Varoluş ve Bilgi Problemi

Felsefe Genel
Felsefe Genel

İlk gerçek filozoflar bundan 2500 yıl kadar önce antik Yunan’da ortaya çıktıklarında, merak duyularını uyandıran ilk şey yaşadıkları ve bütün hayatlarını çevreleyen dünya olmuştu.

Yeryüzünü ve onu dolduran çeşitli yaşam türlerini; Güneş’i, Ay’ı, görünebilen gezegenleri ve yıldızları; iklimleri, depremleri ve Ay ve Güneş tutulmalarını gördüler. Bütün bunları açıklamak için tanrılar hakkındaki geleneksel mitlerin ve efsanelerin yetersiz olduğunu fark etti ve meraklarını ve zekalarını tatmin edecek bir şeylerin peşine düştüler. İşte bu ilk filozofları meşgul eden ilk soru: “Evren neden yapılmıştır?” idi ve bu soru çok geçmeden genişleyerek: “Var olan her şeyin doğası nedir?” halini aldı. Bu, günümüzde felsefenin metafizik adını verdiğimiz alanına ait bir soru biçimidir.

Her ne kadar orijinal sorunun büyük kısmı modern bilim tarafından cevaplandıysa da “Hiçbir şey olmayacağına nasıl oluyor da bir şeyler oluyor?” gibi metafizikle ilgili sorular o kadar basitçe cevaplanacak türden değildir. Bizler de evrenin bir parçası şeklinde var olduğumuz için metafizik aynı zamanda insan varoluşunun doğasını ve bilinçli bir varlık olmanın ne anlama geldiğini de değerlendirir. Etrafımızdaki dünyayı nasıl algılıyoruz ve her şey bizim algımızdan bağımsız var olabilir mi? Zihnimiz ve bedenimiz arasındaki ilişki nedir ve ölümsüz ruh diye bir şey var mıdır? Metafizik alanı varoluşla ilgili sorularla uğraşır, ontoloji Batı felsefesinin çoğunun temellerini oluşturur.

Bir zamanlar filozoflar genelgeçer bilgileri mantık testinden geçirmeye kalkıştılar ve başka bir temel soru ortaya çıktı: “Nasıl biliyoruz?” Doğa incelemeleri ve bilginin sınırları felsefenin ikinci önemli dalını, epistemolojiyi oluşturdu. Epistemolojinin merkezinde bilgiyi nasıl kazandığımız, bildiklerimizi nasıl bildiğimiz; bazı (ya da tüm) bilginin doğuştan mı geldiği ya da yaşayacak mı öğrendiğimiz bulunur. Yalnızca mantık yürüterek bir şeyler bilebilir miyiz? Doğru akıl yürütmek için bilgimize güvenmeye ihtiyaç duyduğumuzdan bunlar felsefi düşünce için can alıcı sorulardır. Aynı zamanda bilgimizin alanını ve sınırlarını belirlemeye de ihtiyaç duyarız. Aksi halde bildiğimizi düşündüklerimizi gerçekten bilip bilmediğimizden ve ona duyularımızla inanmakla bir şekilde “kandırılmadığımızdan” emin olamayız.

Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve “Sosyolojiye Giriş” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (ÖmerYILDIRIM)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*