Öteki Zihinler

felsefe Nedir

Zihin felsefesinin ilgili olduğu bir başka konu öteki zihinler sorunudur. Bir kimsenin ağrılar içinde kıvranmakta olduğu düşüncesini doğrulayabilen ya da yanlışlayabilen mümkün gözlem bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, bir kimsenin inlemesi veya feryat etmesi olgusu, kimi fiilî durumlarda, bizim o kişinin acı çektiğinden tam olarak emin olmamız için yeterli olabilir. Ama mantıksal bakış açısından davranış (her ne kadar çoğu insan davranışlarında onun güvenilir olduğu kabulünü temele alsa da) acının mutlak bir kanıtını vermez. Bir robotta bu gibi durumlarda inandırıcı bir biçimde tepki verecek şekilde programlanmış olabilir.

Pek çoğumuz öteki insanların bilinçli olmayabileceklerini benimsemeyi zorlama bir tutum olarak görebilir. Genellikle öteki insanların da zihinleri olduğundan o kadar eminizdir ki, bu konuyla ilgili olarak kesin sonuçlu bir kanıta hiçbir zaman gereksinim duymayız. Çoğumuz kesinlikle öteki insanların hemen her zaman zihinleri olduğu benimseyerek eylemde bulunuruz. Ancak onların zihinleri olduğunu kanıtı nedir?

Kendi zihnimi doğrudan bilirken, öteki insanların düşündüklerini, duyumsadıklarını, bilinçli olup olmadıklarını nasıl bilebilirim? Kendi zihin durumlarımdan kuşku etmezken, bir başkasının zihin durumundan, söz gelimi acı çektiğinden nasıl emin olabilirim. Kendimden yola çıkarak başka insanların zihinlerin de benim gibi olduğunu varsayımı tartışılmaksızın doğru olarak benimsenebilir mi? Diğer insanların insan gibi davranmayı becerebilen robotlar olmadığını nasıl bilebilirim? İşte bu soruların kesin yanıtlarının olmaması öteki zihinler sorununu ortaya çıkarır.

Kendi Açımdan Zihinsel Kavramların Kapsamı

Nasıl oluyor da düşünüm yoluyla elde ettiğim bir kavram, öteki zihinleri de kapsayan bir genelliğe ulaşabiliyor. Söz gelimi, düşünüm yoluyla elde ettiğim zihinsel kavram olan acı başka bireyler açısından da anlaşılabilir oluyor? Acı içindeyim dediğimde bu sözleri duyan biri ne demek istediğimi anlayabilir mi? Kendi içimden elde ettiğim bir kavram olan acı, başka özneler açısından nasıl erişilebilir oluyor?

Wittgenstein Felsefi Soruşturmalar 302’de birinin nasıl acı çektiğini kendi acı çekişim aracılığıyla hayal edebilmek hiç de kolay olmayan bir şey olmadığını söyler. Çünkü hissettiğim acı tarzıyla hissetmediğim bir acıyı hayal etmek zorundayım. Bu bakımdan yapmam gereken, imgelemde bir acıdan diğerine basitçe geçmek değildir. Tıpkı eldeki acıdan koldaki acıya geçmek gibi. Çünkü başkasının bedenindeki bir yerden acı çekmeyi hayal edemem.

Zihinsel Kavramların Genelliği ve Birliği

Öteki insanları gözlemlediğimizi varsayalım. Nasıl davrandıklarına, tepkilerini, konuşma tarzlarına vb. bakıyoruz. Tüm gördüklerimizden yola çıkarak öteki insanların da düşünceleri, duygulanımları vb. olduğu sonucuna ulaşıyoruz. Ancak burada şöyle bir sorun ortaya çıkar: içe bakış yoluyla kendimde elde ettiğim zihinsel kavramlar öteki zihinlere de uygulanabilir kavramlar mıdır yoksa öteki zihinlerdeki kavramlar ayrı kavramlar mıdır? İşte zihinsel kavramların genelliğine ilişkin bu sorun aynı zamanda bu kavramların birliğini de içerir. Strawson’un dile getirdiği gibi “sözlükler bir bilinç durumunu betimleyen her bir ifade için iki anlam öbeği vermezler: birinci tekil kişi ve ikinci tekil kişi” (Strawson (2003) Individuals, s. 99)

O hâlde zihinsel kavramların kullanımı açısından birinci tekil kişi ile öteki kişiler arasında bir uyuşmazlık bulunur mu?

