Akıl Yürütme ve Argümantasyon

Akıl yürütme, en genel anlamıyla doğru kabul edilen yargılara dayanarak onlardan yeni yargılar çıkarma işlemidir. Geçerli ve güvenilir bir akıl yürütmenin (çıkarımın) temel aldığı iddia (sav) ve içerdiği yargı, akıl yürütmenin bütünlüğü içinde mantıkça tutarlı önermelerden oluşmalıdır. Aksi hâlde en yalın düşüncelerden en karmaşığına kadar geçerli bir çıkarıma ulaşmak imkânsızdır. Dolayısıyla çıkarımın geçerlilik koşullarını sağlaması gerekir.



Argümanlar, önermelerden oluşup daha üstte belli görüşlere dayanmakta veya onlara kaynaklık etmektedir. En yaygın akıl yürütme biçimleri tümdengelim, tümevarım ve analojidir. Argümantasyon ve akıl yürütmede hem sürecin hem de sonucun doğruluk ve geçerliliği dikkate alınmaktadır.

Görüş

Genel olarak görüş; insanın olay, varlık veya ortaya atılan düşüncelere dair bir anlayış geliştirmesi olarak tanımlanabilir. Anlayış geliştirme, kişinin hayatı anlaması ve hayata dair ilke ve kurallar koyabilmesidir. Görüşlerin oluşmasını eğitim, yaşam çevresi, inançlar, kültürel ve ahlaki normlar, ekonomik-sosyal durum, edinilen deneyim ve bilgiler etkiler. Bu etkenler aynı zamanda insanların kendilerine özgü bakış açıları geliştirmelerine de imkân sağlar. Farklı görüşler, aynı olay veya durumların farklı şekillerde algılanmasına ve yorumlanmasına neden olur. Görüşler, yargıda bulunulan alanlara göre de siyasi, ahlaki, dinî, bilimsel, sanatsal ve felsefi görüş gibi çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir.

Görüşlerin bir kısmı kalıp yargı veya ön yargılardan oluşabilir. Hiçbir kalıp yargı veya ön yargı geçerli bir argümantasyona temel oluşturamaz. Görüşler, bununla beraber onlardan oluşturulan yargıların içeriğini belirler.

Önerme

Doğru veya yanlış bir yargı bildiren cümlelere önerme denir. Yargı biçimi olarak önerme, kavrama başka bir kavram yüklemek ya da bir kavramı başka bir kavram altında sınıflandırmaktır. Örneğin “İnsan akıllı bir canlıdır.” yargısında insan, akıllı ve canlı sınıfı içinde konumlandırılmaktadır.

Önerme, sadece yargı bildiren cümlelerden oluşur. Dolayısıyla her cümle önerme olamaz. “Kalem mavidir.” cümlesi yargı bildirdiği için aynı zamanda önermedir. İstek, emir, soru ve ünlem yapısında kurulan cümleler ise önerme değildir. Bunlar, bir konu üzerine yargı bildirmeyen ifadelerdir. Bununla birlikte istatistiki önermeler anlam olarak “olasılık” bildirir şekilde kurulmaktadır.

Önermeler; yargının niceliği bakımından tekil, tikel ve tümel olarak üçe ayrılır. Tekil önermede bulunan yargı tek bir özneyi, tikel önermede bulunan yargı birden fazla özneyi ilgilendirir. Tümel önermede ise yargı, konusu olduğu bütün özneleri içerir.

Örnekler

Ali ölümlüdür. (Tekil)
Bazı insanlar gözlüklüdür. (Tikel)
Bütün ağaçlar bitkidir. (Tümel)




Argüman

Argüman, belli kanıtlara dayanarak ortaya çıkarılan yeni bir yargıdır. Sonuç önermesine destek olan önerme veya önermelere öncül adı verilir. Öncüllerden sonuca varma işlemine argümantasyon denir. Sonuç, yeni bir yargıdan oluşabilir. Burada önemli olan öncüllerin sonuç yargısına dayanak oluşturmasıdır.

Örnek

1. Öncül önerme: Üniversite sınavında başarılı olmak istiyorsanız planlı çalışmalısınız.

2. Öncül önerme: Planlı çalışmak, zihni yöntemli çalışmaya yönlendirir.

Sonuç önermesi: O hâlde sınavda başarılı olanlar zihinlerini yöntemli çalışmaya yönlendirebilenlerdir.


Yukarıdaki örnekte verilen önermeler tek başına argümanı temsil etmez. Argüman, önermeler zinciri hâlinde bulunur ve pek çok sayıda önermeden oluşabilir. Önerme seti içinde hiçbir önerme birbiriyle çelişmiyorsa biçimsel geçerlilik taşıyabilir ama bu onun geçerli bir argüman olması için yeterli değildir.

Argümanın geçerli olabilmesi, önermelerin verdiği bilginin doğru olmasını da gerektirir. Yani bir argümanın geçerliliği, mantık ve bilgi açısından doğru olmasına bağlıdır. Bunlardan biri eksikse o argüman zayıf veya geçersizdir. Bir argüman, “sağlam” ile “ikna edici olmayan” arasında farklı düzeylerde nitelendirilebilir.

Argüman konusunda diğer bir husus da argümanın kasten hileli kurulmasıdır. Eğer bir argüman, karşı görüşü çürütmek için onu söyleyenin kişiliğine saldırı içeriyorsa, onu şaşırtmak için mantık dışı sorulardan oluşuyorsa, bilerek ve istenerek ustaca tutarsız şekilde kuruluyorsa bunlar tartışmayı kazanmak için öne sürülen hileli argümanlar (safsata, sofistik) olarak kabul edilir.



Tümdengelim, Tümevarım ve Analoji

İnsanların düşünceleri farklı olsa da düşünme biçimleri benzerdir. Bu benzerlik, genel olarak akıl yürütme şeklinden kaynaklanır. Akıl yürütme, en az iki yargı arasında birini diğerinin kanıtı olarak görüp bunlardan sonuç çıkarma işlemidir. Akıl yürütme, düşünme ve yeni bilgi oluşturmada mantıksal geçerlilik ve tutarlılığı sağlayan önemli bir unsurdur. Akıl yürütmenin yaygın üç türü vardır: tümdengelim, tümevarım ve analoji.

Tümdengelim (Dedüksiyon): Tümel bir önermeden tümeli veya tümelden tikel bir önermeyi çıkaran akıl yürütme biçimidir. Tümdengelim, öncüller doğru olarak kabul edildiğinde sonucun zorunlu olarak çıktığı tek akıl yürütme biçimidir. Bu bağlamda en güçlü argümanlar tümdengelim ile ortaya konur. Günlük hayatta sıkça kullanılan pek çok akıl yürütmede tümdengelimden yararlanılır.

Örnek

1. Öncül önerme: Bütün çiçekler bitkidir.
2. Öncül önerme: Bütün güller çiçektir.
Sonuç önermesi: O hâlde bütün güller de bitkidir.


Yukarıdaki argüman tümelden tümele doğru kurulmuştur.

Örnek

1. Öncül önerme: Tüm kuşlar uçar.
2. Öncül önerme: Serçe bir kuştur.
Sonuç önermesi: O hâlde serçe de uçar.


Yukarıdaki argüman tümelden tikele doğru kurulmuştur.

Tümevarım (Endüksiyon): Tek tek olay ve olgulardan genel yasalara veya tikel önermeden hareketle tümel önermeye doğru giden akıl yürütme biçimidir. Sonuçları kesin olmamakla birlikte güvenilirdir.

Örnek

1. Öncül önerme: Metal olan demir ısıtılınca genleşir.
2. Öncül önerme: Metal olan bakır ısıtılınca genleşir.
3. Öncül önerme: Metal olan alüminyum ısıtılınca genleşir.
4. Öncül önerme: Metal olan çinko ısıtılınca genleşir.
Sonuç önermesi: O hâlde bütün metaller ısıtılınca genleşir.




Analoji (Benzeşim): İki farklı nesne veya önerme arasındaki benzerliklere dayanarak çıkarım yapma işlemidir. Biri için ifade edilen benzerliğin diğeri için de geçerli olmasına dayanır. Bir tür benzetme olan analojinin tek başına akıl yürütme olup olamayacağı tartışmalı bir konudur. Analojik akıl yürütmenin tümdengelim veya tümevarıma benzeyen yönleri olmasına rağmen analojide genelleme yapılamaz. Analojide olgu veya nesnelere ilişkin yargılardan yine olgu veya nesnelere ilişkin sonuçlara varılır.

Örnek

1. Öncül önerme: Dünya’da ve Mars’ta atmosfer vardır.
2. Öncül önerme: Dünya’da yaşam vardır.
Sonuç önermesi: O hâlde Mars’ta da yaşam bulunabilir.


Tutarlılık ve Çelişiklik

Bir görüşün güçlü olması, o görüşü ortaya koyan argümanların geçerliliğine bağlıdır. Argümanların geçerliliği, öncüllerin doğru ve tutarlı olmasıyla birlikte çelişki barındırmamasıyla mümkündür. Bu durum, önermelerin içerikleri kadar argümanların akıl ve mantık kurallarına uygunluğunu da gerektirir.

Geçerlilik, argümanın sonucunun doğru olması için öncüllerin zorunlu olarak doğru olmasını gerektirdiği gibi sonucun öncüllerden zorunlu olarak çıkması anlamına da gelir.

Koşullu Öncül: Felsefe okursam sorgulayıcı olurum.
Koşul: Felsefe okudum.
Koşula Bağlı Olan: O hâlde sorgulayıcı oldum.


Ancak öncülleri doğru olan her argümanın sonucu geçerli değildir.

Koşullu Öncül: Felsefe okursam sorgulayıcı olurum.
Koşula Bağlı Olan: Sorgulayıcı oldum.
Koşul: O hâlde felsefe okudum.


Buradaki geçerlilik problemi, koşullanmış olanın koşul olana kanıt tutulmasından kaynaklanmaktadır.

Tutarlılık, argümanın ya da argümanı oluşturan önermelerin kendi içinde veya birbiriyle olan uygunluğudur. Tutarlılık, argümanın akıl ve mantık kurallarını dolaylı olarak içeren ve olgusal açıdan kabul edilebilir bir gerekçeye dayanmasıdır.

Çelişiklik, özneleri ve yüklemleri aynı olmasına rağmen nitelik ve nicelik bakımından farklı yapıda iki önermenin birbiriyle aynı anda tutarlı olmamasına denir. Örneğin “Her üçgen üç kenarlı bir şekildir.” yargısı, “Bazı üçgenler üç kenarlı değildir.” yargısıyla çelişir. Çünkü birincisi tümel olumlu bir önermeyken ikincisi tikel olumsuz bir önermedir. Eğer çelişiklik bir argümanı oluşturan önermeler arasında gerçekleşirse o argüman da çelişik olur ve geçerli değildir.



Gerçeklik ve Doğruluk

Kelime anlamına göre gerçeklik, var olan her şeydir. Başka bir deyişle hakikatin kendisidir, gerçek olandır. Gerçeklik, bilgi türlerine göre farklı anlamlar içerir. Örneğin bilimsel bilgiye göre gerçeklik deneye konu olabilen varlıklarla ilişkilidir ve olguların genellemelerine dayalı bir yasallılık ile ifade edilir (tümevarım). Felsefi bilgide gerçeklik için duyuları aşan akıl ve ruhsal ögeler de kabul edilir. Bu durumdan hareketle somut gerçekliğin yanında soyut gerçekliğin de olduğu söylenebilir. Somut gerçeklik insan zihninden bağımsız olarak var olan, varlığı insana bağlı olmayan maddesel gerçekliklerdir. Soyut gerçeklik ise bizzat insanın akılsal ve ruhsal yönüne bağlı olan gerçekliklerdir. Bir çınar ağacı somut gerçekliğe, matematiksel temel önermeler soyut gerçekliğe örnek gösterilebilir.

