ideasını ve doğasını düşünür.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı