|
Saint Simon Kimdir?
(1760-1825)
19. yüzyılda, bilimsel araştırmaların arttığını, feodal yapı ve
monarşinin ortadan kalktığı sanayi devrimi ile ortaya çıkan yeni bir
üretim tarzının yer aldığını daha önceki bölümlerde incelemiştik.
Sanayi devrimi ile ortaya çıkan o dönemin temel özelliklerini şöyle
sıralayabiliriz:
Sanayi işin bilimsel olarak örgütlenmesi üzerine kurulmuştur. Üretim
alışkanlıklar yerine örgütlenme ile en çok verimi sağlayacak biçimde
düzenlenmiştir. Sanayi üretiminin fabrikalarda toplanması ile yeni bir
olgu olarak ücretle çalışanlar kesimi ortaya çıkmıştır. Çalışanların bir
arada olmaları çalışan ve işveren arasında açık ya da gizli çatışmaları
ortaya çıkarmıştır. İşin bilimsel niteliği sayesinde zenginlik artarken
aşırı üretim bunalımları, yani artan bolluk içinde yoksulluk
görülmektedir. Yoksulluk artarken ise üretilen ekonomik mallar
satılamamakta bu ise üretimde sıkıntılar ortaya çıkarmaktadır.
Diğer taraftan kimi düşünürler ekonomik sistemin değişim özgürlüğü ve
girişimci ile belirginleştiğini, zenginliğin temel koşulunun kar arayışı
ve rekabet olduğunu sürmektedirler, devletin ekonomik işlere az
karışması ile üretim ve zenginliğin artacağını düşünmüşlerdir (Liberal
Ekonomik görüş)
Bu dönemin özelliklerini böylece ana hatları ile özetledikten sonra
şimdi Saint-Simon'u incelemeye başlayabiliriz:
1760 yılında doğan Saint-Simon'un büyük amcası XIV. Louis sarayının
tarihsel anılar yazarıdır. Saint Simon kendini büyük işler başarmak için
yaratılmış olarak görmekte ancak önce hangi alandan başlayacağına karar
verememiştir. Önce subay olmuş ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nda kısa
zamanda albaylığa yükselmiştir. Sonra Nikaragua'da Atlas Okyanusu ile
Büyük Okyanus'u birleştirecek bir proje üzerinde çalışmış, daha sonra
İspanya'da Madrid'i denizle birleştirecek bir kanal projesi üzerinde
çalışmıştır. Fransız İhtilal'i ortaya çıkınca sahip olduğu ünvanlarından
vazgeçmiş olduğunu bildirmesine rağmen tutuklanarak dokuz ay hapis
yatmıştır. Parasını çağının en ünlü bilim adamı düşünürlerini çevresinde
toplamak ve gösterişli bir yaşam sürmek ile harcamıştır. Çok geçmeden
parası tükenip yoksullaşınca bir müddet kendi yanında çalışanların
yardımı daha sonra da arkadaşlarının yardımı ile geçinmiştir.
1802 tarihinden itibaren düşüncelerini yazıp yayımlamaya başlamıştır. Bu
dönemlerde A. Comte'da yazmanlarından biri olarak kendisi ile beraber
çalışmıştır.
Pozitif bilimlerin tüm dalları ile ilgilenen düşünür bu bilimlerin ancak
pozitif bir sosyal ilimin yaratılması ile tamamlanacağına inanmış, bu
ilime ise sosyal fizik adını vermiştir. Simon'a göre fizik bilimi fiziki
olayları önceden görmeyi, onları kontrol altına almayı mümkün kıldığı
gibi sosyal fizik de sosyal olayları önceden görmeyi onları kontrol
altına almayı ve şekillendirmeyi mümkün kılacaktır.
Saint-Simon sosyolojiyi önce teorik olarak kurmayı sonra da uygulamaya
geçerek yaşadığı devirdeki sosyal krizlere ve düzensizliklere çözüm
bulmayı amaçlamaktaydı. Ancak sosyolojinin uygulamalı yönü kendisine
daha cazip geldiği için sosyolojinin sistematiğinden çok, mevcut ve
gelecekteki sosyal sorunlarla uğraşmayı tercih etmiştir. Sosyolojinin
gücüne inanan düşünür bu ilmi yeni bir din haline dönüştürerek sosyoloji
aracılığı ile toplumu yeniden örgütlemeyi planlamıştır. Simon sosyal
sorunların çözümlenmesinde doğa bilimleri için geçerli olan yöntemlerin
kullanılmasını önermiştir.
Saint-Simon'un başlama noktası Fransız İhtilali'nin arkasından Fransa ve
Avrupa'nın durumu ile ilgili görüşleridir. Simon'a göre Fransa'da
toplumun tüm fertleri arasında mevcut düzen alt üst olmuş, anarşi ortaya
çıkmış ve tüm bunlar en cahil kimseye bile düzeni yeniden kurma duygusu
uyandırmıştır. Dolayısıyla asıl meselenin toplumun eski politik
sisteminin çöküşünden yeni olanın tam olarak yerleşmesine kadar geçen
süredeki sıkıntıları ortadan kaldırmak olduğunu düşünmüştür. Bu tespit o
dönemdeki devrimin karşısında olan tüm düşünce akımlarının paylaştığı
bir konu olmuştur. Simon onlardan farklı olarak toplumdaki yeni
kuvvetleri ve toplum bütünleşmesinin yeni temellerini sezmiş, devrimden
sonra ne dini ne de feodal kuvvetlerin toplumu bir arada tutacak güce ve
itibara sahip olmadıklarını ileri sürmüştür. O dönemde Simon'un temel
ilgisi toplumu bir arada tutacak bu gerekli ve organik bağın hangi fikir
ile temin edileceği olmuştur. Simon buna cevap olarak sanayinin
gelişmesini ele alarak amacının sanayiye en müsait olan teşkilatlanma
tarzını oluşturmak olduğunu ileri sürmüştür.
Simon yaşadığı dönemde , feodalizm ile ona uygun hiyerarşik toplumsal
yapıların devrim tarafından ortadan kaldırıldığını, tarımın artık eskisi
gibi hem büyük kazançlar yaratmadığını hem de en önemli doğal iş olarak
görülmediğini gözlemlemiştir. Artık yeni buluşları, seri üretimi ve
doğaya aklın egemenliği ile endüstri ortaya çıkmıştır. Doğa teknikle
birlikte Bacon'ın ancak o zaman gerçekten kullanılan eski formülü
uyarınca insanın hizmetine girmiştir. Böylelikle bilim egemen konumda
olmuştur.
Bu bağlamda Simon, sosyolojiyi insanlar arasındaki ilişkileri teknik
olarak örgütleyecek ve doğa bilimleri endüstri ve tekniği kullanarak
nasıl doğayı insana boyun eğdirip yararlanabilir hale getirdilerse
sosyolojide insanlığın bütünlüğünü sağlayacak olan yeni bir bilim olarak
tanımlamıştır. Derebeyliğin/feodal yapının devrim yolu ile ortadan
kaldırılmasından ve bütün toplumsal bağların çözülmesinden sonra
toplumun yeniden bütünlenme aracı olarak bu bilimsel sosyoloji kavramı,
Saint-Simon'un toplumsal düşüncesinin temeli olmuştur. A. Comte ise daha
sonra bu temel düşüncelere biçim vererek, sistematize etmiştir.
Saint-Simon çağdaşı olan İngiliz ekonomistlerin görüşlerinden de
etkilenerek sosyal düzenin her şeyden önce ekonomik yapıyla belirlendiği
görüşünü benimsemiştir. Böylece Simon, insanlık tarihinin gelişmesinde
yalnızca düşünüş biçimlerinin değil fakat aynı zamanda üretim düzeni,
mal-mülk bölüşümü, servet dağılımı ve sınıfsal tabakalaşmanın da etkili
olduğunu göstermeye çalışmıştır. Üç hal kanununa (toplumların evrimsel
olarak gelişme yasaları) ekonomik bir yön vererek teolojik, metafizik ve
pozitif düşünce safhalarını feodalizm, devrim ve endüstriyel toplum ya
da feodal, liberal, sosyalist ekonomi üçlüsüyle değiştirmiştir. Toplumun
tüm gerçek güçleri sonuç olarak endüstride temellenmektedir. Simon'a
göre endüstri yalnız sanayi tarzı üretimi değil, tüm üretim
faaliyetlerini ifade etmektedir. Böylece Saint-Simon bir çağın
manevi-fikri kültürünün dayandığı temelin ekonomik yapı olduğunu
savunmuştur. Simon'un bu yaklaşımı ise, tarihi maddecilik düşüncesini
ifade etmektedir. Bu nedenle Saint-Simon, sonradan Marx tarafından
geliştirilmiş olan tarihsel materyalizm teorisinin öncüsü sayılmaktadır.
Saint-Simon'un düşüncelerinin ileriki derslerde inceleyeceğimiz Marx'ın
görüşünden farklı olan tarafı Saint-Simon'un teknik-bilimsel ve pozitif
yönden saptanmış endüstriyi bilim adamı, çalışan ve işverenin birliği
olarak görmesidir. Başlangıçta sınıf ayrımını hiç görmemiş daha sonra da
bu ayrım ona hiç önemli gelmemiştir. Saint-Simon, hiç kuşkusuz çağının
ulusal devletlerinin politikasında liberal ekonominin ve mülkiyet
sisteminin sonucu olarak ve aynı zamanda feodal yapının sonucu olan
hiyerarşinin olumsuz yönlerini de görmüştür. Ancak, insanlığın
kurtuluşunu yeni bir devrimden de sınıflar arasında meydana gelecek bir
ayrımdan da beklememiş, sadece bilim, teknik ve endüstride pozitivizmin
evrensel olarak yerleşmesini çözüm olarak öngörmüştür.
Bu anlayış ise Simon'u o dönemin düşünürlerinden Proudhon, Fourier ve
Owen'ın sosyalizmlerinin karşıt bir düşüncesi olarak büyük endüstriye,
sermayelerin bir araya toplanmasına hatta şirketler arası tröstlerin
kurulmasına götürmüştür. Bu öngörü de onu diğer sosyalist düşünürlerden
ayırmıştır.
Simon, 1789 devriminden ziyade asıl değişikliği yaratan unsurun sanayi
devrimi olduğunu ileri sürmüştür. Bundan sonra ilk plandaki kişiler
sanayiciler (bu kavram ile çalışan ve işveren olarak tümünü anlatır) ve
bilim adamları olacaktır. Yeni toplumsal hiyerarşinin kurulması bu
çerçevede olacaktır. Simon bu durumu anlatabilmek için şöyle bir örnek
vermiştir: Bir gece korkunç bir felaket olsa , kral ailesine bağlı olan
kişiler, bakanlar, yüksek dereceli memurlar ölse, toplum için bir yıkım
olmayacaktır, ancak bu felaket esnasında o toplumdaki belli başlı bilim
adamları , sanayiciler, bankacılar ölmüş olsa idi o zaman o toplum için
bu durum bir yıkım olurdu. Çünkü onların yerine hemen kimse konuşamazdı.
Bu ifadeden de anlaşıldığı gibi Simon, endüstri toplumunda başat konumda
olarak bilim adamı ve sanayicileri görmüştür.
Simon'un öngördüğü bu yeni düzen olan endüstri toplumunda herkes
yeteneğine göre kazanacak ve çalışmanın kutsal niteliği nedeniyle
çalışanların saygınlığı artacaktır. Bu düzende çalışmayanlara yer
verilmemektedir. Simon bu toplumsal yapıda teknisyen, maliyeci,
bankacılardan meydana gelen bir teknokratların yönetimini öngörmüştür.
Simon'da görüldüğü gibi, sosyoloji politik icraata( işleyişe) yol
göstermek amacında olan araç konumundadır. Simon gelecekteki devlet
biçiminin belirlenmesinde ilmi temellere dayanılması gerektiğini
söylemiş, bu konuda sosyolojinin yardımına güvenmiştir.
Simon'a göre devletin asıl görevi toplum için faydalı işlerin
engellenmemesini sağlamak, toplumun istekleri doğrultusunda karar
alınmasına imkan tanımak, çalışanlarını değerini bilmek tarzında
olmalıdır. O zaman üretici işinin karşılığını sadece tüketicilerle olan
bağlantısı ile halledebilecek, böyle olunca da sınıflar arası mücadele
ve hükmetme arzusu son bulacaktır. Simon'un görüşleri İngiliz
Liberalizmini, Rus Sosyalizmini ve İtalyan Nasyonalizmini etkilemiştir.
Ayrıca Lütfen Bakınız:
Saint Simon Kimdir? 2
Saint Simoncular ve Kadın
|