Hume’da İzlenimler ve İdeler

felsefe Nedir

İzlenimler, görme, duyumsama, duygulanma, işitme, tatma, dokunma sırasındaki canlı duyumlardır. İdelere göre daha güçlüdürler.

İdeler ise cansız tasarımlardır. Hume onları, izlenimlerin soluk kopyaları olarak niteler. Hayal gücünün, akıl yürütmenin ya da anımsamanın ürünüdürler. Ne kadar soyut olursa olsun her türlü ide, izlenimlerden kaynaklanır.

Hume bu görüşünü kanıtlamak için renkleri nasıl bildiğimizi gözden geçirme çağırır. Doğuştan görmeyen birisi, hiçbir renk duyumsamadığından ötürü renkleri bilemez. Yani, hiçbir renk idesi bulundurmaz. Bunun gibi işitme engelli birisi sesler hakkında hiçbir fikir edinemez. Öyleyse idelerin kökeninde izlenimler bulunur. Demek ki Hume, ide-izlenim bağıntısı hakkında şu sonuçlara ulaşır:

  1. Bütün ideler önceki izlenimlere geri götürebilir.
  2. Bir organın yokluğunda o organa ilişkin ideler/düşünceler üretilemez.

Bununla birlikte Hume iki algı arasında ayrıma gider. Şöyle der: “düşünce, geçmiş duygu ve duygulanımları olduğu gibi yansıtan sadık bir aynadır fakat bu aynadaki renkler ilk algıların bürünmüş olduğu renklere göre soluk ve sönüktürler.” Görüldüğü gibi bir izlenimin bellekte canlandırılması duyumun bir kopyasını sağlar ancak bu kopya canlı ve güçlü değildir. Bundan ötürü “en canlı ide zayıf duyudan daha aşağıdır” demektedir. Bu düşüncesini verdiği şu örnekle açıklar. Bir öfke anında yapılabilecek olanlar, öfke anı geçtikten sonra o anı düşünerek yapılacak çok farklıdır.

İde-izlenim bağıntısı arasında değinilmesi gereken bir başka nokta öznellik sorunudur. Yani, izlenimler idelerin nedeniyse, aynı olayları yaşayan başka başka kimselerde nasıl farklı düşünceler olabilir? Hume’a göre bu durum algıların farklı olmasından kaynaklanır. Herkesin algısı, son kertede diğer algılardan farklıdır. Böyle olmasaydı herkes aynı düşünürdü.

Peki, izlenimler idelere nasıl dönüşür?

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*