Varsa buradaki uyuşmazlık nereden kaynaklanır?

  1. Kendi acımı biliş tarzımın başkalarının çektiği varsayılan acıları biliş tarzından farklı oluşundan mı?
  2. Acı duygusu kişinin kendi durumunu düşünüm yoluyla bilmesinden mi kaynaklanır?
  3. Acı duygusu yalnızca birinci tekil kişi (ben) konumunda mı bilinir?
  4. Acı kavramını kişinin kendisine uygulama koşullarıyla başkalarına uygulama koşullarının farklı olmasından mı kaynaklanır?

Sonuncu durum geçerli ise farklı acı kavramlarımız olduğunu söyleyebiliriz. Kendimize uyguladığımız kavram ile başkasına uyguladığımız kavram farklı olacaktır. Bir başka nokta burada acıyla ilgili geçerli durumun her türlü zihinsel kavram için de geçerli olup olmadığıdır. Söz gelimi, arzular, istekler, tutumlar için de geçerli midir?

Sorundan Kaçınmak

Öteki zihinler sorunundan kaçınmanın yaygın bir yolu, bu sorunu ortaya çıkaran başlangıç varsayımlarını belirlemek ve bunlara karşı çıkmaktır. Wittgenstein’a göre birinci tekil kişinin kendi acısını doğrulaması, üçüncü tekil kişi olmaksızın anlamlı değildir. Kripke, Wittgenstein’ı onaylayarak şöyle demektedir: “İki kullanım (birinci tekili kişi ve üçüncü tekil kişi) olağan kullanımımızda ayrılmaz biçimde birbirine geçmiştir. Birinci tekil kişi bir başına duramaz” (Kripke (1982) Wittgenstein on Rules and Private Language, s. 135)

Bu açıdan bakıldığında şöyle bir durumun doğru olduğunu düşünmek bir hatadır: Kendi öz durumumu düşünüme (refleksiyona) konu etmekle başlarım böylelikle zihinsel bir kavram elde ederim ve daha sonra kendimden başka kimselere bu kavramı uygularım. Buradaki temel düşünce, temel olarak tek bir türde yükleme o da birinci tekil kişiye yükleme yapma varsayımını reddetmektir.

Strawson ve Davidson’a göre zihinsel kavramlarımızı, eylemlere ve yalnızca bedensel hareketlerle sınırlı olarak düşünülmeyen davranışlara başvurarak anlarız. Zihinsellikle ilgili olan tekillerin eylemleri ve davranışlarının türüne doğrudan erişebiliriz. Bu bakımdan ilk önce ötekilerin bedensel hareketlerine kendimizden benzetme yoluyla erişebildiğimizi düşünmek hatadır.

Ötekilerin Zihnine İlişkin Epistemolojik Sorun

Kendimi, zihnimi bilişimle öteki zihinleri bilişim arasındaki ayrım kendi zihinlerimiz hakkında bildiğimiz tarza ilişkin bir seçik yol olup olmadığı sorununu gündeme getirir. Burada şu sorular ortaya çıkar:

  1. Zihinleri olan başkalarının da bulunduğuna ilişkin sanıyı ne gerekçelendirebilir?
  2. Ne tür şeylerde zihin bulunduğuna ilişkin sanı nasıl gerekçelendirebilir?
  3. Başkalarının zihinsel durumlarına ilişkin sanıyı ne gerekçelendirebilir?
  4. Başkalarının zihinsel durumlarının özellikleri (fenomenal özellikler) hakkındaki sanıyı ne gerekçelendirebilir?

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*