Gerçekliğin bir bilgi durumunu işaret etmesi doğruluk kavramını ortaya çıkarır. Söylenen bir söz gerçeklik ile örtüşüyorsa o söz için doğrudur denilir. Bir şeyin doğru olması, işaret ettiği gerçekliğin bir kısmını veya tamamını yansıtmasıyla ilişkilidir. Doğruluk, iki anlamı olan bir kavramdır: olgusal (içerikli) ve formel (biçimsel) doğrulama. Olgusal doğrulama; bir yargının, önermenin gerçeklikle yani yöneldiği nesne ile uyuşmasıdır. “Güneş, her gün doğar ve batar.” yargısı gerçeklikle uyuştuğu için doğrudur. Buna bilgi doğruluğu da denir. Doğruluğun diğer bir anlamı olan formel doğrulama ise düşüncenin kendi içinde çelişmemesi, tutarlı olması hâlidir. “Üçgenin iç açılarının toplamı 180 derecedir.” yargısı kendi içinde tutarlı olduğu için doğrudur. Bu durumsa mantık doğrusu olarak ifade edilir.

Örnek

Olgusal doğruluk: Su yeterince ısıtılırsa kaynar.
Formel doğruluk: Bekarlar evli değildir.
Ahmet de bekardır.
O hâlde Ahmet evli değildir.




Felsefede Temellendirme

Yaşantısında pek çok sorunla karşılaşan insan, çözüme yönelik cevapların doğruluğundan şüphe duyduğunda birtakım yollar izler: “Dışarıda yağmur yağıyor mu?” sorusuna verilen cevaptan şüphe duyduğunda dışarıya yönelir ve cevabın doğruluğuna bakar. Bazı sorulara verilen cevapların doğruluğu ise birtakım bilimsel araştırmalar sonucunda öne sürülen açıklamaları gerektirir. “Havaya atılan cisimler neden yere düşüyor?” sorusuna verilen cevapların doğruluğu bu türdendir.

Yukarıda söz edilen sorulara verilen cevapların doğru olması farklı yöntem veya teknikler gerektirse de bunlar kanıtlayıcı ölçütlere dayandıkları için cevabın geçerliliğini de sağlar. Bir soruya verilen cevap arayışı bu ölçütlere sahip olmayabilir ve geçerlilikleri için başka türden yol ve yöntemler gerekebilir. “Ben kimim?”, “Kendimi tanıyor muyum?”, “Herkes için geçerli ahlak kuralları olabilir mi?”, “Hayatın amacı ne olmalıdır?”, “Aşk nedir?”, “En iyi yönetim biçimi hangisidir?”, “Her şeyin bir nedeninin olması zorunlu mudur?” gibi hayatın ana problemlerine yönelik sorulara verilen cevaplar bu türdendir ve onların doğru olup olmadığına bilimsel yöntemlerle açıklama getirilemez. Bu tip sorulara yönelik anlamlı çözümleme girişimleri felsefeden beklenebilir ve onun izlediği yönteme de temellendirme denir.

Felsefede temellendirme denince öncelikle gelişigüzel bir açıklama değil akıl yürütme, ele alınan soruna ilişkin kanıtlama veya çürütme anlaşılır. Felsefede temellendirme, düşüncenin ya da görüşün dayanaklarını göstermeyle ya da gerekçelerini ortaya koymayla yapılır. Temellendirme yoluyla ele alınan soruna ilişkin bilgi ya da görüşler incelenir, daha sonra akıl ve mantık ilkeleri yardımıyla tutarlı hâle getirilir. Kısacası problem, ayrıntılı olarak betimlenir ve düşüncelerin ortaya konması sağlanır. Filozofun probleme yönelik temellendirme yaparak ulaşmış olduğu cevabın doğruluğuna, yapmış olduğu temellendirmenin yapısal tutarlılığına bakılarak karar verilir. Filozofun temellendirmesinin geçerliliği en azından buna bağlıdır.

Hiçbir filozof, felsefede temellendirmeyle kesin yargılarda bulunarak “Bu problemin kesin çözümü budur. Ben bu problemi çözdüm.” dememelidir, dese bile başka temellendirme ve çözüm yollarını engelleyemez. Filozofların felsefi problemlere yönelik -matematikçilerde olduğu gibi- nihai çözüm formülleri yoktur. Filozoflar, temellendirmeyle problemlere yönelik kendi eleştirel görüşlerini felsefede mantıksal olarak gerekçelendirir. Filozof, problemi temellendirir ve onu betimler. Bu açıdan filozof, felsefede temellendirmeyle probleme yönelik görüşlerinin gerekçelerini ortaya koymaya çalışmaktadır.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve "Sosyolojiye Giriş" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM), MEB Felsefe Ders Kitabı