Akıl Yürütme ve Argümantasyon

Akıl yürütme, en genel anlamıyla doğru kabul edilen yargılara dayanarak onlardan yeni yargılar çıkarma işlemidir.



Geçerli ve güvenilir bir akıl yürütmenin (ya da başka bir deyişle çıkarımın) temel aldığı iddia ve içerdiği yargı, mantıkça tutarlı önermelerden oluşmalıdır. Aksi hâlde en yalın düşüncelerden en karmaşığına kadar geçerli bir çıkarıma ulaşmak imkânsız olacaktır. Dolayısıyla çıkarımın geçerlilik koşullarını sağlaması gerekir.

Argümanlar, önermelerden oluşup daha üstte belli görüşlere dayanmakta veya onlara kaynaklık etmektedir. En yaygın akıl yürütme biçimleri tümdengelim, tümevarım ve analojidir.



Görüş Nedir?

Genel olarak görüş; insanın olay, varlık veya ortaya atılan düşüncelere dair bir anlayış geliştirmesi, bu olay, varlık veya düşünce üzerinde bir yargıya varması ve bir fikir üretmesi olarak tanımlanabilir. Anlayış geliştirme, kişinin hayatı anlamlandırabilmesi ve hayata dair ilke ve kurallara dair açıklamalar getirebilmesidir. Görüşlerin eğitim, yaşam çevresi, inançlar, kültürel ve ahlaksal kurallar vb. etkenlerce şekillenmektedir. Bu etkenler aynı zamanda insanların kendilerine özgü bakış açıları geliştirmelerine de imkân sunmaktadır. Farklı görüşler, aynı olay veya durumların farklı şekillerde algılanmasına ve yorumlanmasına neden olmaktadır. Görüşler, yargıda bulunulan alanlara göre de siyasî, ahlakî, dinî, bilimsel, sanatsal ve felsefi görüş gibi çeşitli şekillerde sınıflandırılabilmektedir. 

- Önerme nedir?

Argüman

Argüman, belli kanıtlara dayanarak ortaya çıkarılan yeni bir yargıdır. Sonuç önermesine destek olan önerme veya önermelere öncül adı verilir. Öncüllerden sonuca varma işlemine argümantasyon denir. Sonuç, yeni bir yargıdan oluşabilir. Burada önemli olan öncüllerin sonuç yargısına dayanak oluşturmasıdır.

Örnek

1. Öncül önerme: Kitap okumanın yaşamınıza katkı sağlamasını istiyorsanız okuduklarınızı yorumlamalısınızdır.

2. Öncül önerme: Okuduklarını yorumlamak, insana geniş bir yaşamsal ufuk kazandırmaktadır.

Sonuç önermesi: O hâlde okuduğu kitaplarla hayatına katkı sağlayanlar, yaşamlarına geniş bir ufuk kazandıranlardır.




Yukarıdaki örnekte verilen önermeler tek başına argümanı temsil etmez. Argüman, önermeler zinciri hâlinde bulunur ve pek çok sayıda önermeden oluşabilir. Önerme seti içinde hiçbir önerme birbiriyle çelişmiyorsa biçimsel geçerlilik taşıyabilir ama bu onun geçerli bir argüman olması için yeterli değildir.

Argümanın geçerli olabilmesi, önermelerin verdiği bilginin doğru olmasını da gerektirir. Yani bir argümanın geçerliliği, mantık ve bilgi açısından doğru olmasına bağlıdır. Bunlardan biri eksikse o argüman zayıf veya geçersizdir. Bir argüman, “sağlam” ile “ikna edici olmayan” arasında farklı düzeylerde nitelendirilebilir.

Argüman konusunda diğer bir husus da argümanın kasten hileli kurulmasıdır. Eğer bir argüman, karşı görüşü çürütmek için onu söyleyenin kişiliğine saldırı içeriyorsa, onu şaşırtmak için mantık dışı sorulardan oluşuyorsa, bilerek ve istenerek ustaca tutarsız şekilde kuruluyorsa bunlar tartışmayı kazanmak için öne sürülen hileli argümanlar (safsata, sofistik) olarak kabul edilir.

Tümdengelim, Tümevarım ve Analoji

- Tümdengelim nedir?
- Tümevarım nedir?
- Analoji nedir?



Tutarlılık ve Çelişiklik

- Tutarlılık nedir?
- Çelişiklik nedir?



Gerçeklik ve Doğruluk

Kelime anlamına göre gerçeklik, var olan her şeydir. Başka bir deyişle hakikatin kendisidir, gerçek olandır. Gerçeklik, bilgi türlerine göre farklı anlamlar içerir. Örneğin bilimsel bilgiye göre gerçeklik deneye konu olabilen varlıklarla ilişkilidir ve olguların genellemelerine dayalı bir yasallılık ile ifade edilir (tümevarım). Felsefi bilgide gerçeklik için duyuları aşan akıl ve ruhsal ögeler de kabul edilir. Bu durumdan hareketle somut gerçekliğin yanında soyut gerçekliğin de olduğu söylenebilir. Somut gerçeklik insan zihninden bağımsız olarak var olan, varlığı insana bağlı olmayan maddesel gerçekliklerdir. Soyut gerçeklik ise bizzat insanın akılsal ve ruhsal yönüne bağlı olan gerçekliklerdir. Bir çınar ağacı somut gerçekliğe, matematiksel temel önermeler soyut gerçekliğe örnek gösterilebilir.

