Platon’a Göre Devlet Nasıl Yönetilmemelidir?

felsefe Nedir

Platon Devlet’inde başında bir filozof olan ve vatandaşlarının bütün ihtiyaçlarının karşılandığı bir toplumda mutluluktan söz edilebileceğini söylerken, kendisine yanlış gelen devlet biçimlerini de açıklamadan geçmek istemez.

Asker Devlet

Platon’a göre askerlerin egemen olduğu bir düzeni benimseyen devlette her şeyin başında “savaş ve savaşmak” gelir; ardında da “şan, şöhret ve onur elde etme hırsı.” Dolayısıyla böyle bir devletin yöneticileri ve vatandaşları diğer bütün değerlerden rahatlıkla vazgeçmeye her an hazır ve nazırdır.

Oligarşi (Plutokrasi)

Zenginlik ve para hırsının ön plana alındığı, bütün diğer değerlerin bir yana terk edildiği böyle bir devlet modelinde, her şey paranın etrafında dönmeye başlar. Bunun sonucunda toplum servetine servet katmak isteğiyle dolu, birbirlerini sürekli kıskanan, birbirlerinden nefret eden insanlar yığını hâle gelir.

Demokrasi

Halk meclisinin aldığı kararlarla yönetilen bu tür bir devletin kaderi, halkın sürekli değişen fikirleri ve kararları neticesinde her an büyük sarsıntılar geçirmeye mahkûmdur. Platon demokrasiyle idare edilen Atina’nın bu yönetim biçimini benimsemiş olmakla ne büyük zarara uğradığının, ne büyük kayıplar verdiğinin farkındadır. Bunun en büyük örneği de, hocası Sokrates’in haksız mahkûmiyeti ve infazıdır. Böyle bir düzende ikna etme kabiliyetleri sonsuz olan demogoglar (laf cambazları) insanların telaşlı, düşüncesiz ve tutkulu ruh hallerini bir araç olarak kullanıp toplumu istedikleri yöne rahatlıkla çevirebilir. Dolayısıyla aklın değil de, heyecanların hâkim olduğu böyle bir yerde, ne insanlar sağlıklı olur ne de devletin kendisi.

Tiranlık

Başta zorba bir hükümdarın bulunduğu bir devlet düzeni, halkının hem zihnini hem de bedenini köleleştireceğinden, en kötü devlet modelidir.

Platon’un kendisine uygun gelmeyen ve hastalıklı olarak değerlendirdiği devlet modellerinin özellikleri incelendiğinde, kendisine uygun gelen devlet modelinin özellikleri de kendiliğinden anlaşılmış olur. Onun zihninde her şeyden önce savaştan arınmış bir toplum düşüncesi hâkimdir; ikincisi servete önem vermeyen ve bu konudaki hırslarına yenilmeyen yöneticilerin ve vatandaşların bulunduğu bir toplumdur. Üçüncüsü, aklıyla değil de duygularıyla hareket eden halkın kararlarının ön planda tutulmadığı bir düzenin hâkimiyetini ister. Dördüncüsü, zorba hükümdarların insanları ezdiği bir düzen yerine, kesinlikle adaletin anlamını bilen ve her türlü düşüncesinde ve davranışında adil davranan yöneticilerin başta olduğu bir devlet onun hayallerini süsler. Bu yüzden onun hayal yöneticisi iyi olanın tek gözetmeni olan filozoftur. Bu yüzdendir ki, filozoflar başa geçmedikçe ya da krallar filozof olmadıkça kötülüklerden arınmış bir devletin gerçekleşmesi imkânsızdır.

Görüldüğü gibi Platon’un zihnindeki devlet, adeta idealar dünyasının gölgeler dünyasıyla birebir kavuştuğu bir devlet modelidir. Yani her şeyin ilk örneğinin, ilk ve kusursuz modelinin madde âleminde apaçık görünür kılındığı bir devlet; iyi’nin, güzel’in, doğru’nun ve adalet’in, kısaca Öz Varlığın dünyaya inip onu baştan sona iyi, güzel, doğru ve adaletli kıldığı bir devlettir. Bütün vatandaşların yöneticilerinden memnun olduğu, uyguladıkları siyasetin meyvelerini teker teker derdiği bir toplum şüphesiz bir idealdir. Ama bu ideale yaklaşma ihtimali de hiç yok değildir. Çünkü insanlar doğuştan itibaren bu ideali yakalayacak şekilde bir eğitim alırlarsa ve aldıkları bu eğitimin hakkını verip toplumda kendilerinden istenen görevleri istenildiği şekilde yerine getirirlerse, böyle bir devlete sahip olmak işten bile değildir. Vatandaşlara gereken eğitimi vermekse toplumun üst sınıflarının işidir.

Bu yüzden bu sınıfa dâhil olanların üst bir eğitimle yetiştirilmeleri ve içlerinden çıkaracakları bilgeleri hem ruhen hem de bedenen mükemmel yetilerle donatmaları gerekir. Bu tür bir eğitimle donanımlı zihinler başa geçtiğinde bir devletin ideası olan adalet, toplumun her kademesinde, ardından da tek tek insanlarda kendisini hissettireceğinden, kimsenin kimseye karşı bir hıncı kalmaz. Düşüncede olan iyi davranışlara da yansır ve sonuçta bir devletten beklenen en önemli sorumluluk da yerine getirilmiş olur. Yani insanlar hem ruhlarında hem de dış dünyalarında mutlu ve refah içinde bir yaşam olanağı bulur, hem kendilerinin hem de diğer insanların güvenliğini her şeyin önünde tutar. Ne kendileri kendilerinin düşmanı kesilir ne de dış düşmanların onları ele geçirmesine izin verir; en önemlisi de yarının kaygısını duymadan, bugünü doya doya yaşayabilir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*