Marksist ve Sosyalist Feminizm(ler) Nedir?

felsefe Nedir

Marksist feminizm kadınların ezilmesinin ve kadın erkek eşitsizliğinin nedeni olarak emeğin kapitalist örgütlenişiyle ekonomi ve aile arasındaki ilişkiyi gören, kadınlar arasındaki sınıfsal farklılıkları vurgulayan bir feminist teoridir.

Marksist feministler kadınların sadece kapitalist sistemde sömürüldüğünü düşünmezler, kapitalizm öncesi toplumlarda da kadının ikincil statüde olduğunu kabul ederler, bu nedenle kadınların özgürleşmesinin sadece kapitalizmin ortadan kalkmasıyla mümkün olmadığını savunurlar (Ecevit, 2011, s.16).

Ancak Marksist feminizme göre kapitalist üretim biçimi içinde kadınlar kapitalizme özgü bir ezilmişlikle karşılaşırlar çünkü ücretli emek alanından dışlanmış ve eviçi emekle sınırlandırılmışlardır (Ecevit, 2011, s.16).

İş gücü piyasalarına girseler bile bir yandan erkeklerden daha düşük ücret ve statüyle, vasıf gerektirmeyen işlerde çalışmak zorunda kalırlar, diğer yandan eve döndüklerinde de temizlik, yemek, çocuk bakımı ve benzeri ev içi işlerini yapmak zorunda kalırlar, üstelik bu eviçi emeklerine evdeki erkekler tarafından el konur.

Sosyalist feminizm Marksist teoriyi kabul eden, ancak radikal ve psikanalitik feminizmlerden de etkilenen, bu teorilerden yararlanarak kadınların ezilmişliğinin hem ekonomik hem de kültürel temellerini sorgulamak gerektiğini savunan bir teoridir. Marksist teorinin eviçi emek konusunu ihmal ettiğini ve ataerkil ilişkilerle kapitalizm arasındaki bağları değişmez nitelikte gördüğünü ileri süren Sosyalist feministler toplumda evin rolü, eviçi emek, eviçi emeğin kapitalizme katkısı, ev ve ailenin ideolojik toplumsallaşmadaki rolü, kadınlarla sınıf arasındaki bağ gibi konulara odaklanmışlardır (Donovan, 2001, s.148).

Eviçi emek tartışması Margaret Benston’un 1969 yılında yayınladığı “Kadınların Kurtuluşunun Ekonomi Politiği” adlı eserle başlamıştır. Ekonominin analizinde ev işinin ciddiye alınması gerektiğini savunan Benston’a göre evde harcanan emeğin ücretli emek olmadığı için işten sayılmaması kadınların ikincil statülerinin maddi temelidir. Bir başka deyişle değerin para tarafından belirlendiği bu toplumda parasız çalışan kadınlar para için çalışan erkekler kadar değer görmez (Donovan, 2001, s.149).

Bu tartışmalar içinde Lise Vogel kullanım değeri ürettiği için ev işinin diğer işlere göre yabancılaşmamış bir iş olduğunu, Susan Sontag ev de dünya arasındaki karşıtlığın sona ermesi gerektiğini ve evin / özel alanın endüstriyel kapitalist bir toplumda yabancılaşmamış tek mekan olduğunu savunmuştur. Eli Zaretsky de kapitalizmin yükselişiyle birlikte toplumsal emek şeyleştiği için kalan tek kişisel ve öznel varolma alanının ev olduğunu, ailenin katı endüstriyel toplumsal dünyadan bir geri çekilme alanı haline geldiğini ve ailedeki kadınlar için iş ve hayatın birbirinden ayrılmadığını, tam tersine birbirinin üzerine çöktüğünü savunmuştur. Sosyalist feministler kadınların ikincil konumunu açıklamak için kapitalist üretim tarzını analiz etmenin tek başına yeterli olmadığını, ataerkil ilişkileri de analiz etmek gerektiğini savunurlar. Örneğin kapitalizmin kendinden önceki çağlardaki eril ve dişil nosyonları devralıp yeniden kurduğunu belirten Gayle Rubin bekaret kemerleri veya Çin’de kadınların ayaklarının küçük kalması için bağlanması gibi olguların emeğin kapitalist örgütlenişiyle ya da işgücünün kapitalist yeniden üretimiyle açıklanamayacağını savunur (Donovan, 2001, s.156-7).