Gerçekliğin bir bilgi durumunu işaret etmesi doğruluk kavramını ortaya çıkarır. Söylenen bir söz gerçeklik ile örtüşüyorsa o söz için doğrudur denilir. Bir şeyin doğru olması, işaret ettiği gerçekliğin bir kısmını veya tamamını yansıtmasıyla ilişkilidir. Doğruluk, iki anlamı olan bir kavramdır: olgusal (içerikli) ve formel (biçimsel) doğrulama. Olgusal doğrulama; bir yargının, önermenin gerçeklikle yani yöneldiği nesne ile uyuşmasıdır. “Güneş, her gün doğar ve batar.” yargısı gerçeklikle uyuştuğu için doğrudur. Buna bilgi doğruluğu da denir. Doğruluğun diğer bir anlamı olan formel doğrulama ise düşüncenin kendi içinde çelişmemesi, tutarlı olması hâlidir. “Üçgenin iç açılarının toplamı 180 derecedir.” yargısı kendi içinde tutarlı olduğu için doğrudur. Bu durumsa mantık doğrusu olarak ifade edilir.

Örnek

Olgusal doğruluk: Su yeterince ısıtılırsa kaynar.
Formel doğruluk: Köpekler solungaçlı değildir.
Babi de bir köpektir.
O hâlde Babi solungaçlı değildir.




Felsefede Temellendirme

Yaşantısında pek çok sorunla karşılaşan insan, çözüme yönelik cevapların doğruluğundan şüphe duyduğunda birtakım yollar izler: “Dışarıda yağmur yağıyor mu?” sorusuna verilen cevaptan şüphe duyduğunda dışarıya yönelir ve cevabın doğruluğuna bakar. Bazı sorulara verilen cevapların doğruluğu ise birtakım bilimsel araştırmalar sonucunda öne sürülen açıklamaları gerektirir. “Havaya atılan cisimler neden yere düşüyor?” sorusuna verilen cevapların doğruluğu bu türdendir.

Yukarıda söz edilen sorulara verilen cevapların doğru olması farklı yöntem veya teknikler gerektirse de bunlar kanıtlayıcı ölçütlere dayandıkları için cevabın geçerliliğini de sağlar. Bir soruya verilen cevap arayışı bu ölçütlere sahip olmayabilir ve geçerlilikleri için başka türden yol ve yöntemler gerekebilir. “Ben kimim?”, “Kendimi tanıyor muyum?”, “Herkes için geçerli ahlak kuralları olabilir mi?”, “Hayatın amacı ne olmalıdır?”, “Aşk nedir?”, “En iyi yönetim biçimi hangisidir?”, “Her şeyin bir nedeninin olması zorunlu mudur?” gibi hayatın ana problemlerine yönelik sorulara verilen cevaplar bu türdendir ve onların doğru olup olmadığına bilimsel yöntemlerle açıklama getirilemez. Bu tip sorulara yönelik anlamlı çözümleme girişimleri felsefeden beklenebilir ve onun izlediği yönteme de temellendirme denir.

Felsefede temellendirme denince öncelikle gelişigüzel bir açıklama değil akıl yürütme, ele alınan soruna ilişkin kanıtlama veya çürütme anlaşılır. Felsefede temellendirme, düşüncenin ya da görüşün dayanaklarını göstermeyle ya da gerekçelerini ortaya koymayla yapılır. Temellendirme yoluyla ele alınan soruna ilişkin bilgi ya da görüşler incelenir, daha sonra akıl ve mantık ilkeleri yardımıyla tutarlı hâle getirilir. Kısacası problem, ayrıntılı olarak betimlenir ve düşüncelerin ortaya konması sağlanır. Filozofun probleme yönelik temellendirme yaparak ulaşmış olduğu cevabın doğruluğuna, yapmış olduğu temellendirmenin yapısal tutarlılığına bakılarak karar verilir. Filozofun temellendirmesinin geçerliliği en azından buna bağlıdır.

Hiçbir filozof, felsefede temellendirmeyle kesin yargılarda bulunarak “Bu problemin kesin çözümü budur. Ben bu problemi çözdüm.” dememelidir, dese bile başka temellendirme ve çözüm yollarını engelleyemez. Filozofların felsefi problemlere yönelik -matematikçilerde olduğu gibi- nihai çözüm formülleri yoktur. Filozoflar, temellendirmeyle problemlere yönelik kendi eleştirel görüşlerini felsefede mantıksal olarak gerekçelendirir. Filozof, problemi temellendirir ve onu betimler. Bu açıdan filozof, felsefede temellendirmeyle probleme yönelik görüşlerinin gerekçelerini ortaya koymaya çalışmaktadır.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve "Sosyolojiye Giriş" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM), MEB Felsefe Ders Kitabı