Sosyalist feministler ataerkilliğin kapitalizm öncesinde var olduğunu görürler ama yine de kapitalist sistem içindeki ataerkilliği maddi bir temele oturtmaya çalışırlar. Örneğin Christine Delphy ataerkilliği kadın emeğinin kocalar tarafından sömürülmesi olarak tanımlar. Heidi Hartman da ünlü “Marksizm ve Feminizmin Mutsuz Evliliği” adlı makalesinde kadınların ezilmesinin en önemli ögelerinden birinin ücret farklılığı olduğunu belirterek ataerkilliğin dayandığı maddi temelin erkeklerin kadınların emek gücü üzerindeki denetim olduğunu savunur. Kısacası sosyalist feministler kadınların emek piyasasındaki rolünün sadece kapitalistlerin değil, evde kadınlardan kişisel hizmet alan kocaların ve babaların da çıkarına olduğunu vurgularlar (Donovan, 2001, s.158-9).

Sosyalist feministlerin ilgilendiği konulardan biri de kadınların hangi sınıfa bağlı olduğudur, çünkü klasik Marksist sınıf ayrımının kadınlar söz konusu olduğunda geçerli olmadığını savunurlar. Kadınlar kendileri ücretli bir işte çalışıyorlarsa üretim araçları karşısındaki pozisyonlarına göre sınıfları belirlenebilir, eğer çalışmıyorlarsa ekonomik olarak bağımlı oldukları erkeklerin sınıf statüsüne göre değerlendirilirler. Bu durumda bir kapitalistin karısı boşanırsa proletaryaya dahil olabilir. Psikanalitik feminizmden etkilenen, özellikle Freud’cu teorilerle Marksizmi birleştirmeye çalışan bazı sosyalist feministler ideoloji üzerinde durmuşlardır. Örneğin Nancy Chodorow Zaretsky’nin düşüncelerini daha ileri götürür: kapitalizm kamusal alan ve özel alan arasındaki kopuşu derinleştirmiş, toplumsal üretim alanını evden koparmıştır, kadın evde çalışması ve annelik rolü değersizleştirilmiştir çünkü bunlar parayla ölçülmeyen, parayla değiştirilmeyen işlerdir (Donovan, 2001, s.162).

Juliet Mitchell “Kadınlık Durumu” adlı eserinde kadınların ikincil konumunun işgücü piyasasındaki yerleriyle değil, üretimdeki ve yeniden üretimdeki rolü tarafından, yani cinsellik üzerinde denetimden yoksunluk, üreme sürecine müdahaleden yoksunluk ve çocukların toplumsallaştırılmasındaki rol tarafından belirlendiğini savunur. Mitchell’e göre ataerkiyle mücadele etmek için sadece Marksist stratejiler yeterli değildir, psikanalizle ilgili stratejilerin de kullanılması gerekir (Ecevit, 2011, s.17).

Ataerkilliği maddi temelde analiz eden Hartman ve ideolojik temelde analiz eden Mitchell gibi kapitalizmin ve ataerkilliğin farklı toplumsal ilişki biçimleri olduğunu ve toplumsal cinsiyet analizinde ayrı ayrı ele alınıp daha sonra diyalektik olarak birbirleriyle ilişkilendirilmeleri gerektiğini düşünen feministlerin yaklaşımı İkili Sistemler Teorisi olarak adlandırılır (Ecevit, 2011, s.17, 18).

İkili sistemler teorisi kapitalizmin ve ataerkilliğin ayrı ayrı ama birbirini kesecek şekilde işleyen iki sistem olarak işlediğini varsayar. Kapitalist hiyerarşide kadınların ve erkeklerin farklı pozisyonlara sahip olmasını ancak bu teori ile açıklayabileceğimizi savunan Hartmann (1981, s.19) ataerki ve sermaye arasında güçlü bir ortaklık olduğunu, ancak erkeklerin ve kapitalizmin kadın emeğinin kullanılmasında farklı çıkarları olduğu için bu ortaklığın kaçınılmak bir ortaklık olmadığını belirtir. Diğer taraftan Birleşik Sistemler Teorisi’ne göre ataerkil yapı ve kapitalizm birbirinden ayrı değildir, kapitalist sistemin kendisi ataerkildir, kapitalist ataerkil sistem içinde kadın kapitalizm tarafından sınıf temelli sömürülmekte, ataerki tarafından da baskı altında tutulmaktadır. Diğer bir deyişle ataerki, sermayeyi destekleyen ideolojiler üzerinden işlemektedir, bu nedenle bu teoriye göre Marksizm ve feminizmin birleşmemesi, feminizmin Marksizmi “teslim alması ve dönüştürmesi” (Young, 1981, s.50) gerekir.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3781, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2595

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*